0 / i - vakti olmayana ve / veya uzun metin sevmeyene okuma kılavuzu
Eğer vaktin yoksa, ya da, uzun metinleri bünyen kaldırmıyorsa, bir kocaman cemile yapıyorum sana ve birkaç satırda bu blogu özetliyorum.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (bundan böyle YKK inisiyaliyle belirtilecektir) Politikada 45 Yıl başlıklı otobiyografik eserine epigraf (bknz. dipnot 5) olarak aldığı dizeyi, Muallim Naci'ye ait olmasına karşın, Avni'ye mal eder. Muhsin Kızılkaya (ilerleyen satırlarda MK olarak yazılacaktır) 10 Mart 2021 tarihli yazısında bu hatayı, YKK'na referans vererek tekrarlar. MK'nın mezkûr köşe yazısını okuduğumda, fi tarihinde, Avni'ye nispet edilen bir şiire muhatap olduğumu ve onun üzerine de 'bu Avni acaba, bu ismi şiirlerinde mahlâs olarak kullanan Fatih Sultan Mehmet midir, yoksa Yenişehirli Avni mi?' diye tereddüde düşmüş olduğumu hatırladım. Bahse konu ve epeyce de meşhur o dizenin parçası olduğu gazelin Muallim Naci'ye ait olduğunun altını çizmem ve onun hem orijinal söylenişini, hem de günümüzün Türkçesiyle dillendirilişini paylaşmamdan sonra, işler, kelimenin hakiki manasıyla, çığırından çıktı; nerden geldiğini kestiremediğim ve fekat beynimin (benliğimin?) içinde zonkladığından handiyse emin olduğum bir seslenişe muhatap oldum:
'SERBEST ÇAĞRIŞIMLARIN KIRK KANATLI PEGASUSUNA BİN VE SONSUZDAN DA FAZLA OLAN PARALEL EVRENLER ARASINDA DOLAŞ DUR EYYY ZİYAVER!'
Tam 'Bi dakka be yaw, Evliya Çelebi miyim ben, niçin ve nasıl dolaşacakmışım ki öyle yelken yepelek evrenleri mevrenleri felan?!?' diye çemkirme mooduna geçiyordum ki, duruldum birden ve 'etrafına bak' dedim kendime, 'sesin sahibini bul ve sor ona bunların cevabını' Gözlerimle bütün cihetleri ve cümle istikametleri taradım çığıranı bulabilmek ümidiyle... Göremedim ama mezkûr yönlendirmenin failini. Ne yapmalıydım öyleyse; meselâ, Susanna'ya uyup 'yüreğimin götürdüğü yere' mi gitmeliydim, yoksa, önerinin gayb alemi kaynaklı olması olasılığını hesaba katarak, mistik - metafizik - spiritüel uzay-zaman sürekliliklerine mi yönlenmeliydim? Karar veremedim önce, derken, ram oldum mezkûr seslenişe ve 'fizikî ya da mistik yolculuğa çıkmadan önce, bir fikri seyahat yap bence' diyerek kendime, yazdım durdum (dura/yazdım >>> Enis Batur?, Behçet Necatigil?). Ve fekat öyle bir enerjiyle, o derece abartılı bir iştahla ve de öylesine müthiş bir euphoria'nın rüzgârı eşliğinde yazdım ki, 'acaba writing mania'ya mı dûçâr oldum, iflah olabilemez bir scribomania mıyım?!?' diye de endişelendim, keder ettim bir miktar demezsem itmam olmamış olur istimal ettiğim lâkırdım. Neyse, uzatmayayım, uzun lâfı sevmeyene konuştuğum yerdeyim. Aslında, edebiyat ve kültür tarihine dair olan mevzulardan ziyade, onların zihnime serbest çağrışımla davet ettiği (ahha, kafatasımın içinde yankılanan yönlendirmenin faili belli olmuştu işte, belleğimdeki / benliğimdeki entelektüel bagajdı olsa olsa bana müdahil olan) felsefe, okültizm, hermetizm, matematik, kozmoloji, kuramsal fizik gibi disiplinlere dair / dahil hususlar hakkında üretmekten;
ilâveten de, kendimi inceden inceye tiye aldığım pasajları paylaşırken, yazma / yaratma sürecimin kodlarına dair kulis bilgileriyle mahrem şifreleri de okurun ilgisine sunmaktan haz alıyorum. Bu hususatı, fikir ve zihniyet dünyam bakımından ifade ettiği öneme binaen, ilerleyen satırlarda tekrar ve tekrar alacağım mercek altına. Aşağıdaki metnin önemlice bir bölümünün bu bahislere referans veriyor oluşu, onlara duyduğum dindirilemez ve doyurulamaz meraktandır anlayacağınız.
İşaret ettiğim üzere, bundan ötesinde, bol vakti olan ve / veya uzun ve çetrefilli metinlerle cedelleşmekten hoşlanan okurlar devam etsinler, onlar içindir istimal ettiğim lâkırdının bakiyesi, demedi demeyin, dedim çünki.
0 / ii - vakti olan ve / veya uzun ve muhataralı metinleri sevene okuma kılavuzu
Haberturk.com'daki yazılarını beğenerek ve zevk alarak okuduğum ve epeyce de faydalandığım MK'nın, yukarıda referans verdiğim, 10 Mart 2021 tarihli yazısı hakkında önce bir tivit atmış, akabinde de, mezkûr yazının beni okumaya teşvik ve icbar ettiği metinler üzerinden yazdığım aşağıdaki blogun ilk versiyonunu koymuştum bu platformdaki koordinatlarına.
Kabaca 1.5 yıl sonra, 2022'nin Temmuz'unu devirmek üzere olduğumuz şu sıralarda; felsefeye, matematiğe, kozmolojiye, kuramsal fiziğe, kuantum fiziğine, bilim kurguya, okültizme ve hermetizme dair okuduğum tonla metinden belleğimde kalan tortuların kimi kırıntıcıklarını, MK'nın köşe yazısına nazire (cevap) olarak yazdığım bloga 'bir şekilde' eklemeye / eklemlemeye karar verdim. MK'nın yazısıyla zerrece alâkası olmamasına karşın, söz konusu hususatı eklediğimde 10 Mart 2021 tarihli yazıma, ortaya çıkan yeni versiyonla (ki, şu anda okumaktasın onu) yüzleşen okurunun bir kısmının, meselâ 'ÜÇ KİŞİ'nin (beklenti çıtamı çok mu yukarıya çektim acaba? İki kişiye, hatta birisine bile razı mı olmalıyım yoksa?!?) şöyle düşünebilmesi ihtimali beni acayip heyecanlandırıyor doğrusu:
'yaw helâl olsun herife, eskiden aralarında milyarlarca ışık yılı anlamsal mesafe olan ve ondan başka pek de kimsenin bir araya getirmeyi düşünemeyeceği şeyleri birbirine bağlamakla iktifa eder idi; şimdilerde eli yükselterek iyice azıtmış, hiçbir şekilde yek diğeriyle ilişki kuramayacak paralel evrenler arasında bile linkler atmaya, köprüler kurmaya, yollar açmaya başlamış. Yok yok, ne olduğu tam anlaşılamasa da, var bu Ziyaver Şencan'da (numara mı, hüner mi, gösteriş mi, abartı mı, psikopatoloji mi olduğu kolay anlaşılamayan) bi pırıltı; belki bugün ipleyen yok onu ama, elbet bilir bi gün birileri kadrini kıymetini'.
Nitekim, edebiyat tarihi ağırlıklı olan aşağıdaki metnin / blogun ilk versiyonunun matrisine, önceki satırlarımda referans verdiğim üzere, boca ediverdim felsefe (spesifik olarak 'olumsallık'), kadîm düşünce kozmosları (meselâ 'Dört Element' dolayımıyla hermetizm ve obskürantizm), matematik ve mantık (sonsuz döngü / bengi dönüş ve kendi kendisine yapılan atıfların doğurduğu paradokslar), kozmoloji (örnekse paralel evrenler ve - kapitalizmin son kazanç kapısı olanı değil, sonsuz sayıda evrenleri içeren sonsuz büyüklükteki üst evren anlamındaki metavers ve bu metavers'in, içerdiği her şeyle birlikte yok olması, yânî, 'HER ŞEY'in sonu / kıyamet / doomsday) ve kuantum fiziği bağlamındaki çok sayıdaki fenomeni, antiteyi, argümanı.
Böylelikle ortaya çıkan ikinci versiyonun, özellikle de onun dipnotlar ve bibliyografya başlığı altındaki bahislerinin, demek istediğini satırlarından ziyade satır araları üzerinden ele veren; sağını göstermişken, etkili hamlesini umumiyetle soluyla yapan; gayet asude bir atmosferde başlamışken, son derece tekinsiz ve tehlikeli şekilde finalize olabilen; alışılmadık ve beklenmedik ekosferlere umulmadık referanslar vererek ve 'quelle d'alâka bro!?!' denilebilecek / dedirtebilecek kozmoslara linkler atarak muhatabını sürekli istim üzerinde olmaya icbar eden ve bütün bu ahval ve şerait muvacehesinde, okurunda bir çeşit 'irritable consciousness syndrome' tesiri oluşturan metinlerle cedelleşmeyi tercih eden okur tarafından cazibe odağı gibi görülebileceğini, 'okunable' olarak algılanıp alımlanacağını 'değerlendiriyorum' sevgili kârîm.
Bu da dahil çok sayıda metnime âşîna olan bir dost(***), edebiyata meftûn bir psikiyatrdır kendisi, 'yer yer 'yeni roman' kıvamındaki bir kurmacanın ya da post-modern yazın teknikleriyle kotarılmış bir anlatının fragmanlarını, yanı sıra da serbest çağrışım temelinde gelişen ve 'otomatik yazın' tekniğine göre inşaa edildiği izlenimini yaratan pasajları içeren satırlarımın, delilikle deha arasında gidip gelen bir pandülün ritmine ve şizoid bir bilincin parmak (ayak?) izlerine sahip olduğunu' söylediğinde, 'bu dediklerini, gerekçeleriyle birlikte, ilgili metinlerimin altındaki yorum kısmına yazar mısın lütfen' demiştim. Bu ricam havada kaldı, arkadaşım şifahen paylaştıklarını yazmamayı tercih etti. Birçoğumuz, o arkadaşım gibi, sözel iletişim aşamasına takılı kaldık, yazılı faza maalesef geçemedik bir türlü. Bu geçişi gerçekleştirenlerin bir kısmı ise, benim gibi, yazılı bildiri(şi)mi, zaman zaman bu metin benzeri, alışılmadık muhtevayla ve dahası, pek de rastlanılmayan bir üslûpla yapmayı tercih etmekte.
Neden olur böyle bu?!?
Bunda, varoluşun, zaman zaman, çok yalın ilişkiler / olgular / süreçler üzerinden kendisini inşaa edip alabildiğine basit bir profil vererek Dasein mertebesine yükselmesinin etkisi olduğu gibi; kimi zaman da, insanlık halleriyle Dünya vaziyetlerinin, satırları arasında gezinilen metin benzeri, anlaşılması ve çözümlenmesi zor (gibi gözüken) bir bilmece mooduna bürünebiliyor olmasının tesiri vardır diye düşünüyorum. Aslına bakılacak olursa, birbirinin zıttı gibi algılanan bu iki varoluş düzlemi bir madalyonun iki yüzü, parçalanamaz bir Biricik Hakikat'in farklı görüngüleridir (imâ, iddia ve ikrar ettiğim argüman Kuantum Fiziğinin ışık olgusuna yaklaşımındaki derin anlamlandırma halinin bu metne projekte edilmiş bir izdüşümüdür aslında; konunun meraklısı, bir elektromanyetik ışıma olan ışığın aynı zamanda hem dalga ve hem de parçacık karakterlerine haiz olduğu ve birbiriyle temelden çelişirmiş gibi gözüken bu iki varoluş düzeyinin aslında birbirinden ayrılamaz ve her biri yek diğerini besleyen bir varlık hali olduğunun kavranmasıyla anlamdaş bir argümantasyon serdettiğimi teslim etmiştir diye düşünüyorum).
Olan işte, salt bu yüzden bu sebeple sadece; olur böyle olduğunca...
Satırlarıma muhatap fevkalâdenin fevkinde müeddep ve tabii ki pek bi kıymetli hanımefendilerle, en az onlar kadar zürêfâdan sayılması icap eden ziyadesiyle muhterem beyefendileri tenzih ederim, sözüm onların haricindeki eşhasadır; işte onlar, o ferd-i taife-i münafık, satırlarımın tam da burasında, manâlı manâlı gülümseyerek sanki şöyle der gibiler:
