muktedir zulmünü sevdi, sev zulmünü muktedirdi / foton dolanık ikizinden korkdu, kork dolanık ikizinden fotondu.
bağ içeriyor mu anlam, an içeriyor mu bağlam / tasa kaynağına koşmalı / koşma kaynağına tasalı.
Olan biteni zerre miskal mertebesinde anlayabilmek adına, mütemadiyen yüksek sesle düşünüyor, benzer duyarlılıkları paylaştığını sandıklarıma, bu blog benzeri, işaret fişekleri yolluyorum. Cümle debelenmem 'Bir hakîkat kalmasın âlemde Allah’ım nihân' içindir; 'bütün bunlar niye?' içindir. 'Ah bin yâ bin fesaye!' için ezcümle bir de...
muktedir zulmünü sevdi, sev zulmünü muktedirdi / foton dolanık ikizinden korkdu, kork dolanık ikizinden fotondu.
bağ içeriyor mu anlam, an içeriyor mu bağlam / tasa kaynağına koşmalı / koşma kaynağına tasalı.
Başlıktaki soruyu şöyle de genişletmek mümkün:
Bertrand Russell'ın Kurt Gödel’in eksiklik teoremleri karşısında tereddüte kapılmak ve şaşırmak gibi tepkiler vermesini bunları tam olarak anlayamamasına verebilir miyiz?
Sonda söyleyeceğimi başta söylüyor ve kapital harflerle, büyük karakterlerle ve kuvvetle vurgu yaparak 'EVET!' diyorum.
Devamında da şunları eklememde yarar var...
Bertrand Russell, matematiğin kusursuz olduğunu kanıtlamak için on yılını bir başyapıt yazmaya adadı. Kurt Gödel ise bu hedefin imkânsız olduğunu gösterdiğinde, Russell bunu pek de anlayamadı.
Gözden Geçirilmiş Yanıt:
Bu yanıtı yazdıktan ve bir miktar olumlu oy aldıktan sonra, Peter Hoffman dikkatimi Ludwig Wittgenstein’ın Kurt Gödel’in ispatı hakkında yazdığı ve yorumcuların büyük ilgisini çekmiş olan “meşhur bir paragraf”tan söz etmediğime çekti. Bu nedenle, değiştirmeden bıraktığım orijinal yanıtın ardından, söz konusu paragraf hakkında bir ek (appendix) ekledim.
A2A için teşekkürler. Tüm alıntılar Wittgenstein’ın Remarks on the Foundations of Mathematics adlı eserinden alınmıştır (ed. Wright, Rhees ve Anscombe; çev. Anscombe, 3. baskı).
Wittgenstein şöyle der:
Benim görevim, Russell’ın mantığını içeriden değil, dışarıdan eleştirmektir.
Yani onu matematiksel olarak eleştirmek değil — aksi takdirde matematik yapıyor olurdum — fakat onun konumunu, işlevini eleştirmek.
Benim görevim (örneğin) Gödel’in ispatı hakkında konuşmak değil, onu dolanmaktır. (s. 383)
Editoryal karikatürlerini çok uzun bir süre Cumhuriyet Gazetesi'nin ilk sayfasında beğeni ile izlediğim, yazısız (düşünce) karikatürün ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden karikatürist, illüstratör, belgesel film yapımcısı Ali Ulvi Ersoy'un (1924 - 1998) karakteristik bir işini paylaştım.
Şimdi soru şu:
UC Berkeley Üniversitesi'nden Prof. Frederick M. Dolan 'Kant’ın transendental idealizmine göre “uzay” ya da “zaman” insan zihninden bağımsız olarak var olabilir mi?' sorusunu quora.com'da şöyle yanıtlamış:
Hayır, olamaz. Kant bu konuda son derece nettir:
Uzay, nesnel ve gerçek bir şey değildir; ne bir töz, ne bir ilinek (araz), ne de bir ilişkidir. Aksine, öznel ve idealdir ve zihnin doğasından kaynaklanır.
(Kant, Duyulur ve Anlaşılır Dünyanın Biçimi ve İlkeleri Üzerine)
Bununla birlikte, Kant’ın “öznel” derken uzayı bir duyguya ya da bir duyumsamaya benzer bir şey olarak kastettiğini düşünmek hata olur. Uzay, algıladığımız şeylerin bizden dışarıda konumlanmış olarak deneyimlenmesi bakımından bir anlamda “nesneldir”. Uzay bir temsildir; fakat dış dünyayı temsil eden bir temsildir.
Bu etüt Ötüken Neşriyat'ın yayımladığı NODUL 2024 Kültür, Sanat, Edebiyat Almanağı'ndan alınmış olup, aynı yayımcının piyasaya verdiği NODUL 2023 Kültür, Sanat, Edebiyet Almanağı'ndaki Çizgi Roman Bildiğiniz Gibi Değil - Türler, Yazarlar, Çizerler, Yayıncılar, Ülkeler başlıklı metnimin devamı ve tamamlayıcısıdır. Bu iki metnin gözden geçirilmiş versiyonlarının yanı sıra, çizgi roman kozmosunda 2025'de yaşanan gelişmeleri içeren kapsamlı bir çalışmayı da bünyesinde barındıran BEN DOKUZUNCU SANAT, BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİLİM! kitabım, bir aksilik olmazsa bu yıl içinde okuruyla buluşacaktır(0).
1*** bidayet: Hayat Kısa, Sanat da!
‘Yarın, yarın ve yarın, / Derken sürünüp gider küçük adımlarla, /
Zamanın son hecesine kadar; / Dünlerimiz, aptalları / Toza dönüşen ölüme götürdü. / Sön, kısacık mum! / Hayat, yürüyen bir gölgeden başka bir şey değil, / Zavallı bir oyuncu, / Bir saat boyunca sahnede çırpınıp / Sonra duyulmaz olan, / Bir aptalın anlattığı bir masal bu, / Ses ve öfke dolu, ama hiçbir anlamı olmayan.’
William Shakespeare’in Macbeth trajedisinin V. perde, 5. sahnesindeki, ‘Macbeth'in karısının ölüm haberini aldıktan sonra söylediği ve hayatın anlamsızlığını, geçiciliğini vurguladığı’ bu derin, geniş, çok katlı ve ikonik monolog ‘olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!’ cümlesi kadar popüler olmasa da, müellifin müktesebatının alâmet-i fârikalarından biridir ve sadece edebiyat sahasında değil; felsefe, politika, teoloji ve bilimde de, minimum kavramla maksimum anlam (içerik) üretmek isteyenlere işaret fişeği ve rehber olabilecek niteliklere sahip demirbaş bir metindir.[1] Diğer birçok eserin yanı sıra, meselâ, William Faulkner’a da The Sound and The Fury / Ses ve Öfke romanının yaratılması sürecinde ilham kaynağı olan mezkûr monolog, okunan satırların müellifinin, bu metin özelinde, kelime ekonomisi yaparak sözü uzatmamak konusunda mürebbilerinden oldu. Bu yüzden de okunulan metin, Nodul Almanak’ın 2023’e dair olan ilk cildindeki çizgi roman etüdüm gibi, ‘doktora tezi’ hüviyetinde değildir.[2] Giriş bölümünün başlığı olarak hayat kısa, sanat da! mottosunu istihsal ve istîmal etmem biraz bundandır, biraz da çizgi romanla hayat arasındaki örtüşmelere, özdeşliklere işaret etmeyi istememden.[3], [4]
Annibale Carracci (1560 - 1609); 'DOMINE, QUOVADIS?' (1601 - 1602), National Gallery, Londra.
ó
QUOVADIS O EXISTENTIA?!?(*)
‘Cennetim’ dediği Biblioteca Nacional Argentina’nın TÖZü addedilen La Reina Del Plata’nın KÖR KÜTÜPHANECİ’sine; Jacques Roubeau, Raymond Queneau, Italo Calvino, Georges Perec ve diğer OuLiPo (L’ouvroir de Littérature Potentielle) tâifesine; dinsiz keşiş, mantığın dervişi, felsefenin yal(a)vacı, Cambridge’in sfenksi, anti-filozof lakaplı Viyana Kahini’ne; ‘yazdıklarımla örtüşmeyen hakikate çok yazık!’ diye(bile)n Uçurum Gözlü, Bıyıkları Barikat Prusyalı ÜBERMENSCH’e; 'İçine o kadar çok bilmece - bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur.' iddiasının kaynağı olan eserinin yayınlandığı 2 Şubat 1922'den bu yana okuruna kan kusturan Dublin'in tek gözlüsüne, benliğimin / müktesebatımın mazruf ve zarfının inşasına vâki katkıları yüzünden, müteşekkirim.[1]
‘Eşit olmayan şeylere eşitsizlikleri nispetinde eşit olmayan muamele eşitlik ilkesiyle çelişmez.' (Bir Mecelle umdesi)
1* prologue: exıstentıa’dan LITTERATURA’ya, oradan nereye?
Transandantal bir görüş yeteneğine sahip kamera Evren(imiz)in dışına kurulmuş film setinden Evrenimize / planetimize bakmaktadır. Aynı zamanda SENARİST de olan YÖNETMEN, asistanına 'ok' işareti yapar, akabinde o bildik komutlar ve onlara verilen cevaplar bahse konu o 'aşkın film seti'nde ardı ardına yankılanır: 'kamera!', 'kamera hazır', 'ses', 'ses kayıt hazır', '1. sahne, 1. plân, ilk çekim', (klaket tok bir sesle kapanır:) 'tlakkk!', 'motor', 'action!'. İzleyici, Antalya / falezlerde, Akdeniz'i ve Bey Dağlarını kucaklayan görkemli bir manzaraya karşı deniz seviyesinden onlarca metre yukarıda kurdukları müzakere masasında hummalı bir tartışmaya dalan üç erkeğin yukarıdan kaydedilen görüntülerine ve onlara eşlik eden Mazlum Kiper'in o derinlikli ve çok katmanlı seslendirmesine muhatap olur:
''quovadis o exıstentıa (nereye ey varlık)' soru cümlesi (dil felsefesi, hermenötik ve edebiyat kritiği bağlamlarında) ‘QUOVADIS O HUMANITAS (nereye ey insanlık)’ sorgulamasının genel halidir. Benzer şekilde ‘QUOVADIS O ARS (nereye ey sanat)’ sorusu bir önceki soru cümlesinin özel bir halidir. Ve nihayet ‘QUOVADIS O LITTERATURA (nereye ey edebiyat)’ sorgulaması da ondan öncekinin kapsama alanı içerisindedir. ‘QUOVADIS O LITTERATURA’ denildiğinde mercek altına alınan problematiğin aslında ‘quovadis o exıstentıa’ olmaklığı işte bundandır. Bu sorgulamalar silsilesinde ontik & ontolojik boyuttan epistemik & epistemolojik bağlama geçiş ve oradan da yeniden ontik & ontolojik kozmosa varış (bir çeşit bengi dönüş / ewige wiederkunft) bu kavramların referans verdikleri anlam uzaylarının iç içe olmasından ve birbirlerine gönderme yapmasındandır[2]. Bir diğer deyişle bahse konu antitelerin arasında ‘Çin Seddi’ değil, olsa olsa bir ‘The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) vardır.[3]
Muhatabının an
itibarıyla içinde devindiği anlatının protagonist teması olmaklığı bakımından tekrarlamakta fayda var: ‘Edebiyat: Buradan Nereye?’ sorusu işte bu
yüzden [başlıktaki denklemin (çift taraflı göndermenin) de ‘îmâ ettiği
üzere] demektir ‘NEREYE BURADAN, EY VARLIK!?!’
2* Varoluş,
simülasyon ve sinema[4]
Bahse konu o transandantal film platosunun gözlerden ırak, sakin bir köşesindeki reji odasında, montaj masasındayız; bir sonraki sekansın sahneleri birbiri peşi sıra ekranda sökün etmekte: her biri (Güneş Sistemimiz gibi) en az 200 milyar yıldız sistemi içeren (biri de Samanyolu Galaksimiz olan) minimum 500 milyar gökadanın oluşturduğu (belki sonsuz, belki değil, ama her durumda muazzam büyük) Evren’in tamamını panoramik olarak gösterir kamera ilk önce; ardından adım adım 'zoom in' yapılır. Ekranda bütünden parçaya, sonra parçanın parçasına ve sonra onun da parçasına doğru fraktal bir mimariyle ilerleyen görüntüleri izleriz. Derken, hızla yaklaşan bir nesnenin en sonunda görüş alanımızı ve onun sabitelerinden olan ufkumuzu arsızca istila etmesini andırırcasına
karanlık uzaydaki o mavi nokta) Dünya dolduruverir ekranı / perdeyi. Zoom süreci devam eder; Kuzey Yarım Küresi, Doğu Akdeniz Çanağı ve Likya – Pamfilya – Kilikya hattını görmemiz işte bu sürecin finaline doğru gerçekleşir. Nihayet tâife-i şuarâ’nın[5] ve onların ruh ikizi sayılabilecek patolojik seviyede duyarlı personanın ‘‘algıladığın fizikî halimden fazlasıyım’ diye fısıldıyor sanki buralar!’ diyerek huşû içinde şerefine kadeh kaldırdıkları ve sunaklarına armağanlar bıraktıkları Athaliah’daki o falezde, deniz seviyesinin kabaca 25 metre yukarısındaki (kan kırmızısı renkleri ve insanın içini bayıltan kokularıyla algı kapılarını zorlayan çiçeklerinin Dasein’ı neşelendirdiği) bir çardağın altına yerleştirilmiş masanın etrafında oturan ilk plândaki o üç erkeğe yeniden odaklanır [Evren'(imiz)e dışarıdan bakan o aşkın] kamera.
Antalya’nın kültür ve edebiyat alanındaki yerini ve işlevini güçlendirmeyi amaçlayan 'Akdeniz Kültür ve Edebiyat Başkenti Kepez’ Çalıştayı, Kepez Belediyesi'nin ev sahipliğinde Antalya Valisi Hulusi Şahin, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ile Antalya'nın kültür, sanat, edebiyat, eğitim ve kitabiyat alanlarındaki sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin ve bahse konu alanların önemli kanaat önderlerini katılımlarıyla 22 Kasım Cumartesi günü Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

| Yusuf Franko Kusa Bey'in karikatür albümünün Ömer Koç koleksiyonunda yer alan unique orijinali. |

