Köle gibi çalışmaya mahkûm muyuz?



Emek dünyasıyla ilgili bir haber, (liberter, teknoperest, ortaklaşacı, bilimselci, ilerlemeci ve fütürist açılardan bakıldığında) 'köle gibi çalışma' denilebilecek olan 'geçim için ücret karşılığı zorunlu mesai' olgusunu sorgulamama neden oldu.

Amasya'da, ilgili otoritenin yaptığı kontrollerde güvenlik önlemleri yeterli bulunmadığı için uyarılarak ceza yazılan; işletmecisinin ise, kârlı bulmadığı için yatırım yapma yerine kapatma kararı aldığı kömür madeninin işçileri, geçim kapıları, ekmek tekneleri ellerinden gidiyor diye, günlerce (üstelik de yerin tam 2,000 metre altında!) açlık grevi yapmalarına dair olan haberden bahsediyorum.
 


Çok zor şartlar altında ve düşük maaşlarla çalışan maden emekçilerinin, ocağın kapatılmasının önlenmesi merkezinde bir kamuoyu oluşturmaya yönelik olarak gerçekleştirdikleri bu eylemin son günlerinde, bazı madencilerin rahatsızlanması, konuya olan toplumsal alâka ve desteğin artmasına yol açmıştı. Bunun sonucunda da, ilgili bakanlığın devreye girmesiyle, ocağı işleten şirket, gerekli önlemleri alarak üretime devam kararı almak zorunda kaldı.

Bu demokratik ve barışçıl hak arama eyleminin amacına ulaşmış olması sevindirici tabii. Öte yandan, 2016 Nisan'ını idrak ettiğimiz şu günlerde, insan ister istemez, çalışma hayatının geleceğine dair olan ve okunulan satırların girişinde değindiğim problematik zemininde, kimi fütüristik düşüncelere dalmaktan da alıkoyamıyor kendini. 

Doğrusu ben, bilimin ve onun uygulaması olan teknolojinin eriştiği seviyenin, insanlığın halen yaptığı işlerin çok önemlice bir kısmını akıllı robotların yapabilmesine izin vermesinden hareketle; insan ile çalışma zorunluluğu arasındaki katolik nikahının ıskat olduğunu düşünen teknoperest & fütüristlerdenim. 

Takip eden birkaç on yıllık süre zarfında, şu an yaptığımız işlerin neredeyse tamamının çok ileri düzeydeki yapay zekâ ile donatılmış makina ve robotlar tarafından yapılmasına ve insanların sadece zevk ve keyif aldıkları işlerle uğraşmasına izin verecek bir toplumsal düzenin inşasına yol açacağını düşünüyorum. Tam da bu noktada, 'çalışmayacaklarsa, insanlar neyle geçinecekler?' sorusunun sorulması anlamlıdır, meşrudur. Bunun cevabı, insanların ezici çoğunluğunun (en az % 95'i) üretim sürecine doğrudan katılmamalarına karşın; bilimin ve teknolojinin (nao teknoloji, robotik, genetik mühendisliği, 3D yazılar vd.) eriştiği seviye sayesinde patlama yapan üretimden karşılıksız olarak faydalanacak oluşlarıdır.

Bahse konu aktüel uğrakta; teknolojinin, bilimin ve üretimin serdettiğim düzeyinin sosyolojik, politik, kültürel, hukuki ve ahlâki düzlemlerdeki izdüşümlerinden oluşan yeni kodlarının oluşturulup, bunların ışığında, insanlığın yeniden formatlanmasının zaruri olduğu kaçınılmaz bir hakikattir.

Bir diğer deyişle, teknolojinin sağladığı ucuz ve sınırsız üretim sayesinde, insanlar, salt insan olarak dünyaya gelmiş olmaklıkları bakımından, üretime doğrudan katkı vermemelerine karşın, ortaya çıkan küresel hasıladan ihtiyaçları kadar alabileceklerdir. Bunun, asırlardır yazılan ve dillendirilen ütopik, ortaklaşacı, ilerlemeci ve bilimselci toplumsal projelerin aktüel bir tezahürü olacağı aşikârdır. 

Böylece, insanın, onbinlerce yıldır yaptığı geçim gailesi için emek harcamak, medarı maişet motorunu çalıştırmak adına debelenmek şeklindeki ücretli köleliği sona erecek; bunun yerini, kadın ve erkek her bir insanın sanatçı, filozof, bilim insanı, kaşif, mucit, maceracı, seyyah, araştırmacı olarak sadece zevk aldığı hobileriyle, özel meraklarıyla uğraştığı bir yeryüzü cenneti alacaktır.

Teknoloji ve bilimin önümüzdeki on yıllarda erişeceği seviye; insanlık bir salaklık yapıp, termonükleer savaş vb yollarla, kendisini yok etmez, küresel iklim değişiminin olumsuz seyrine son verecek tedbirleri alır, kendisini toptan yok edecek bir süper mikro-organizmaya karşı gerekli koruyucu defansı oluşturur ve sadece kendisini değil, bundan 65 milyon yıl önce olduğu gibi, yeryüzündeki diğer yaşam formlarını da büyük ölçüde yok edebilecek olan bir asteroit çarpması olasılığına karşı uzayı kolonize edebilirse şayet, yukarıda ana hatlarıyla resmetmeye çalıştığım bir yeryüzü cennetinin ortaya çıkmasına izin verecek gibi gözükmekte.

Bu olasılığı uçuk, hayalperest, gerçek dışı / gerçeküstü ya  da büyülü bir hakikatmiş gibi karşılayanlar unutmasınlar ki, Arthur C. Clarke'ın formüle ettiği Clarke Yasaları'na göre 'yeterince ileri bir teknoloji ile büyü arasındaki fark fark edilemez!' (i).

Gelecek çok ama çok büyülü olmaya namzet gözüküyor.
dipnot:
(i): https://tr.wikipedia.org/wiki/Clarke_kanunlar%C4%B1

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder