 |
Dîvânü Lugâti't-Türk'ün dünyadaki tek el yazması |
1 - Medeniyet biraz da kütüphane, arşiv
ve koleksiyon demektir
 |
| Ali Emiri (1857 - 1924) |
Bilimsel ilerleme ve eğitimin bazı olmazsa
olmaz enstrümanları ‘metodik şüphecilik’ üzerine inşa edilen ‘sistemli eleştirel
yaklaşım’, (tekrarlı) gözlem, (çoklu tekrarlı) deney, tümevarım ve tümdengelimdir.
Yetkin bir eğitimci kadrosu (akademik heyet), günün ihtiyaçlar ve problemler
küresini kuşatan fonksiyonel bir müfredat, zengin bir arşiv, müfredata dair
pratiği simüle etmeye ehil laboratuar düzenekleri, kuvvetli kütüphaneler ve sistemli-bilinçli-tematik
koleksiyonlar da, ilmin (ve ilmi eğitimin) diğer sine qua non’larındandır.
Arşivler, kütüphaneler ve
koleksiyonlar, ilim ve eğitim için olduğu kadar; bir medeniyet dairesinin asli
komponentlerini, antropolojik-folklorik-etnolojik arka plânının temel koyucu
mahiyetteki yapı taşlarını, ilmi-irfani birikimlerinin asal eksenini,
ruhi-kültürel kodlarının en karakteristiklerini gelecek kuşaklara taşıyan ‘aktarma
organları’ olmaları bakımından da hayati fonksiyona haizdirler. 19. asrın
ikinci yarısıyla, 20. asrın ilk çeyreğine tekabül eden geç Osmanlı döneminde, ‘arşiv-koleksiyon-kütüphane’
sahalarında emek harcamış, eser ortaya çıkarmış olan en önemli sima, hiç kuşku
yok ki Ali Emiri Efendidir. O, alanında öylesine yetkin işlere imza atmıştır
ki, günümüzde bile, onun ayarında arşivci, koleksiyoncu, kütüphaneci, bibliyofil
bulmak fevkalâde müşkül bir iştir.
 |
| Arşiv insanlığın müşterek hafızasıdır. |
Bu noktada, şu sualin sorulması; onun
yol açtığı provokasyon, muhatabının hadiseyi farklı bir prizmadan ve sıra dışı
bir dalga boyunda algılamasına neden olabileceği, ve, kendisine maruz kalanı,
sınırlarını aşmaya zorlayan ufuk açıcı bir ‘Tanrısal sezgi’ melekesiyle
donatabileceğinden, yerinde olacaktır: Ali Emiri Efendi ve ondan feyz alan
talebelerinin insanüstü gayretlerle toplayıp, değerlendirerek tasnif ettikleri,
akabinde de, milletin hizmetine sundukları irfan-ilim-tarih-kültür
hazinelerimiz olmasaydı, vatan dediğimiz bu topraklardaki yaşantımız acaba
nasıl şekillenirdi ve hangi istikametlere doğru yönelirdi?
Doğrusu, bu spekülatif soruya kesin
ve ilmen kabul edilebilir nesnellikte bir cevap verebilmek çok zordur. ‘Ali
Emiri Efendiyle, onun izinden gidenlerin gayret ve say’ı olmasaydı,
kültürümüzün kimi kadim kodları kaybolabilir, irfanımızın bazı çeşmeleri
kuruyabilir, ve, geleneksel ilimlerin cumhuriyet kuşaklarına aktarılmasını
sağlayacak olan kimi ‘bağlantı kayışları’ da kopabilirdi’ gibi ihtimaliyetçi ve
(epistemik değil) doxa (zan, sanı) mahiyetinde bir argüman serdederek mezkûr
suale mukabele ediyor oluşumuz bundandır.
2 – ‘Tanzimat bürokrasisinin köksüz Batıcılığı’ vs. 2. ‘Abdülhamit’in
senkretik modernizmi’ sorunsalını Ali Emiri üzerinden okumak
|
| Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında bir Diyar-ı Bekr panoraması. |
1857’de Diyarbakır’da doğan Ali
Emiri Efendi’nin (ölümü 25 ocak 1924) hayatını, bir ansiklopedi maddesinin girizgâhı düzeyinde (komprime
ederek) özetlemek icap ettiğinde, şu ifade, üstadı ziyadesiyle tarife ehildir
diye düşünüyorum: O, edebiyat araştırmacısı, tarihçi, koleksiyoner ve
kütüphaneci idi.
 |
| 2. Abdülhamit |
Ali Emiri, gerek ailesinin ve yakın
çevresinin muallim ve münevver vasıflarıyla mümeyyiz olan
unsurlarından, ve,
gerekse de, çok da düzenli olmamak kaydıyla, devrin eğitim sisteminin imkânları
vasıtasıyla temel eğitimini almıştır. İleride işine yarayacak mesleki ve ilmi donanımı
ise, büyük ölçüde, oto-didaktlara yakışan bir iç disiplin ve azimle yürüttüğü
şahsi gayretleriyle, adeta doymazcasına gerçekleştirdiği çoklu disiplinli
okumalarıyla elde etmiştir.
Böylesi bir yetişme prosesinden
çıkan Ali Emiri, parlak vasıfları sayesinde, 19 yaşında iken, Diyarbakır’a
gelen Şark Vilayetleri Islah Heyetinin gözüne girmeyi ve onların kâtibi olmayı
başarmıştı. Bu suretle de, imparatorluğun çökme ve çözülme döneminin, kâh Tanzimat
anlayışıyla ve kâh 2. Abdülhamit’in usta işi (sui generis) politikalarıyla izale
edilmeye, bu olamıyorsa, ertelenmeye çalışıldığı bir tarihsel süreçte, genç bir
Osmanlı bürokratının, imparatorluk coğrafyasının bir ucundan diğerine sürükleneceği,
meşakkatli hizmet maratonu başlamış oldu.
 |
| Sultan Reşat |
Üstad’ın, Anadolu, Rumeli ve Arap coğrafyası
gibi çok geniş bir sahada sürdürdüğü memuriyet hayatı; imparatorluğun parlak
dönemlerini ihya etmek adına, onun kadim zihniyet kodlarını inkâr edip, yerine
Batıcı bir paradigmayı ikame etmeye çalışan bürokratik seçkinlerle; bu ihya
hareketini, geleneksel olanla barışık bir tarzda yürütmeye çalışan 2.
Abdülhamit’in reformist – senkretik yaklaşımlarının bazen çatışan ve bazen de çakışan-örtüşen
anlam dünyası ve pratiklerinin maddi ve fikri sahalardaki izdüşüm ve örüntülerinden
oluşan kompleks bir arka plân üzerinde şekillenir.
3 – Hayatından bazı köşe
taşları
Harput, Sivas, Selanik ve Adana’da
başkâtiplik; Kozan, İçel, Kırşehir, Leskovik ve Yenişehir’de muhasebecilik;
Harput, Erzurum ve Halep’te defterdarlık; Yanya, Yemen ve İşkodra’da maliye
müfettişliği yapan Ali Emiri’nin bahse konu bu memuriyetleri, 1876-1908 döneminde
gerçekleştirmiştir.