Annibale Carracci (1560 - 1609); 'DOMINE, QUOVADIS?' (1601 - 1602), National Gallery, Londra.
Edebiyat: Buradan Nereye?
ó
QUOVADIS O EXISTENTIA?!?(*)
‘Cennetim’
dediği Biblioteca Nacional Argentina’nın TÖZü addedilen La
Reina Del Plata’nın KÖR KÜTÜPHANECİ’sine; Jacques Roubeau, Raymond
Queneau, Italo Calvino, Georges Perec ve diğer OuLiPo (L’ouvroir de Littérature
Potentielle) tâifesine; dinsiz keşiş, mantığın dervişi, felsefenin
yal(a)vacı, Cambridge’in sfenksi, anti-filozof lakaplı Viyana Kahini’ne;
‘yazdıklarımla örtüşmeyen hakikate çok yazık!’ diye(bile)n Uçurum
Gözlü, Bıyıkları Barikat Prusyalı ÜBERMENSCH’e; 'İçine o kadar çok bilmece - bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur.' iddiasının kaynağı olan eserinin yayınlandığı 2 Şubat 1922'den bu yana okuruna kan kusturan Dublin'in tek gözlüsüne, benliğimin / müktesebatımın mazruf ve zarfının inşasına vâki katkıları yüzünden, müteşekkirim.
‘Eşit olmayan şeylere eşitsizlikleri nispetinde eşit olmayan muamele eşitlik ilkesiyle çelişmez.' (Bir Mecelle umdesi)
1* prologue:
exıstentıa’dan LITTERATURA’ya, oradan nereye?
Transandantal bir görüş yeteneğine sahip kamera Evren(imiz)in dışına kurulmuş film setinden Evrenimize / planetimize bakmaktadır. Aynı zamanda SENARİST de olan YÖNETMEN, asistanına 'ok' işareti yapar, akabinde o bildik komutlar ve onlara verilen cevaplar bahse konu o 'aşkın film seti'nde ardı ardına yankılanır: 'kamera!', 'kamera hazır', 'ses', 'ses kayıt hazır', '1. sahne, 1. plân, ilk çekim', (klaket tok bir sesle kapanır:) 'tlakkk!', 'motor', 'action!'. İzleyici, Antalya / falezlerde, Akdeniz'i ve Bey Dağlarını kucaklayan görkemli bir manzaraya karşı deniz seviyesinden onlarca metre yukarıda kurdukları müzakere masasında hummalı bir tartışmaya dalan üç erkeğin yukarıdan kaydedilen görüntülerine ve onlara eşlik eden Mazlum Kiper'in o derinlikli ve çok katmanlı seslendirmesine muhatap olur:
''quovadis
o exıstentıa (nereye ey varlık)' soru cümlesi (dil felsefesi, hermenötik ve edebiyat kritiği bağlamlarında) ‘QUOVADIS
O HUMANITAS (nereye
ey insanlık)’ sorgulamasının
genel halidir. Benzer şekilde ‘QUOVADIS O ARS (nereye ey sanat)’ sorusu bir önceki soru cümlesinin
özel bir halidir. Ve nihayet ‘QUOVADIS O LITTERATURA (nereye ey edebiyat)’ sorgulaması da ondan öncekinin
kapsama alanı içerisindedir. ‘QUOVADIS O LITTERATURA’ denildiğinde
mercek altına alınan problematiğin aslında ‘quovadis
o exıstentıa’ olmaklığı işte bundandır. Bu sorgulamalar silsilesinde ontik
& ontolojik boyuttan epistemik & epistemolojik bağlama geçiş ve oradan
da yeniden ontik & ontolojik kozmosa varış (bir çeşit bengi dönüş / ewige wiederkunft) bu
kavramların referans verdikleri anlam uzaylarının iç içe olmasından ve
birbirlerine gönderme yapmasındandır.
Bir diğer deyişle bahse konu antitelerin arasında ‘Çin Seddi’ değil,
olsa olsa bir ‘The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) vardır.
Muhatabının an
itibarıyla içinde devindiği anlatının protagonist teması olmaklığı bakımından tekrarlamakta fayda var: ‘Edebiyat: Buradan Nereye?’ sorusu işte bu
yüzden [başlıktaki denklemin (çift taraflı göndermenin) de ‘îmâ ettiği
üzere] demektir ‘NEREYE BURADAN, EY VARLIK!?!’

2* Varoluş,
simülasyon ve sinema
Bahse konu o transandantal film platosunun gözlerden ırak, sakin bir köşesindeki reji odasında, montaj masasındayız; bir sonraki sekansın sahneleri birbiri peşi sıra ekranda sökün etmekte: her biri (Güneş
Sistemimiz gibi) en az 200 milyar yıldız sistemi içeren (biri de Samanyolu
Galaksimiz olan) minimum 500 milyar gökadanın oluşturduğu (belki sonsuz, belki
değil, ama her durumda muazzam büyük) Evren’in tamamını panoramik olarak
gösterir kamera ilk önce; ardından adım adım 'zoom in' yapılır. Ekranda bütünden
parçaya, sonra parçanın parçasına ve sonra onun da parçasına doğru fraktal bir mimariyle
ilerleyen görüntüleri izleriz. Derken, hızla yaklaşan bir nesnenin en sonunda görüş
alanımızı ve onun sabitelerinden olan ufkumuzu arsızca istila etmesini
andırırcasına

karanlık uzaydaki o mavi nokta) Dünya dolduruverir ekranı /
perdeyi. Zoom süreci devam eder; Kuzey Yarım Küresi, Doğu Akdeniz Çanağı ve Likya
– Pamfilya – Kilikya hattını görmemiz işte bu sürecin finaline doğru gerçekleşir.
Nihayet tâife-i şuarâ’nın
ve onların ruh ikizi sayılabilecek patolojik seviyede duyarlı personanın ‘‘algıladığın
fizikî halimden fazlasıyım’ diye fısıldıyor sanki buralar!’ diyerek huşû
içinde şerefine kadeh kaldırdıkları ve sunaklarına armağanlar bıraktıkları Athaliah’daki o falezde, deniz seviyesinin kabaca 25 metre yukarısındaki (kan kırmızısı renkleri
ve insanın içini bayıltan kokularıyla algı kapılarını zorlayan çiçeklerinin Dasein’ı
neşelendirdiği) bir çardağın altına yerleştirilmiş masanın etrafında oturan ilk plândaki o üç
erkeğe yeniden odaklanır [Evren'(imiz)e dışarıdan bakan o aşkın] kamera.