Manga, Akira, Heidegger, Nietzsche, Freud, Dali, Lacan, Hakikat, kurgu, psikanaliz, metafizik, ontoloji, fenomenoloji falan filan


Akira 1.Cilt
Türkçe baskının şömizinin ön kapağı.

Berent'e; okuyup yorumunu paylaşması dileğiyle.


0* Prolegomena / medhal
21 Mayıs 2020'de, post apokaliptik bilim kurgu türünün başyapıtlarından Akira'nın Türkçe edisyonundan yola çıkarak attığım bir tvitle başladı bu satırların yazım macerası. Sürecin bir anında yazarını devreden çıkaran metin, mezkûr tivitin paylaşılmasının üzerinden haftalar geçmesine karşın, kendisini yazmaya devam ediyor. An itibarıyla, popüler kültürün çizgi roman bahsi, felsefe, edebiyat kuramı ve pratiği, psikanaliz, varolan'ın / varoluş'un bileşenleri olarak 'detay - esas diyalektiği', otobiyografik skeçler ve ifadelerin mantıksal geçerliliği / doğruluğu ve bu olgulara / şeylere fenomenolojik - ontolojik yaklaşım teşebbüslerinin semeresi hakkındaki bu kapsamlı blog çıktı ortaya. Çok az kişinin gördüğü, görenlerin ezici çoğunluğunun ise umursamadığını sandığım (aşağıdaki bölümde dillendirilecek) bir detaydı bu satırların tetikçisi, dölleyicisi, rahmi ve ebesi. Aslına bakacak olursanız, sadece Akira'daki bu detay değildir çoğunluğun görmezden geldiği. Dünya'nın (bu kavramı üzerinde yaşadığımız gezegen manasında kullanmıyorum; onu serdederken ki kast-ı mahsusam 'ANLAM ALANLARININ ANLAM ALANI'nın / 'VAR OLUŞ DAİRESİ'nin / 'BÜTÜN KÜMELERİN KÜMESİ'nin temsil ve tarif ettiği uzay-zaman sürekliliğine / koordinatlar dizgesine (entelektüel bir coğrafyaya - kartografyaya - topolojiye) taşıyabilmektir metnin muhatabını) zannımca ve sezgimce, esasını oluşturmalarına karşın, detayların kısm-ı azâmisi ıskalanırlar...bu da fakirleştirir algımızı, çoraklaştırır anlam dünyamızı ve hayatımızı(0). Bu yüzden detay avcılığı yapar, ayrıntı stalker'lığına soyunur, teferruat koleksiyoneri kipine bürünür; onları hayatımın merkezine yerleştiririm, becerebildiğimce tabii. Bu, az kişi tarafından da olsa, yapılagelmiştir aslında tarih boyunca. Meselâ son 100 yıldır icra edildiği üzere, bazen (başta Edmund Husserl, Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre olmak üzere, son 120 yılın birçok büyük düşünürünün müktesebatını domine eden fenomenolojinin temel metodu olan) fenomenolojik indirgemeyle erişilen 'bilinç akımı'yla, kimi zaman edebiyat dairesinde tatbik edilen bilinç akışı tekniğiyle, bazen de Dadaistlerin ve Sürrealistlerin popüler kıldığı 'otomatizm'le (bilinç akışı ve otomatizm'de 'serbest çağrışım' ile 'Freudian ve Lacancı diğer psikanalitik argümanlar' merkezi önemdedir) düşüncelerinizi (bilinç altınızı / bilinç dışınızı?) kayıt altına almaya kalktığınızda, verirler kendilerini ele işte o mezkûr detaylar(1).
Freud ve Lacan için Teoloji | Düşünbil Portal - Düşünmek Özgürlüktür!Que testimonio precioso de Dalí... "... - Centro Psicoanalítico de Madrid  CPM | Facebook
İlerleyen satırlarında bu blog, yukarıda da işaret ettiğim üzere, bir taraftan çizgi roman evrenine dair konuşurken, diğer yandan da, serbest çağrışıma dayanarak, hayatın ıskalanan kimi ayrıntılarını (fenomen - olgu - şey) dillendirecek, böylece iki eksende birden kendisini var edecektir. Bunu yaparken de, kâh ekranlarımızın delişmen figürü Aslı Şafak'ın performanslarında olduğu gibi, her an her şeyin olabileceği, herhangi bir satırından umulmadık bir fikrin, beklenmedik bir iddianın zuhur edebileceği hissini tattırmaya çalışacaktır okuruna; kâh, spor medyamızın orijinal ve aykırı simâsı Cem Dizdar'ın diskuruna ve duruşuna hakim olan 'itiraz kipini, eleştiri moodunu ebedi ikâmetgâhı bellemiş müzmin huysuz' seslenecektir onun satırlarından (ve tabii ki satır aralarından da). AŞ & CD hakkındaki lâkırdı bidâyetteyken, imajları (bknz. bu satırların sonu) nihâyettedir. Metinlerimin mimarisini, bahsettiğim antite ile görselinin olabildiğince birbirine yakın duracak şekilde kurguladığım göz önünde bulundurulduğunda, okunulan satırların istisnai bir hale işaret ettiği aşikârdır. Blogumun teamüllerine aykırı bu durumun, metnin AŞ & CD parantezine alınmış olmasına delâlet edip etmeyeceğini okurun yorumuna ve ferasetine emanet ediyorum. Uçurum gözlü, bıyıkları magnificent Prusyalıdan mülhem argümanla bitiyor başlangıç: 'yazdıklarımla örtüşmüyorsa, Hakikat adına ne yazık!'
Friedrich Nietzsche: Tanrı'nın Ölümü ve Üst-İnsan (Übermencsh ...1* Ah, öyle çok bekledim ki onu!
İngilizce edisyonunu okuduktan neredeyse iki on yıl sonra basılan Türkçesinin ilk albümünü bitirir bitirmez, yukarıda değindiğim üzere, 21 Mayıs 2020'de Twitter'da şu paylaşımı yapmıştım: 'Gerekli Şeyler Yayınevi cyberpunk - bilim kurgu türünün başyapıtlarından olan Akira serisini yayınlamaya başladı. Kitabın şömizinin kulaklarındaki açıklamalar Japonca ve İngilizce olarak basılmış; Türkçe'ye çevirmeyi atlamışlar. Koleksiyonerlere duyurumdur: Erorlu baskı olduğundan ilerde çok kıymetlenecek, demedi demeyin😄'(2). Şaka kabilinden bir ifadeyle finalize etmiş olsam da, çr tutkunlarını, 9. sanat koleksiyonerlerini 'prim yapacak, alırsanız kazançlı çıkarsınız' anlamına gelecek şekilde uyarıp teşvik ettiğimden, sorumluluk hissettim ve konuyu (etraflıca ve derinlemesine olmak kaydıyla) tahkik etmeye karar verdim. Entre parenthèses ('anti-parantez' demeye zinhar tevessül etmeyiniz, aksi takdirde, ecnebi lisan ve bilhassa da Fransızca bilinen kibar muhitlerde kınanırsınız) belirtmeliyim ki, aşağıda fotoğraflarına yer verilen eşhasın konumuzla ve okunulan satırlarla olan irtibat ve iltisakına az sonra değineceğim.
Sheldon Cooper serie big bang theory | Popcorn TvWittgenstein-1 | Dr.Can Güngen'inKurt Gödel, Kurt Gödel'in Hayatı
Dr. Sheldon Cooper Ludwig Wittgenstein Kurt Gödel
Bir aşk hikâyesini anlatan minnak (Aslı Şafak'ın bir kerre daha çınlasın kulakları, e mi) bir parantez daha açmama müsâde ediniz lütfen.

Knidoslu Aphrodit vesilesiyle Türk Düşünce Hayatı bakımından Ekrem Akurgal, Attila İlhan ve Hilmi Yavuz meselesine bir prolegomena teşebbüsü*





medhal / prologue:

Sosyal medyada yaptığım bazı paylaşımlarımı, içerikleri itibarıyla salt orada kalmalarına gönlüm razı olmadığından, revize edip geliştirdikten sonra, bloguma da taşıdığım, bu platforma aşina okur bakımından, bilinen bir husustur. Aşağıdaki metin de o fasiledendir:

Epeydir Ekrem Akurgal ile ilgili bu paylaşımı yapmayı düşünüyordum. Kısmet bugüne imiş...


'Knidoslu Aphrodite, Ekrem Akurgal ile Türk Düşünce Hayatı Üzerine Konuşma'yı bitirince şöyle düşünmüştüm: Gerçekten de EA'ın bu coğrafyada yetişmiş küresel ölçekte öneme sahip bir arkeolog ve sanat tarihçisi olduğu konusunda zerrece bir şüpheye malik değilim. Atatürk tarafından Avrupa'ya okumaya gönderilen ilk talebelerdendir o. Bu bakımdan da ben ondan, (bahse konu kitabın mercek altına almaya çalıştığı) Türk düşünce hayatına dair çok derinlikli, çok ufuk açıcı, çok ilham veren tespitler ve analizler bekliyordum.

Samimi itirafımdır: kitap bitince söz konusu beklentilerimin hiç ama hiç karşılanmadığını görerek, derin bir bir hayal kırıklığına uğradım. Ekrem Akurgal'ın, profesyonel uğraşı dışındaki alanlara dair görüşleri, az önce de işaret ettiğim üzere, çok sathi ve genel geçer mahiyette idi; derde deva ve sadra şifa fasilesine dahil edilebilecek çok az unsur vardı maalesef kitapta. O ırmak söyleşide beklentilerime dair zerre miskal mertebesinde dahi bir fikre rastlayamayınca, başka kültür - sanat insanlarımız geldi aklıma ister istemez.

tautology vs. fallacy













'kendine benzeyenin yoktur benzeyeni kendine'

alıntıladım lâkırdıyı kendimden, ilâveten, şimdi bir de alayım onu mercek altına.

denilebilir meselâ şöyle:

radical ontology





1/ bizzat

basit ve derin hakikattir: ölüm/lü/dür kış, zebercet bir ayaz o, ısıran. itirazi şerhi kardelenin - ki, biter uzda: odur yeniden ama doğuşu doğuran, ücret diye ödenen tuzda.

2/ zât

karanlık, gece ve kış kahin/e/dir ki, bilir; bilmeden bile bilir onlar. gölgesiyle çünki gelir ışık, mesrur ve şık.  uçuruma bakanlardır üçüncü çoğulluğu kuşanıp ve görürler dibi, dahi uçurum da. aslının aksi olmaya yazgılı olandırlar onlar ki bu kendi olmamaklığıdır. 'yukarı var, olduğundan aşağı' diye/bilen yine onlar, onlardır.

Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman 'habercilik'i' ne menem bi şeydi?



















Bugün blogumun istatistiklerine göz attığımda, yıllarca önce yazdığım ve Ertuğrul Özkök'le Ayşen Arman 'haberciliği'ni eleştirdiğim bir yazımın (aslında 5 yazı desem daha isabetli olur; zirâ,2011, 2012 ve 2016 yıllarında yazıp blogumda paylaştığım, birbiriyle bağlantılı olan diğer 4 yazıma referans vererek onları meczeden bir 'çatı yazı', 'şemsiye metin'dir bu) olağanüstü bir alâka ile karşılandığı gördüm.

Hal böyle olunca da, o blogumu - noktalama işaretlerine bile dokunmaksızın - tarihini güncelleyip okunulan bu kısa giriş yazısını ekleyerek blogumun başına yerleştirmenin isabetli bir tercih olacağına kanaat getirdim.

İşte, bahse konu iki 'ex-haberci'ye cepheden ve fevkalâde şedid bir tonda tavır aldığım o 'çatı yazı', o 'şemsiye metin' muhterem kârîm:

'Güncel bir gelişme üzerine, Ayşe Arman hakkında yaptığım bir kritiği  (aktüalitesini zerrece yitirmemiş olduğuna inandığımdan) 'Ayşe Arman 'dişi Ertuğrul Özkök', Özkök ise 'erkek Ayşe Arman'dır' başlığıyla yeniden paylaştım bugün 
(http://ziyaversencan.blogspot.com.tr/2011/11/turkiyenin-en-cok-okunan-kadn.html).

Bahse konu son aktüel polemiklerin ışığı altında, 4 yıl önce yazdığım (ve yine güncelliğinin zerre miskal mertebesinde dahi erozyona uğramadığını düşündüğüm) Ertuğrul Özkök'le ilgili bir yazımı tekrar paylaşmanın da, hem fikri takip idesine ve hem de ele aldığım söz konusu medya figürlerinin oluşturdukları resmin daha belirgin hale gelmesine hizmet edeceği kanaatindeyim.

İşte 4 yıl önce paylaştığım o mezkûr Ertuğrul Özkök yazım:

***Bu denli ‘cehalet’ ya tahsille, ya kötü niyetle, ya da Kalenderilikle

mümkündür ancak!

Ertuğrul Özkök’ün 10 Mayıs 2012’de yayınlanan ‘Bir Beyaz Türk’ün Hatim İndirişi’[i] başlıklı yazısı, onun İslâm’ı konu alan öteki yazıları gibi, ibretlikti. Diğer konulara dair olan metinlerinde, çoğunlukla kayda değer maddi bilgi hatasına düşmeyen; en azından kendi içinde tutarlı kalmayı becerip, geçersiz (invalid) mantıksal çıkarımlarda bulunmayan Özkök’ün, konu İslâmiyet olduğunda ‘tel tel dökülmesi', bana kalırsa üzerinde durulması gereken bir husustur. Okunmakta olan yazı, söz konusu meselenin mercek altına alınarak; Özkök’ün, İslamiyet’e dair olan tespitlerinin hatalarla mücehhez oluşunun, onun cehaletinden mi, kötü niyetinden mi, yoksa Kalenderilik tarzı bir esoterik (batıni) geleneğin müntesibi oluşundan mı kaynaklandığının analiz edilmesine katkı verebileceği düşüncesiyle yazıldı.

from fibonacci to divina proportione

 


                                                                                                                                      


ah,

ben

senin

tarih-i hakîkî-i iştirâkiyyûn









                                                                                                                                      hommage to IY for DEAD BOOK
utopia idi, mesrur ve ummêdvâr, ed(il)en teklif. geçti praxis ırzına, heyhat ve pert oldu ol theoria dahi müellif. hülâsa, cemâli ziyade sakallının dehâsı bile kurtaramadı vaziyeti, dahası: steplerde dystopia!

(Ekim 1983, Pangaltı - Nisan 2022, Kepez)



Mustafa Kemal Atatürk: ‘Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır’






Ali Rıza Efendi (1839 - 1888);Ziya Gökalp (1876 - 1924);    Atatürk (1881 - 1938);          Namık Kemal (1840 - 1888)


97 yıl önce 25 Ekim'de vefat eden Türk Milliyetçiliği fikriyat ve mefkûresinin kurucu babası Ziya Gökalp hakkında yıllar önce yazdığım bir biyografi denemesini yeniden paylaşıyorum:

1 - Önemli olan fikirlerdir, etnik köken değil

Milliyetçilik anlayışını ırk esasına ya da etnisite zemine değil, kültürel esaslara ve aidiyet duygusuna bağlayan Atatürk'ün 'fikirlerimin babasıdır' dediği Ziya Gökalp (23 Mart 1876, Diyarbakır – 25 Ekim 1924, İstanbul), Türkiye Toplumsal Formasyonu'nun bilim, sanat, felsefe, sosyoloji ve siyaset gibi bir çok 'üst yapı' kurumunda kalıcı izler bırakmış çok önemli bir tarihi simadır.

Quis custodiet ipsos custodes? / Who watches the Watchers? / Gözcüleri kim gözleyecek?

 


'Quis custodiet ipsos custodes? / Who watches the Watchers? / Gözcüleri kim gözleyecek?!?'

İlkin, 1. yy'ın 2. yarısıyla, 2. yy'ın ilk yarısında yaşamış Latin şair ve hatip Decimus Iunius Iuvenalis (Juvenal) tarafından dillendirilen aforizma.

İlerleyen çağlarda çeşitli versiyonlarıyla yeniden ve yeniden gündeme gelen bu ifade, yozlaşan yönetici sınıfın, yönetmekle mükellef olduğu halkı için çalışmak yerine, enerjisini, zamanını, imkân ve kaabiliyetlerini kendisini ve yakın çevresini zenginleştirmeye ve servet sahibi kılmaya adamasına; bu süreçte giderek yoksullaşan geniş yığınların dile getirdikleri memnuniyetsizliklerini ise, artan bir şiddet rejimi ve tiranca bir yönetim tarzı ile bastırmasına referans vermek için kullanılır.



Timeo Hominem Unius Libri / I fear the man of one book / Tek kitaplı insandan korkarım!


Thomas Aquinas (Aquinolu Thomas, Tommaso d'Aquino) (1225 (1226?) - 7 Mart 1274), Orta Çağ skolastik düşüncesinin ve Katolisizm felsefesinin kurucu babasıdır. 

Vatikan Kilisesi onu Katolikliğin resmi ideoloğu olarak ilân etmiştir. Hristiyan dogmatizmi bakımından bu denli hayati ve merkezi önemde olan bir teolog ve filozofun, kimi Hristiyan düşünür ve din insanlarının,

'Dünyayı, mevcudatı anlamak, anlamlandırmak, anlatmak ve insanlık halleriyle Dünya vaziyetlerinin karşımıza çıkardığı problem alanlarıyla problematikleri çözmek için Bible'den başka bir kaynağa ihtiyaç yoktur; bu bakımdan da, Bible dışındaki diğer bütün kitaplar gereksizdir!?!' şeklindeki anlatı ve iddialarına karşı kararlı bir duruş sergilemesi gerçekten de çok önemli bir itirazdır.


Margaret Thatcher, Demir Leydi’, nam-ı diğer ‘Süt hırsızı’ öldü




8 Nisan 2013 günü, Margaret Hilda Thatcher'in ölümü üzerine yazdığım aşağıdaki blogu (isteyen bir obituary olarak da okuyabilir), o günden tam 8.5 yıl sonra bugün, söz konusu metni neredeyse hiç değiştirmeden, vitrine çıkardım. Bu suretle, bu ibretlik yaşam öyküsünden dersler çıkarılmasına katkı verebileceğimi düşünüyorum.


'Birleşik Krallık’ın eski başbakanlarından Margaret Hilda Thatcher (13 Ekim 1925 – 8 Nisan 2013) 96 yıl önce 13 Ekim'de doğmuştu.
Chicago Boys ve Milton Friedman’ın sadık talebesi; refah devletinin ve refah toplumunun mezar kazıcısı; egemenlerin, muktedirlerin, zenginlerin ve müstekbirlerin ‘Demir Leydi’si; faşist ve ırkçı olmanın tecessüm etmiş, bedenlenmiş müstesna hali ve ontolojik kipi; bebe sütü gasıbı; emekçi ve yoksul dayanışmasının ve örgütlülüğünün terminatörü; ezilenlerin, göçmenlerin ve mâdûnların vampirellası; barış alerjisiyle malûl bir savaş kışkırtıcısı; Scot Komisyonunca tescillenmiş bir savaş suçlusu; sigara taciri; emekçi ve yoksullara karşı beslediği düşmanlığının, mütedeyyinlerin, İblis’in (Satan) iyiliğe duyduğuna inandıkları kin ve nefretinin fersah fersah ötesine geçtiği izlemini uyandırmış modern bir tekebbür ve post-modern bir gaddarlık tanrıçası; femme fatale ağızlı ve de şer ve şeamet bakışlı; sınıf atlama mütehassısı ve müptelâsı çakma barones Thatcher epeydir değil fiziken bizlerle. Ama onun insanlık ve tabiat ve Dünya düşmanı zehirli fikirleri maalesef halefleri Boris Jhonson, Donald Trump, Jair Bolsonaro, Narendra Modi ve Viktor Orban gibi diğer 'insan görünümlü çok hücreli organizmalar'ın söylem ve eylemlerinde aramızdalar ve şu veya bu şekilde muktedirler ne yazık ki! 


Zeki Müren'in maço & muhafazakâr bir toplumun sosyo-kültürel enigması olarak portresi




1 - prologue - medhal:

Türkiye Toplumsal Formasyonu'nun (halk, millet, ulus yerine kullandığım bu kavramsallaştırma bundan sonra TTF kısaltmasıyla belirtilecektir), bir çok durumda, ilke temelli bir retorik ile pragmatik - fonksiyonel - eklektik bir eylem hattını senkretik bir zihniyetle kombine etmeyi başaran kompleks ve bir o kadar da ayrıksı / tekil / a-tipik bir mahiyet arz ettiğini düşünüyorum(i). Bu iddia, ilerleyen satırlarda, 'Zeki Müren ( 6 Aralık 1931, Bursa -  24 Eylül 1996, İzmir) Problematiği' merkeze alınarak sınanmaya çalışılacak; bir diğer deyişle, mezkûr argümantasyonun bahse konu kişi üzerinden delillendirilip delillendirilemeyeceği sorunsalı mercek altına alınacak, bu iddianın sağlaması yapılmaya gayret edilecektir.

Eşcinselleri genel olarak aşağılarken, başta Zeki Müren olmak üzere, cinsel tercihleri bahse konu merkezde olanların show ve sahne dünyasındaki kimi unsurlarını baş tacı edişimizi, yukarıda işaret ettiğim konuyu çalışmadan önce, enigmatik bir fenomen olarak görüyordum doğrusu. Söz konusu araştırma sürecinde edindiğim farkındalık sonrasında ise, bu halin enigmatik falan olmadığı dank etti artık kafama. Bunun iki belirgin sebebi vardı: 1***TTF'nun - yukarıda işaret ettiğim argümantasyonun nispet - iddia - imâ ettiği o -  
pragmatik, eklektik ve senkretik yapısı / mahiyeti; 2***
ilerleyen satırlarda paylaşacağım bir anekdot üzerinden yapacağım rasyonalizasyon / teorizasyon çabasının işaret ettiği 'obskürantizm temelinde yürütülen sistemli bir karartma, perdeleme ve engelleme faaliyetleri toplamının oluşturduğu bir algı operasyonu'nun etkili oluşu (ii)

Okunulmakta olan satırların ele geçirmeyi hedeflediği 'Kutsal Kâse'; potansiyel okurunu, TTF'nun, enigmatik gibi durmasına karşın, öyle olmadığını ispata çalışacağım 'popüler eşcinsel figürler karşısındaki müsamahakâr tutumu / duruşu'nun nedenine dair olan (yukarıda ana hatlarına vurgu yapılan) tezlere olabildiğinde ikna edebilmektir.

2 - Kadınımız bile maço

Öncelikle malûmu ilâm ediyorum: erkek egemen (maço, maskülenist, pederşâhi, patriyarkal) bir toplum olduğumuzun inkâr edilemez bir vakıa olduğuna işaret etmek, bu metnin kuşatmaya çalıştığı merkezi sorunsalı mercek altına almak bakımından, 'sine qua non (olmazsa olmaz)' bir tespittir. 

Bu keyfiyet; hem erkek sosyal aktörlerin ve hem de kadın toplumsal figürlerin, kısaca bütün sosyal faillerin / toplumsal öznelerin, sosyolojik dokularımızı en ücra hücrelerine ve en uçtaki kılcallarına, en ıssız ve metruk (öksüz ve yetim diye de okunabilir) topoğrafyalarına, en popüler komponentlerine ve de beşeri uzay-zaman sürekliliğinin en bakir, en bilinmez koordinatlarına varıncaya değin inşa eden varoluşsal faaliyetlerine nüfûz eden (katı, sert, tavizsiz sıfatlarını lâyığıyla kuşanmış) erkeksi (ve yanı sıra da erkekçil) yaklaşımların (aksiyonlar ve kont-aksiyonların) müellifi / müessiri olmaları şeklinde tezahür eder.
Tansu Çiller Başbakanlığı sırasında değme maço erkeğe taş çıkartan maskülenist bir söylem tutturdu. Bülent Ersoy, Fatih Ürek ve Kuşum Aydın, TFF'nun tölere ettiği popüler eşcinsel figürlerden sadece üçüdür. 

Sosyal bünyemizdeki kadın öznelerin - sadece toplumsal ortalamaya denk düşenlerin değil, kanaat önderi konumundakilerin, hatta toplumsal piramidin / sosyal hiyerarşinin (Tansu Çiller gibi bir dönem Başbakanlık yapmış olan) en tepesindeki bir figürün dahi - erkek egemen söylemi üretmeleri ve yeniden üretmeleri, TTF'nun en belirgin karakteristiklerindendir. Mahiyete dair olan bu ıra vasfı, kadın faillerin TFF'nda 'kadın dili'ni, 'kadın hali'ni yitirdikleri, bir deyişle onu 'erkek dili' ve erkek hali' ile trampa ettikleri manasına da gelebilir. Bu böyleyse, sosyolojimizdeki kadın öznelerin mâdun (öğrenilmiş - öğretilmiş acziyet sonucu düşkün, aciz) olarak nitelenmeleri onların hakikatleriyle çelişen bir tanımlama olmayacaktır. 

Yukarıdaki fotoğrafta Tansu Çiller, başbakan olduğu sırada, dönemin muktedir erkekleriyle gerçekleştirilen bir açılış sırasında girmiştir kareye. 'Bunca erkek arasında tek başına eril dile nasıl karşı koysun, nasıl dişil dili ve kadınsı tahayyülü ve duruşu üretsin ve yeniden üretsin?!?' diyerek onun kuşandığı maço üslûp temize çekilemez, meşru gösterilemez. Zirâ, bunu başaran kadınlar da yok değil Dünya'da. Yeni Zelanda Başbakanı Jakinda Ardern, yedi aylık hamileyken Afganistan'daki askerlerini denetleyen İspanyayol savunma bakanı Carme Chacon ve Alman şansölye Angela Merkel, dişil duruşlarını ve dillerini kariyerlerine yedirmeye muvaffak olan aktörlerdendir.

Maço söylem ve erkeksi duruşları tercih etmeden, kendileri olarak, kendileri gibi davranarak siyaset yapmayı başaran üç kadın: Carme Chacon, Jakinca Ardern ve Angela Merkel.

yok ederek yok olacak anthropos deinos













benzersiz ve kibirli ve ama korkunç en çok da; anthropos deinos! veled-i gayr-i tabii görmekte epeydir gaia onu; bir şehrengiz, cosmic bir ritual, bir 'VİVA la MUERTE!' patlangacı olarak yok oluş yazgısı işte bundan. zalim ve mütecaviz bir fail için yok ederken yok olmak ne ironik ve ne fevkalâde yakışıklı bir finaldir öyle!..

























Mao'nun Proleter Kültür Devrimi, ÇKP - SSCB çatışması, Pol Pot ve Kızıl Kmerlerin Kamboçya'ya ettikleri, reel sosyalizm pratiklerinin liberteryan tenkidi ve olası döneklik ithamı, Cicin Liu'nun Üç Cisim Problemi üçlemesi ve bir Çin propaganda posteri hakkında...

Arşivimde yer alan Proleter Kültür Devrimi propaganda afişine dair teknik detaylar aşağıdaki metnin finalinde yer almaktadır.

ÇKP Başkanı Mao Zedong tarafından başlatılan ve Çin tarih metinlerinde Büyük Proleter Kültür Devrimi (Great Proletarian Cultural Revolution) olarak anılan süreç 1966 - 1976 dönemine tekabül eder.

Mao'nun direktif ve kışkırtmalarıyla sokaklara dökülen yaşları 10 - 30 aralığındaki 100 milyon çocuk ve genç, Büyük Proleter Kültür Devrimi denen bütün o şiddet, terör ve vandallıkların eyleyicisi olmuşlardı. Yukarıdaki kare onlardan bir grubu, yapılan bir değerlendirme toplantısında vecd içinde tepki verirken resmetmiş.

Olabildiğince nesnel bir yaklaşımla, tarihsel bağlamı içerisinde ve 'son tahlilde' parantezine alınarak bakıldığında görülecektir ki, Çin Halk Cumhuriyeti'ne ve orada yaşayan çeşitli milli kökenlerden yüzlerce milyon insana, dramatik faturalar kesen mezkûr tarihsel olgu, özellikle de belirli sosyal ve iktisadi kesimler için oldukça derin, trajik, yıkıcı sonuçlar yaratmış katastrofik bir antitedir.


Kültür devrimine ait sayısız propaganda afişinden yukarıya aldığım örnek, sürecin bütün temel hususiyetlerini başarıyla içermektedir.

böyledir her şey, şeyler böyle işler.

efendisidir aslının sudaki suret ve gecenin siler izini gündüz, onu leyl örtsün diye bu. rüzgâr eser, ilerler itbaî kumlar ve yanan yerinden büyüyen har, alaza kesen göze der: yurdudur ey Leylâ, ateşin nâr! 
böyledir her şey, şeyler böyle işler.


11 Eylül 2001 günü Los Angeles'da yaşadıklarım


September 11 attacks | History, Summary, Timeline, Casualties, & Facts |  BritannicaWorld politics explainer: The twin-tower bombings (9/11)
ABD'nin tarihinde ilk defa ana karasında vurulması ortalama insanda tarif edilmesi neredeyse imkânsız bir korku, panik, şaşkınlık, kabul edeme ve öfke kabarmasına neden olmuştu

0***medhal / prologue / takdim:
09/11/2001 saldırılarının 10. sene-i devriyesi vesilesiyle 10 yıl önce yazıp paylaştığım konuya dair tanıklığımı, elden geçirip, yeniden ramp ışıklarının altına, konunun meraklısının görüş alanına bırakıyorum muhterem kârîm:

1***11 Eylül 2001, 06.30, Los Angeles, Venice Boulevard
Hafta içi her gün olduğu gibi, çalar saatim 06.30’da uyandırdı beni.
TV’yi açtım, abc’de canlı yayında haber programı vardı. Amerikan tarzı açık mutfakta yulaf ezmemi hazırlarken, biran gözüm tv’ye takıldı. Sunucu çok heyecanlı bir sesle, bağırarak konuşuyor, ekranda görülen ve her yanından dumanlar tüten bir gökdelen hakkında yorum yapıyordu. Yulaf ezmesi kabını alıp tv karşısına oturdum. Olağanüstü bir şeyler oluyordu. Görüntü NY’daki Dünya Ticaret merkezine aitti ve alt yazı ‘America under atac!’ biçimindeydi. Kanallar arasında hızla zap yaptım. NBC, CBS, Fox ve California’nın yerel kanallarında hep aynı görüntüler vardı. İkiz Kulelere uçakla saldırı yapılmıştı. Sabah mahmurluğunu atmış, meselenin vahametini anlamıştım. Amerika ana yurdunda vurulmuştu. Bunun savaş nedeni olduğunu anlayacak kadar dünya meselelerini izlediğimden, saldırıyı takip edebilecek gelişmelerden ister istemez paniğe kapılmıştım. ‘Şayet, Rusya ya da Çin bu saldırıyı yapmışlarsa’ diye düşündüm, ‘bu ABD için nükleer bir savaş nedeni sayılacaktır’. 
Evet, dünya nükleer bir küresel savaşa son 30 yıldır hiç bu denli yakın olmamıştı.





İkiz Kuleler çöktükten sonra yakınlarındaki insanların yaşadığı şaşkınlık, çaresizlik, korku ve paniği yansıtan bir enstantane.

Peşin hüküm verme, ardını düşün: kadim bir Çin meselinin hatırlattıkları

Covid-19 Pandemisi Acil Eylem Planı – Atez Yazılım Teknolojileri A.Ş.Ancient Chinese Warrior Yue Fei Wall Scroll



0 - Takdim / Medhal / Epilogue:

Epeyce önce okuduğum, kaynağını ise hatırlayamadığım kadîm bir Çin masalından belleğimde kalanları genişleterek yeniden yazmış ve 2015'de blogumda paylaşmıştım(1). O masalı, covid19 salgını yüzünden Çin'e yönelik ötekileştirici söylem ve eylemlerin yer yer de ırkçılık hudutlarını aştığı şu süreçte tekrar paylaşmanın anlamlı olacağını düşündüm. 2015'de yayımladığım versiyonu tekrar gözden geçirdim, (final kısmını ise eser miktarda Kuantum Teorisi, havayla civa derekesinde Sicim Teorisi, yokla var arasında Kozmolojik argümantasyon ve azıcık mı azıcık da 'kendine gönderme yapan, kendi üzerine katlanan olgular'la süsleyerek) revize ettim ve işte son haliyle huzurlarınıza arz ediyorum muhterem kârim:

1 - Senelerce senelerce önce Çin'de...

Bin yıl, belki de daha fazla bir zaman önce, koca Çin ülkesinin ücrâ bir köyünde çok yaşlı bir adamla genç torunu at yetiştiriyormuş. Köylüler, bir kış günü, yaşlı adama ‘ne talihlisin seyis, hem seni dinç tutan sevdiğin bir işin, hem de sana yardım eden hakikatli bir torunun var’ deyince, o, ‘peşin hüküm verme, ardını düşün’ diye cevaplamış onları. Köylüler bu cevaba anlam veremeden ayrılmışlar yaşlı adamın çiftliğinden.
Torununun, üç günlük mesafedeki kasabaya gidip, oradaki at cambazlarından daha usta bir binici olmanın, vahşi atları yakalamanın ve onları ehlileştirmenin incelikleri konularında ders almak istediğini dedesiyle paylaşması bu ziyaretin hemen ardından olmuş. Yaşlı seyis bu durumdan tabii ki hiç de memnun olmamış. Zira, o sırada azan eklem romatizmaları yüzünden, bırakın atlarla uğraşmayı, kendisine bile bakmakta zorlanıyormuş. 

Torunu, dedesinin muhalefetine rağmen kasabaya gidince, köylüler yaşlı seyise gelip ‘ne kadar talihsiz bir adamsın! Kendine bakmaktan acizken, üstüne üstlük bir de, hayırsız torunun seni terk etti’ diye üzüntülerini bildirmişler. Yaşlı seyis, metanetini korumuş ve bir önceki ziyaretlerinde verdiği cevabı yeniden paylaşmış köyden gelen konuklarıyla: 'peşin hüküm verme, ardını düşün’. Köylüler, beklemedikleri bu cevaba şaşırdıklarını belli eden bir edayla birbirlerine bakıp ayrılmışlar yaşlı adamın çiftliğinden.
Rengi alevlere çalan o efsanevi doru taya 
hayran olmamak mümkün değilmiş.
2 - 'Şans Teker'i, 'Talih Çarkı' döner durur tepemizde

Bir müddet sonra, torun, yedeğinde harikulâde bir vahşi tayla dönmüş köye. Tay benzeri çok zor görülebilecek güzellikte doru bir küheylânmış. Genç seyis büyük bir aşk ve yüksek bir motivasyonla başlamış onu eğitmeye. Köyün ileri gelenleri toplanıp ziyarete gitmiş yine yaşlı seyisi. Onu durgun görünce de ‘amma garipsin be seyis! Torunun, ülkenin en mahir at cambazlarından ders almasına, dönüşte de görülmemiş güzellikte bir küheylan kapıp gelmesine karşın, daha ne somurtup durursun be!?! Senin şimdi, ülkenin en talihli seyisi ve de büyükbabası olman hasebiyle, zil çalıp oynaman gerekmez mi?’ demişler. Yaşlı seyis, sıkkın bir ifadeyle, artık standart haline gelen cevabını paylaşmış yine:

‘peşin hüküm verme, ardını düşün’

Ali Canib Yöntem, İsmail Hikmet Ertaylan'ı siyasi polise nasıl jurnalledi? - arşivimden 3(*)

Arşivimde epeydir muhafaza ettiğim ve ne zamandır da yayımlamak istediğim bir belgeyi nihayet paylaşıyorum. Bu bir jurnal mektubu.

Şair, yazar, akademisyen, edebiyat tarihçisi ve eleştirmeni, siyasetçi Ali Canip Yöntem (1887 - 26 Ekim 1967)(1)edebiyat tarihçisi, yazar, akademisyen İsmail Hikmet Ertaylan (1889 - 18 Aral k 1967)(2) hakkında, dönemin İstanbul Emniyeti Birinci Şube Müdürü olan kamu yöneticiliği, milletvekilliği ve bakanlık da yapmış Ahmet Topaloğlu'na (1914 - 12 Nisan 1981)(3), polis müdürünün kendisine gönderdiği bir mektuba cevaben, Temmuz 1952'de, aşağıda paylaştığım jurnal mektubunu yazar(4).

Bahsettiğim belgeyi, imlâsına dokunmadan, dolayısıyla da, bütün yazım yanlışlarını aynen muhafaza ederek yayımlamanın, dönemin ruhunu ve onu yazanın formasyonunu ve kalitesini daha objektif yansıtacağını, bu yüzden de anlamlı bir tercih olacağını düşündüm.

İşte o jurnal mektubu:

Victor Ivanovich Govorkov'un yaptığı bir Sovyet propaganda posteri, ABD emperyalizmi, varoluşçu psikanaliz, Hz. İsa, kötücül Yahudi ve cadı arketipleri - arşivimden 2(*)


Post-WW II ve Soğuk Savaş periyotlarının ilk üç on yılında SSCB'nin (1) en önemli illüstratör ve ressamlarından (2) olan Victor Ivanovich Govorkov'un (VIG, 1906 _ 1974) 1947'ye tarihlenmiş popüler bir propaganda posterinin reprintini paylaştım yukarıda.

Elinde, SSCB ordularının savaş sırasındaki başarılarını anlatan bir kitap tutan Sovyet ordu komutanı, ülkesine sabotaj yapmak için sinsice yaklaşan ve o sırada henüz Sovyet ordularının envanterinde olmayan atom bombası (SSCB ilk atom bombasını 29 Ağustos 1949'da patlatmıştı) ile, sabotaj niyetini simgeleyen bir meşale taşıyan Emperyalist ABD'yi uyarıyor:

'SAKIN YAPMA!' ('Aklından bile geçirme!' tınısı da taşıyan sert ve çok kararlı bir uyarıdır bu.)