Olumsuz ifadelerin gramatiği



Fernando Pessoa'nın dilimize 'Hiçbir şey istememenin mutluluğu' başlığıyla çevrilen aforizmaları şu an okumakta olduğum kitaplardan birisi.

Kitabın ismi epeydir düşündüğüm bir problem alanına yeniden yoğunlaşmama vesile oldu. Mezkûr problem alanı 'hiçbir şey' kelimesinin cümle içinde kullanımının doğurduğu bir keyfiyettir.

'Hiçbir şey', malûm; 'yok'a, yokluğa, sıfır'a referans veren olumsuz bir kavram.




Olumsuz bir kavramı bir bildirişim / iletişim biriminin (cümle / cümlecik) mimarisine eklerken, onu olumsuz bir fiille birlikte kullandığınızda, ortaya çıkan bildirişimin / iletişimin olumsuzluk katsayısı, derecesi, level'ı, ister istemez, ikiye katlanmaktadır. 

Bu konuyu aşağıdaki diyaloglar üzerinden mercek altına alalım.

İlk diyalog:

a-Neyin var?
b-Hiçbir şeyim yok.

İkinci diyalog:

a-Neyin var?
b-Hiçbir şeyim var.

Üçüncü diyalog:

a-Neyin var?
b-Hiçbir şey.

Dördüncü diyalog:

a-Ne oldu?
b-Hiçbir şey olmadı.

Beşinci diyalog:

a-Ne oldu?
b-Hiçbir şey oldu.

Altıncı diyalog:

a-Ne oldu?
b-Hiçbir şey.

Yukarıdaki diyaloglardan (i)-birincisinin ve dördüncüsünün olumsuzluk seviyeleri, (ii)-ikinci ve beşinci diyalogların olumsuzluk seviyelerinden daha yukarıdadır. (iii)-Üçüncü ve altıncı diyaloglar ise, olumsuzluk seviyesi bakımından, bunların tam ortasına düşer.

Kullandığımız kavramlar düşüncelerimizi, düşüncelerimiz bilincimizi, bilincimiz eylemlerimizi, eylemlerimiz ise hayatımızı değiştirir, geleceğimizi şekillendirir ve domine ederler. Öte yandan, 'holistik (bütüncül) kuvantum teorisi'ne göre, olumlu düşünceler olumlu yaşam enstantanelerinin / pratiklerinin, aksi ise olumsuz yaşam deneyimlerinin tezahürüne yol açarlar.

Türkçe'nin burada tasvire çalıştığım bağlamda kullanılmasının, hayatımızın negativize edilmesine katkı verdiğini iddia eden 'holistik kuvantum teorisi'ne kulak verir ve olumsuz kavramları bildirişimlerimizin / iletişimimizin mimarisine olabildiğince az dahil edebilirsek şayet, bunun daha pozitif hayat pratikleri deneyimlememizi tetikleyebileceğine prim vermeliyiz diye düşünüyorum.

Metnin üstündeki Mevlâna Celalettin Rûmî sözünü nasıl çevirdiklerine dikkat edelim (http://www.azquotes.com/quote/495058). Bu çeviri, İngilizce'nin mimarisinin pozitif unsurlara vurgu yapan derûnî armonisini vermekte ele. İngilizcede 'there is not nothing' yerine 'there is nothing' deyişinin tercih edilmesinin, burada kuşatmaya çalıştığım 'dil - hayat mütekabiliyeti' sorunsalıyla irtibatlı olmadığını kim dillendirebilir ki?!?

Unutmadan ekleyeyim: yazımın girişinde gönderme yaptığım Fernando Pessoa'nın kitabını, ben olsam 'hiçbir şey istemenin mutluluğu' diye çevirirdim.


Yorumlar