Hayatım roman, ama okuyan yok!



İnsan, en mütevazi olanı bile, 'ben' merkezlidir; dünyanın, hatta bütün evrenin ve varoluşun kendisinin etrafında döndüğüne inanır için için.

Bu durum, hemen herkesin, yaşadıklarının biricik, çok ilginç ve çok farklı olduğuna inanmasıyla sonuçlanan bir tasavvur ve tahayyül alemi inşa etmesini tetikler.

Kahvede, berber dükkânında, umumi vasıtada ve diğer eş - dost sohbeti vasatlarında 'öyle şeyler yaşadım ki, yazsam roman olurdu!' tarzındaki görüşlerin kaynağı dillendirdiğim bu psikodinamiktir işte. 

Bizim (lâfın hakikatle örtüşme ve verili olanla mutabık olma yüzdesini arttırmak adına isterseniz gelin şuna 'çoğumuz' diyelim), hayatımızı yazsak, bunun o ana değin yazılmış olanlardan çok farklı ve orijinal bir roman olacağına; bu vasfı yüzünden de diğer insanlar tarafından ilgiyle okunacağına dair olan bu sarsılmaz inancımız, bir kısmımızı yaşadıklarımızı merkezine alan romanlar yazmaya iter.

İster otobiyografik özellikler taşısın, isterse de tamamen hayal mahsulü olsun, her sene yeryüzünde yazılan sayılamayacak kadar çok kurmaca eserin çok küçük bir kısmı insanlığın ilgisini çeker. Gerçek hayattan esinlenmiş ya da tümüyle fantastik olan bu kurmacaların büyük kısmı yazarları tarafından finanse edilerek bastırılır. Ve yine bunların büyük kısmı, kolaylıkla tahmin edilebileceği üzere, yazarının yakın çevresi tarafından bile okunmayarak tarihe kâğıt, kaynak, enerji ve zaman israfı olarak geçerler.

'Romanlarınız para karşılığı okunur' diyen yukarıdaki karikatür, çerçevesini çizmeye çalıştığım 'müşterisi olmayan romanlar (kurmacalar)' sorunsalına esprili ve zekice bir çözüm üretmiş. Sadece birkaç kişinin ilgi gösterdiği, hatta, belki de yazarından başka kimsenin okumadığı romanları parayla okumak ve ardından da eleştirmek fena fikir değilmiş doğrusu.

Gerçi, bu türden kitapların azımsanmayacak bir kısmının çok düşük kaliteli oldukları, hatta bunların bazılarının saçma sapan ve deli zırvası fasilesine dahil edilebilecekleri göz önünde bulundurulduğunda, bu işin parayla bile katlanılabilecek türden bir eziyet olmadığı da pekalâ söylenebilir.

Yine de, bu bloga konu görselin işaret ettiği meslek, edebiyata meraklı olan işsizlerin şanslarını deneyebilecekleri bir alan gibi gözükmekte. Üstelik işin bir de şu yanı var: bir sürü çer çöp arasında, nadiren de olsa, deha eseri metinlerle karşılaşmak mümkündür. Onların ciddi bir yayıncı tarafından basımına aracılık ederek kazanç sağlamak, bu meslek erbabının potansiyel avantajıdır.

Evet, hiç kuşkusuz 'hepimizin hayatı roman', ama, ne yazık ki bunların ezici çoğunluğunun müşteri bulma şansı hemen hemen yok gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder