İyi ki bu günleri görmeden öldün Attila İlhan! Yoksa, Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı'ların kanaat önderi sayıldıklarını görüp kahrolacaktın



İyi ki 6 yıl önce öldün Attila İlhan, iyi ki daha o zaman terk ettin bizi Kaptan, iyi ki görmedin bu günleri. Şu sıralarda aydın diye, kanaat önderi diye ortalıkta dolaşanlara, çeşitli kanallarda programlar yapanlara, gazetelerde yazıları çıkanlara maruz kalsaydın şayet, kuvvetle muhtemeldir ki kahrolurdun.

Bu tahminimi gerekçelendirmeden önce, oldukça önemli olduğuna inandığım ve Attila İlhan'ın ismine dair olan bir detaya
işaret edeceğim. Dostları arasında Kaptan namıyla anılan sıra dışı aydınımızın adı, sanıldığı gibi Atilla değil, Attila idi. Öyle basit bir ayrıntı olarak geçiştirilebilecek bir durum değildir bu. Özellikle de hakkında yazı yazanların üzerinde titizlenmeleri gereken önemli bir husustur.

Gelin, birlikte, bu son 50 yılın en üretken aydınını karakterize eden bazı noktaları mercek altına alalım.

Attilâ İlhan (1925 – 11 Ekim 2005) tüm zamanların gelmiş geçmiş en enteresan, en çok yönlü Türk aydınlarından birisi, belki de birincisidir. Şair, gazeteci, romancı, denemeci, eleştirmen, senarist, sinemacı, televizyoncu ve muhabbetçi bir aydındı Attila İlhan. 10 parmağında 11 marifet olan bir Rönesans adamıydı anlayacağınız.

Doğu ve Batı denilen kavramların iddia ve imâ ettiği medeniyet ve kültür dairelerinin tamamına dair söyleyebileceği derin, anlamlı, provokatif, zekice sözleri vardı. Bunları, yukarıda belirttiğim alanlardaki eserleriyle 1940 – 2005 yılları arasındaki 65 yıl boyunca paylaştı durdu insanlarla.
Nietzsche gibi, aforizmalarla yazar ve konuşur, cesur ve pervasız fikirlerini kamuoyunun gündemine yıldırımlar, şimşekler misali yağdırırdı.

‘Türk aydını dediğimiz kişi, Batı'nın manevi ajanıdır’, ‘Ne kadınlar sevdim zaten yoktular. Böyle bir sevmek görülmemiştir’, ‘Ben sana mecburum bilemezsin’, ‘Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü, isyan haktır’, ‘İnanmakta geç sevmekte çabuktum’, ‘aydınlık neyin oluyor senin’, ‘ölümüm birden olacak seziyorum’, ‘hayat zamanda iz bırakmaz. Bir boşluğa düşersin bir boşluktan, birikip yeniden sıçramak için, elde var hüzün’, ‘kanlı hesapları vardır kıyamete kadar sürecek ölümlü şairlerin. kim bilir nerden bilecek. ne çığlıklar geçer daha dünyadan, Attilâ İlhan gibi’, ‘kimi sevsem sensin . Hayret , in misin cin misin anlamıyorum’, ‘ya bu gece harika bir şeyler olsun, yahut bir bomba gibi infilak edecek başım’, ‘sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün, sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm. sisler bulvarı ayaklanıyor, artık kalbimi susturamıyorum’, ‘Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu, ağlardım’, ‘kartallar yüksek uçar’ Attila lhan’ın  sayılamayacak denli çok olan güçlü dize ve sözlerinin akla hemen geliveren bazılarıdır.

Evet, Attila İlhan işte böyle birisiydi; konuştu mu, muhatabının adeta 'aklını başından alabilecek' vasıflarda lâkırdılar ederdi.

Attila İlhan'ın hayatına , çok çeşitli cephelerde verdiği mücadelelere ve eserlerine karşı yapılan saygı duruşu havasındaki bu satırların yazarının, Kaptan’ın ruh haline ve üslûbuna özenmesi, onu (büyük bir cüretkârlıkla) taklide çalışması yadırganabilir belki. Ancak yine de ben, bahse konu sevimsiz algılanma riskine karşın, Kaptan'ın ruhuna azap çektirmemeye de özen göstererek, ona yakışan bir edayla, yani aforizmatik, iddialı, köşeli, provokatif tespitler yapmaya çalışacağım devam eden satırlarda.

Mustafa Kemal’e ne denli hayran, nasıl ateşli bir sol Kemalist ve ne derece samimi bir Kuvvay-ı Milliyeciyse, o denli hararetli bir İnönü ve bürokrasi düşmanıydı. Marksistti, ama dogmatik değildi. Hayatı boyunca sosyalizmin hem SSCB ve hem de ÇKP tarafından yürütülen ve 'reel sosyalizm' parantezine alınabilecek olan pratiklerine eleştirel yaklaşmasını bildi. Bazı metinlerinin satır aralarını okuduğunuzda, onun özgürlükçü Avrupa Komünizmine (Euro Comunisme) yakın durduğunu söylemeniz pekalâ mümkündür. Toplumsal dokuya / matrise damgasını vuran ana akım cinsel tercihlerin yanı sıra, farklı cinsel tercihi olanların seslerini de eserlerinde dillendirmekten kaçınmaması, Doğunun Gönlü’yle, Batının rasyonalitesini bünyesinde ve hayalhanesinde mezcetmesini beceren bu önemli fikir insanının ayırt edici vasıflarındandı.

İnancım odur ki, ölümüyle birlikte şiirimiz son büyük şairini kaybetmiştir. Bir diğer deyişle, (İsmet Özel de artık şiir yazmadığına göre gönül rahatlığıyla iddia edilebilir ki), Attila İlhan’dan sonra 'taife-i şuara' mensupları, bu toprakların şiirinin opus magnumuna ne yazık ki kayda değer dizeler katmaya muvaffak olamamışlardır.

Dünyanın aktüel olarak en hızlı büyüyen tv dizileri sektörüne sahip olan Türkiye, söz konusu sektörün onca gelişmişliğine karşın, ne yazık ki Attila İlhan ayarında senaryo yazarı yetiştirebilmiş değildir.

Attila İlhan'ın hayatına ve çalışmalarına dair bazı ana hatları paylaştıktan sonra, yazıma başlarken yaptığım ‘İyi ki 6 yıl önce öldün Attila İlhan, iyi ki daha o zaman terk ettin bizi Kaptan, iyi ki görmedin bu günleri’ şeklindeki tespitimi gerekçelendirmeye geldi sıra.

Öyle ya, çok değil bundan 6 yıl önce Attila İlhan, ya da onun ayarındaki, kalitesindeki gerçek aydınlar, hakiki kanaat önderleri konuşurdu bu ülkede. Bugün ise, Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı çapındakiler dolaşıyorlar kanal kanal. Kütahyalı’nın ve Alçı'nın ‘kanaat önderi’ statüsüne kavuştuğu bir toplumda Attila İlhan pek tabi ki kahrından inme falan geçirirdi en hafifinden. Yazımın girişindeki argümandan muradım buydu işte.

Kaptan, seni aramızdan ayrılışının 6. yılında sevgiyle, saygıyla, muhabbetle, özlemle, hasretle anıyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder