Nasıl hatırlanmak istersiniz?



Geçen oturmuş gene derin derin tefekkür ediyor; sadece parçası olduğum verili evrenin değil, (varlığına dair kozmolojinin bazı bilimsel argümanlar / varsayımlar ürettiği, bilim kurgu literatürünün ise kendisine dair sayısız spekülatif iddia içerdiği) sonsuz sayıdaki bütün o paralel evrenlerin tamamının da dertlerine derman, sorularına cevap, sıkıntılarına çözüm bulmaya çalışıyorum, derken efenim.... 

Şaka, şaka))) öyle olmadı tabii; 'o soru' birdenbire geliverdi aklıma ve onu sizlerle de paylaşmak istedim. 

Mutlaka sizin de aklınıza gelmiştir ve hakkında düşünmüşsünüzdür onun. Bahse konu soru şuydu muhterem kârim: 'yaşarken ve tabii terk-i dünya ettiğinizde nasıl hatırlanmak isterdiniz?' sahi, buna dair cevabınız nedir sizin?

Ben bu soruya dair epeyce düşündüm doğrusu ve o düşünme sürecimin hasılasını da aşağıda özetledim:

***Her şeyden önce vicdanlı, merhametli, izânlı, haddini bilen ve adil birisi olarak;
***Sadece parçası olduğumuz evrenin değil, paralel bütün evrenlerin canlı ve cansız bütün antitelerinin / fenomenlerinin frekanslarını yakalamaya ve anlamaya gayret eden birisi olarak;
***İnsanlarla sohbeti çok seven, muhabbeti faydalı bulunarak beğenilen birisi olarak;
***Türkiye'nin (meseleye vakıf bazıları buna dünyanın dese de, bu denli iddialı konuşmaktan hoşlanmadığımdan, o opsiyonu öne çıkarmayı itici buluyorum) ilk ve tek haftalık kitap müzayedesi + kültür performansının müellifi ve eyleyicisi olarak;
***Saplantı düzeyinde meraklı ve sorgulayan; bu bağlamda günde (ortalama) 10 saat okumadı mı eksiklik hisseden birisi olarak;
***Öğrenmeyi ve öğrenciliği varoluşsal ve ontik bir yaşam kipi kılmış birisi olarak;
***'Evrenin (evrenlerin?) dışında ne var?', 'niçin 'hiçbir şey' değil de 'Bir Şey' var?' bağlamındaki soruların sürekli zihninde dolaştığı birisi olarak;
***'Bilinirci (gnostik)', 'bilinemezci (a-gnostik)' ya da' şüpheci (sceptical)' diye tarif ve tavsif edilen felsefi duruşların ontik ve epistemik düzlemlerdeki temellendirilmelerini muhkem bir şekilde yapabilmeyi başaran birisi olarak hatırlanmayı isterim efendim.


Kendi açımdan, hem alabildiğine (adeta 'ağyarını mani, efradını câmi' deyişininin tecessüm etmiş bir görüngüsünün telifi imişçesine) mufassal; hem de olabildiğince (bir kelime bile çıkarıldığında eksik / noksan, bir kelime dahi eklendiğinde ise uzun, sarkmış diye nitelenebilecek bir kıvamda ve tam kararında olacak şekilde) muhtasaren cevaplamaya çalıştıktan sonra; nihayet kendi kendimle yaptığım bu comtemplative muhasebe ve musahabeyi itmam ediyor, akabinde de size dönüyor ve diyorum ki:

birisi size 'nasıl hatırlanmak isterdiniz?' demiş olsaydı şayet, ne cevap verirdiniz ona?

Buyurun efendim, tefekkür ve mukabele sırası sizde....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder