22/11/63, John Fitzgerald Kennedy Suikastı - 2

october sky ile ilgili görsel sonucu
'Ekim Göğü', Soğuk Savaş döneminde Amerikalıların en büyük seçilmiş travmalarından birisi olan SSCB'nin ('Kızılların') ABD'den önce uzaya uydu ve insan göndermeyi başarmasının sosyolojik ve kültürel sonuçlarını konu almakta.

Yazının ilk bölümü için bknz:
http://ziyaversencan.blogspot.com/2013/12/2271163-j-f-kennedy-suikast-1.html#more

6 – ‘Octobre Sky’ın ‘seçilmiş travma’sından, ‘Apollo 11’in ‘seçilmiş kıvanç’ına

JFK, hayatını inceleyen birçokları gibi, benim için de, Amerikan tarihinin en vizyoner başkanıdır. Bu vasıf, Kennedy’i kuşatmaya ve tarife en ehil olan niteliktir hiç kuşkusuz. Onun, Amerikalıları pençesine alarak ‘seçilmiş travma’ları arasına giren ‘Kızılların (SSCB, Ruslar), anayurtlarını uzaydan vurması’ temelli korkularını, deha sahibi bir liderin bahse konu maharetiyle ‘seçilmiş bir kıvanç’a dönüştürecek olan cesur ve innovatif atağını değerlendirmeden önce, bunu tetikleyen tarihi koşulları mercek altına almakta fayda var.
SSCB'nin Sputnik 2 uzay aracı
Layka, Sputnik 2'le birlikte, sonsuza
kadar uzayda dolaşak.
homer hickam & october sky ile ilgili görsel sonucu
Homer Hickam'ın, aynı isimli filme
de temel oluşturan romanı.
İkinci Dünya Savaşından sonra, hayatın hemen her alanında, kıran kırana bir rekabete girişen SSCB ve ABD, havacılık ve uzay teknolojileri kulvarlarında da, adeta ölümcül bir yarış içerisindeydi. SSCB; uçak ve uzay mühendisi olan sıra dışı yeteneklere sahip bilim insanı Sergey Korolyov liderliğindeki bir ekip tarafından tasarlanıp uygulanan Sputnik programıyla, bu sahada dev bir adım atarak, ABD’nin önüne geçecekti. 4 Ekim 1957’de fırlatılan ‘Sputnik 1’, (canlı olarak ‘meyve sinekleri’ taşıyordu) insanlığın ilk yapay uydusuydu. 3 Kasım 1957’de fırlatılan ‘Sputnik 2’ ise, ‘Layka’ isminde bir köpeği götürmüştü uzaya. O sırada, henüz, uyduları güvenli bir şekilde dünyaya geri döndürecek teknoloji geliştirilemediğinden, Layka, ne yazık ki, uzayda ölüme terk edilecekti.  

Yeri gelmişken, meyve sineklerinin dünyaya dönememiş olmasının, Layka’nın akıbeti karşısında duyulan üzüntünün zerresini bile yaratamayarak, kendisine, gündemde, okyanusta karınca sidiği derekesinde bir alan dahi açamamasının; ‘varlık ('beslenme' olarak da okunabilir) zincirinde, ‘altımızda’ yer alan pek çok canlının yaşama hakkını, zerrece sorumluluk duymadan, gasp ettiğimiz hakikati’nin parçası olduğuna; bu durumun ise, antropologlar, sosyologlar, teologlar ve felsefecilerce mercek altına alınası bir problematik oluşturduğuna işaret etmiş olayım.  


12 Nisan 1961’de, Vostok 1’le atmosfer dışına gönderilen Sovyet kozmonotu Yuri Alekseyeviç Gagarin (9 Mart 1934 – 27 Mart 1968), uzaya çıkarak çok büyük bir başarıya imza atacaktı. Onun, fezadan ‘Mavi Gezegen’imize bakan ilk insan unvanını elde etmesi, hem küresel bir üne kavuşmasına ve hem de milli kahraman sıfatını kazanmasına neden olmuştu.                        

Yuri Gagarin'in başarısı ,ABD basınında geniş yer bulmuştu.
Yazının ana mecrasından bir nebze ayrılıp tali bir yola sapacak; açacağım mütevazı bir parantezde, bu metnin müktesebatında ciddi bir özgül ağırlığı ve hükümranlık alanı olan, komplo kuramı külliyatının bir unsuruna referans vereceğim. Bu iddiayı tedavüle sokan, ve, önemlice bir kesimi spekülatif olan, birçok kaynak, Gagarin’in, siyasete sıcak bakmasının, kaza süsü verilmiş bir sabotajla, öldürülmesine yol açtığını ileri sürer. Bunlara göre; yaşayan efsane halini alan karizmatik kozmonotun, siyasi kariyer temelli gelecek plânlarının Sovyet halklarında ciddi bir sosyolojik karşılığının olması, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Leonid İlyiç Brejnev’i (1906 – 1982) korkutmuş ve ‘Gagarin’in, eğitmeniyle birlikte test sürüşü yapacağı yeni nesil bir savaş uçağına sabotaj yapılması tertibi’nin düğmesine basılmasına neden 
olmuştur. 

brejnev & yuri gagarin ile ilgili görsel sonucu
Brejnev ve Gagarin.
Parantezi kapatıp, yeniden anayola girelim artık.

SSCB’nin yaptığı söz konusu spektaküler atakla birlikte oluşan ve onun, kısa zamanda uzaya hakim olacağı endişesinin etrafında gelişen kaygı temelli algı, Amerikan kamuoyunun üzerine adeta bir karabasan misali çökmüştü. Bu durum, anayurdunda asırlardır ciddi bir dış tehdit yaşamamış olan bahis konusu toplumun kolektif bilinçaltında henüz bütün canlılığıyla varlığını koruyan McCarthyist paranoya ile birleşince, ortaya kâh ‘kızılların olası feza saldırısı’nı birkaç dakika erken fark edip, güvenli bir yere sığınmak' odaklı olan ve kâh, kurbanın, cellâdının az sonra kafasını koparacak olan nihai hamlesini görme amacına yorulabilecek olan o insiyaki ve marazi merakının benzeri bir refleksi tekrarlarcasına yapılan, vücut dilindeki karşılığını ise ‘sık sık gökyüzünü kollamak’ta bulan, bir ortalama Amerikalı tavrının gelişmesine yol açmıştı.

Orson Welles'in 'Dünyalar Savaşı' radyo skeci ABD'de
büyük paniğe neden olmuştu.
1950’lerin son yıllarıyla, 1960’ların ilk yarısında, Sputnik ve Vostok serisinden olan uydu ve araçların, uzaydaki yörüngelerini kat ederken, ABD’nin üzerinden her geçişlerinde, çok sayıda yerel tv ve radyo istasyonu ‘geçmiş olsun Tennessee! az önce kızıllar üstünüzdeydi’, ‘dikkat et Kansas, Ruslar tam şu sırada tepenize binmek üzereler!’, ‘New Jersey, uyuma, komünist kozmonotlar birazdan ufkunu kirletecek!’ düzeyinde (‘seviyesizliğinde’, ya da, ‘çukurluğunda’ diye okunması aslında daha uygun olur!) bir yayıncılık yapmaktaydı. Bu had safhadaki provakatif - ajitatif - agresif yayıncılık anlayışı verili sosyal paranoyayı daha da derinleştirip genişletiyor ve neticesinde de, Orson Welles’in (1915 – 1985), Herbert George Wels’in (1866 – 1946) aynı isimli öyküsünden uyarladığı ve 'Marslıların dünyayı istila ettiği' temasını, çok inandırıcı bir şekilde, işleyen ‘Dünyalar Savaşı’ isimli radyo skecinin neden olduğu (1938) kapsamlı ‘sosyal histerya’yı aratmayan sağlıksız bir toplumsal iklim oluşuyordu.

h g wells war worlds ile ilgili görsel sonucuBir madencinin oğlu olan Homer Hickam’ın (1943), henüz ortaokul öğrencisiyken, Sputnik 1’in başarısından etkilenerek, kendisini roket yapma ve fırlatma işine nasıl hasrettiğini otantik ve canlı bir şekilde dramatize eden ve adeta, belgesel niteliğinde olan ABD yapımı ‘Oktober Sky’ (1999) (bizde ‘Ekim Düşü’ ismiyle vizyona girmişti) filmi, söz konusu dönemin paranoya, endişe, beklenti ve ümitlerini oldukça gerçekçi bir şekilde resmetmeyi bilmiştir.

JFK, lideri olduğu toplumun ‘seçilmiş travması’ haline gelen uzay yarışındaki bu geri kalmışlık halinin; 21 Temmuz 1969’da zirve yapan bir ‘seçilmiş kıvanç’a dönüştürülmesinin bilimsel zeminiyle psikolojik - entelektüel atmosferini yaratan kişidir. O, Homer Hickam’ın otobiyografik eserlerine ve ondan hareketle çekilen mezkûr filme konu olan, ‘bir yeniyetmenin 14 yaş naifliğinin bütün samimiyetini ve pervasızlığını taşıyan ‘uzayı fethetme tutkusunu ve misyonu’’nu, Amerikan ulusunun ve devletinin meselesi kılmayı başarmış, ABD’nin uzay yarışında adım adım SSCB’nin önüne geçmesini sağlamış, bütün bunları da, dahilere özgü olan, o sade, orijinal, kararlı, derin, hümanist ve kozmik şuurla gerçekleştirmiştir.

7 – Bill Gates ve Steve Jobs’un önünü açan JFK’in vizyonuydu

Uzay yarışında insanlığa liderlik yapmak
Kennedy için varlık sebebi olmuştu.
ABD’nin son yüzyılına dair yapılacak okumaların, JFK’in, Amerikan ulusunu bilinmeyen fırsat ve tehlikelerin heyecan verici yeni sınırlarını geçmeye ve özveride bulunmaya’ davet eden söyleminin referans verdiği anlam dairesinin, bahse konu toplumun, takip eden yıllarda, başta uzay çalışmaları olmak üzere, hemen her alanda yapacağı inovasyon temelli bilimsel ve 
teknolojik atılımlarının en önemli tetikleyicilerinden olduğunu ortaya koyması kaçınılmazdır. Bill Gates ve Steve Jobs başta
Oldukça genç bir dönemlerinde iki büyük vizyoner: Steve
Jobs & Bill Gates
olmak üzere, hemen her alandaki buluşlarıyla, insanlığın davranışlarını, alışkanlıklarını ve hayatını kökten değiştirmeye muvaffak olmuş sayısız vizyoner insanın Amerikan ulusundan çıkması, Kennedy’nin deha seviyesindeki vizyonerliğinin oluşmasına büyük katkı verdiği psikolojik iklimle, bunun beslediği fikir - girişim - yaratıcılık hürriyetlerinin koordinatlarını oluşturduğu bir zihni ekosfer sayesinde olmuştur. 
En basitinden olmak kaydıyla 'Matris Matematiği'

Metodik şüpheciliği rehber bilen bir ihtimaliyetçi olmam hasebiyle, iddialarımı, belirlenirci / gerekirci (deterministik) ve özcü (essentialist) yargılar üzerinden kurmak çok da başvurduğum bir yöntem değildir. Bu başlık altında yer alacak olan müteakip argümanlarım, bu bakımdan, mezkûr tarzıma istisnai bir itirazi şerh olarak okunabilir.

Kennedy, Gates ve Jobs’ın aynı ulusun fertleri olması asla bir tesadüf değildir. İstikbalde Gates ve Jobs gibi yaratıcı kişileri çıkaran bir toplumun mazisinde Kennedy gibi bir politik figürün olması; ya da, problematiği tersinden okuyacak olursak, geçmişinde Kennedy gibi bir politik aktörün olduğu bir toplumun, gelecekte Gates ve Jobs gibi vizyoner fertleri yetiştirmesi adeta kaçınılmazdır.

Captan America
homer simpson ile ilgili görsel sonucu
Homer Simpson
Satırlarının ve sütunlarının kesişim noktalarının oluşturduğu düğümlerinde Bill Gates’in, Oliver Ston’un, Steve Jobs’un, J. F. Kennedy’nin, Bill Clinton’ın, Homer Hickam’ın, Homer Simpson’un, Stephen King’in, Dan Brown’ın, Thomas Alva Edison’ın, Thomas (Tom) Clancy'nin, Neil Armstrong’un, Superman’in, Captan America’nın, Robert Kennedy’nin, Al Gore’un ikamet ettiği (sonsuza ıraksayan ‘n x m’ boyutlu) bir matrisin ismidir ABD. Felsefi duruşu ve ideolojik bagajı (gerek söylemlerinin aleni olmayan, lâkin, satır aralarından süzülerek kristalize olan örtük mood'dakileri ve gerekse de çoğu durumda olduğu üzere, doğrudan kendini ele veren apaçık argümanlarıyla) ortada olan bu satırların müellifinin, ‘olanlar, başka türlü olmalarına olanak olmadığı için, oldukları gibi olmuşlardır!diyerek, determinizmin ve essentialism'in (özcülük) dibine vurması (ya da, şahikasını zapt etmesi), yukarıda dillendirilen ‘bahse konu o istisnai itirazi şerh’  bağlamında okunmalıdır.






Matris matematiğinden, öyle akademik düzeyde falan değil, lise düzeyinde bile anlayanlar, yukarıdaki ‘ABD Matrisi’nin sadece 1 düğümündeki ismin dahi işlevsiz kalması, ya da, yerinin değişmesi halinde, sonsuza ıraksayan bu ‘n x m’ boyutlu ‘matematiksel nesne’nin, satır, sütun, diyagonal ve toplam değerlerinin dramatik bir şekilde değişeceğini, bunun da, verili olandan tamamen farklı bir ABD’nin ortaya çıkmasına neden olacağını rahatlıkla görecektir. Bir diğer deyişle, matrisin bir düğümünün farklılaşması, onun hem bütün matematiksel niceliklerinin ve hem de bunların sosyolojik - bilimsel - teknolojik - kültürel - politik mütekabillerinin transforme olmasına yol açacaktır (evet, meraklısı doğru tahmin etmekte:bu başlık altındayapmaya çalıştığım, Alan Sokal’ın, prestijli / hakemli ilmi dergi Social Text’in ‘ilkbahar - yaz 1996’ sayısında yayınlanan ‘Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity'sine becerebildiğim kadarıyla, ihtiram duruşu sergilemektir).






Bu kadar pastiş (yoksa fars mı demeliydim?) yeter deyip, devam ediyorum.

İnsanın aya ayak basmasının, henüz, bilimkurguyla fantastik kurgunun iştigal sahasında olduğu bir dünyada, 1950’lerin sonunda, ulusunun önüne, bu konuda somut bir yol haritası koymanın entelektüel hazırlıklarını yapacak denli ileri görüşlü, inovatif ve vizyoner olan Kennedy; bu vasıfları sayesinde, takip eden 50 yılda, (başta Japonya, Almanya ve Çin olmak üzere) rakip ulusların yaptıkları onca ilmi & teknolojik atağa karşın, ABD’nin küresel bilim & teknoloji hegemonyasının bir türlü kırılamamasının en önde gelen moral, entelektüel ve sosyo politik müellifi ve müessiri olmuştur.
alan sokal & social text ile ilgili görsel sonucu
Onlarca yıl sonra bile bilim çevreleri, Alan Sokal'ın o zekice numarasını tartışmaya devam etmekte.

8 – ABD başkanını, bu salak zibidi tek başına vurdu, öyle mi?!?

lee harvey oswald ile ilgili görsel sonucu
Lee Harvey Oswald
Kennedy, seçim kampanyası için geldiği Texas, Dallas’da, eşi ve Texas valisiyle birlikte, açık bir otomobilden halkı selâmlarken vurulduğunda, yerel saatler 12.30’u gösteriyordu. Başkan, hastaneye götürülürken yolda ölmüştü. Cinayetten birkaç saat sonra yakalanan 24 yaşındaki Dallaslı Lee Harvey Oswald (1939 – 24 Kasım 1963), iki gün sonra, kentin Emniyet Müdürlüğünde, polis müdürüyle, onlarca polis ve gazetecinin tam da ortasında, gece kulübü sahibi Jack Ruby (Jacob Rubenstein, 25 Mart 1911 – 3 Ocak 1967) tarafından vurularak öldürüldü.
ABD tarihinin en cerbezeli, en karizmatik, en sevilen, en popüler başkanlarından olan JFK'in katlinin bütün sorumluluğunun, ortalama zekânın üstünde bir zekâya sahip olduğu şüpheli, tek meziyeti, keskin nişancılık olan; üstelik de, KGB ajanı olduğundan kuşkulanılarak Pentagon’dan atıldığından beri, ismi ‘azılı komünist Amerikalılar’ listesinin en başlarına eklenerek, FBI’ın yakın takibine de alınmış bir zavallıya yıkılmaya çalışılması, bu konuda üretilen komplo kuramlarının devasa bir hacme erişmesini tetikleyen unsurlardan olmuştur.
Konuya ilgi duyanlara, bu yazı dizisinin ilk bölümünde de bahsettiğim, (bana göre oldukça önemli ve değerli olan) üç önerim olacak: a - okumadılarsa, final hükmüne katılmamama karşın, 22/11/63’ romanını okusunlar; b - izlemişlerse bile, ‘JFK’ filmini, bir kere daha ve bu sefer, adeta bir belgeselmişçesine izlesinler ve nihayet, c - gezmedilerse, Taksim, Piramit Sanat’taki ‘Dünyayı Değiştiren 8 Saniye’ isimli Bedri Baykam sergisi'nin kitabını edinip okusunlar. Mezkûr başlangıç (starter) menüsünden sonra, konunun tutkulu meraklıları, bu yazı dizisinin 3.üncü ve sonuncu bölümünün nihayetinde paylaşılan linkler vasıtasıyla erişilen kaynaklar üzerinden daha derin okumalar yapabilir. Daha da kapsamlı bir araştırmaya girişilmek isteniyorsa, bu durumda da, internette yapılacak aramalarla erişilebilecek olan konuya dair devasa literatürün içine dalmak gerekir. Bu suretle, amaçlanan ileri / detaylı/ ’derin’ bilgilerin temellük edilmesi söz konusu olacaktır.
‘Bütün bunlar için vaktim yok, kim öldürdü, neden öldürdü, hemen öğrenmek istiyorum’ diyenlerdenseniz, JFK suikastına dair dillendirilen teorilerin en önemlilerine, ana hatlarıyla olmak kaydıyla, yer verdiğim ilerleyen satırlar tam size göre.

9 – JFK suikastına dair dillendirilen komplo teorilerinin en belli başlıları

jack ruby ile ilgili görsel sonucu
Jack Ruby'nin Kennedy katil zanlısı Oswald'ı Dallas Emniyet Müdürlüğü'nde vurduğu anı ölümsüzleştiren fotoğraf karesi.

a – Suikast, 'sevdiğini öldürmeye mecbur edilen aşık’ & ‘diğer unsurlar’ koalisyonu’nun işiydi. Kennedy’nin katil zanlısını öldüren Polonya asıllı, Yahudi ABD vatandaşı Jack Ruby (Jacob Rubenstein), azılı bir anti-komünist, ateşli bir Amerikan milliyetçisi, aynı zamanda da, fanatik bir siyonistti. Marylin Monroe’nun da sahneye çıktığı Los Angeles’teki meşhur Paradise Clup’ın sahibi olan Rubby, çapkınlığıyla nam salan, kimilerine göreyse bir nemfomanyak (sex bağımlısı; hiperseksüel) olan, Kennedy’ye, gösteri dünyasından eskort kız sağlayan şebekenin önemli elemanlarındandı. Monroe’yu uyuşturucuya alıştıran, onu, hayatının aşkı olmasına karşın, dokunulmazlık ve güç devşirmek adına, Kennedy’ye peşkeş çeken de oydu.

Başkana aşık olan Monroe’nun, onu ‘karından boşanıp benimle evleneceksin, aksi halde ilişkimizi bütün dünyaya açıklayacağım’ diye tehdit etmesi, ipinin çekilmesine neden olmuştu. Kennedy’nin talebi ve gizli servisin yönlendirmesi ve yardımıyla sanatçıya zorla aşırı dozda uyuşturucu kullandıran Ruby (ve diğer mafyöz unsurlar), ardından da, onun bu trajik sonunu, yatağında barbitüratlarla intihar ettiği şeklindeki bir mizansene tahvil etmeyi başarmıştı.



Önceleri Kennedy’yi fanatiklik düzeyinde desteklemesine karşın, kendisini, deli gibi aşık olduğu Monroe’yu öldürmeye zorladığı için, akabinde onu bir çeşit nefret nesnesi haline getiren Ruby, intikam için fırsat kollamaya başlamıştı. Bu ruh hali, onu, Kennedy’ye karşı kurulabilecek bütün komplolarının olağan şüphelisi ve doğal müttefiki haline getiriyordu. İşte bu yüzden de, bu teoride ‘pergelin sabit (referans) ayağı’ intikam hissiyle yanıp kavrulan Ruby’dir; ‘pergelin hareketli ayağı’ ise, bu kısmın başlığında kendisine ‘diğer unsurlar’ şeklinde referans verilen ve takip eden diğer teorilerin birisinde veyabirkaçında zikredilen (mafya, Mossad, CIA, FBI vb. gizliservisler; Johnson; J. Edgar Hoover; ‘askeri-sınai kompleks’; Kübalı rejim muhalifleri vb. gibi) çevrelerden biri, ya da birkaçının kombinezonudur. 






Kennedy, ABD gizli servis raporlarında 'nemfomanyak'
şeklinde vasıflandırılmakta.


JFK suikastı sırasında Ruby'yi olay mahallinde elinde tüfekle gören bir görgü tanığının oluşu; varlığından, kendisiyle birlikte çok az insanın haberdar olduğu ve Monroe’nun (en mahrem anılarını kaydettiğinin sanıldığı) güncesinin kaybolması; hapiste yakalandığı kanserin tedavisinde taammüden yanlış yöntemlerin kullanılması suretiyle dolaylı bir suikastın kurbanı olduğuna dair bazı güvenilir medikal ipuçlarının olması, onu suçlayan teorilerin dayanak noktalarıdır. Lee Harvey Oswald, ilerleyen satırlarda paylaşılacak olan teorilerin sadece sonuncusunda gerçek tetikçidir. Diğer hepsinde ise, suikastın tetikçisi bile olmamış, bir diğer deyişle, ‘kullanışlı salak’ olmaktan öteye gidememiştir.
Marilyn Monroe, J. F. Kennedy & Jackie Kennedy ile ilgili görsel sonucu
Ölmümcül üçgen (Deadly triangle): Monroe, JFK ve Jackie Kennedy

b – Suikast, İsrail’in, Mossad’ın işiydi. İsrail'in başlangıçta ABD'den temin ettiği, ilerleyen süreçte ise kendi teknolojik imkânlarıyla imal edip arsenaline kattığı 80 - 150 civarında nükleer silâhının olduğu kabaca 60 yıldır dillendirilen bir iddiadır. Bu iddiaları, (başta Araplar, Müslümanlar ve solcular olmak üzere) hayalhanesi zengin unsurların marifeti saydı dünya uzun zamandır.

Ta ki İsrail içinden bir ses bunu teyit edene değin.
mordehay vanunu ile ilgili görsel sonucu
Mordehay Vanunu (ortadaki).

Mordehay Vanunu (1954) isimli İsrail vatandaşı, ülkenin güneyindeki Dimona nükleer santralinde çalışan bir teknisyendi. Ülkesinin nükleer silah sahibi olmasının, inandığı barışçı fikirlerin ihlali anlamına geleceğine kanaat getiren Vanunu’nun, 1986’da, Sunday Times’a, İsrail’in gizli nükleer silah programını ifşa etmesiyle ortaya çıkan bir teoridir bu. Buna göre, İsrail'in nükleer silah sahibi olmak tutkusu çok eskiydi ve kurucuları tarafından daha 1948 öncesinde ABD ve İngiltere'ye iletilmişti. ABD, başlangıçta kendi envanterinden sağladığı bir miktar nükleer silahı İsrail'e transfer ederek bu talebe olumlu cevap vermişti. Ancak, İsrail'in asıl istediği nükleer silahını yapabilecek teknoloji sahibi olmaktı. ABD, uzun süre bu alandaki bir teknoloji transferine soğuk baktı. Bunda, JFK'nin nükleer silahların yayılmasından duyduğu endişe belirleyici rol oynamıştı. Öte yandan, İsrail devleti, ABD'nin yanı sıra, İngiltere'yle de nükleer teknoloji transferini görüşüyordu. İngiliz devleti, bu konuda ABD'den daha istekli davranınca, İsrail'in ABD üzerindeki mezkûr basıncı azaldı. Ne var ki, siyonist devlet, ABD'nin bu konuda kendisine çıkardığı zorluğu hiç unutmayacaktı. Özellikle de JFK, bu blokajda merkezi bir rol oynadığı için, İsrail derin devleti tarafından adeta 'persona non grata (istenmeyen adam)' statüsünde addedilmeye başlanmıştı. Bu argümanın dillendiricileri; İsrail derin devletinin ve onun en önemli aparatı olan Mossad'ın Kennedy'yi ortadan kaldırmaya kilitlenmesini işte böylesi bir sebep - sonuç ilişkisi zemininde anlamlandırmaya çalışırlar.
Tel Aviv’in, bu operasyonu gerçekleştirmek için, ABD’de işbirliği yaptığı stratejik müttefiki, hem fanatiklik düzeyinde Siyonizm ve İsrail yanlısı olan ve hem de, Monroe yüzünden Kennedy’den ölesiye nefret etmeye başlamış olan Jack Ruby’ydi (bakınız yukarıdaki a şıkkı). Bu teori, yukarıdaki iddiaya benzer bir şekilde, Kennedy’ye karşı olan (FBI, CIA gibi) kimi etkili çevrelerin de sürece dahlini öngörmektedir.
J. Edgar Hoover
c – Suikast, FBI Başkanı Edgar Hoover’in işiydi. FBI’ın kurucusu, suçla, suçlularla, özellikle de örgütlü suçlarla ilmi metotlar çerçevesinde mücadele etmenin fikir babası J. Edgar Hoover (1895 – 1972), 1924’te başlayıp, ölene değin 48 yıl aralıksız sürdürdüğü FBI Direktörlüğü sırasında; (ABD başkanları da dahil olmak üzere) politikacılar, iş adamları, sanatçılar, bürokratlar, askerler, yazarlar, gazeteciler, gizli servis çalışanları ve akla gelebilecek bütün sosyal kesimlerin, 
kendisine göre, tehlikeli olan unsurları hakkında, mahrem bilgilerle dolu (ve sadece kendisinin erişebildiği) çok gizli dosyalar hazırlayarak tam bir korku imparatorluğu oluşturmuştu. Birçok araştırmacı, Hoover’ın ‘devr-i iktidarı’nda seçilen ABD Başkanlarının, çok istemelerine karşın, onu bir türlü yerinden edememesini, bahse konu bu gizli dosyalar faktörüne bağlar.


J. E. Hoover tam bir korku
imparatorluğu yaratmıştı.
Bu arada, onun, gizli bir eşcinsel, inanmış bir protestan, annesine marazi bir tutkuyla bağlı bir oğul, sabit fikirli bir anti-komünist, ‘hedefe ulaşmak için her çeşit rezalet mübahtır!’ diyen bir ahlâksız olarak portresini (bence) başarıyla veren, yapımcılığını ve yönetmenliğini Clint Eastwood’un yaptığı, başrolünde Leonardo DiCaprio’nun oynadığı 2011 tarihli ‘J. Edgar’ filminin, Amerikan tarihinin bu en tartışmalı figürünün dünyasının kapısını aralamak için iyi bir anahtar olduğuna değinmeden geçmek, bu yazıyı eksik bırakmak olurdu.
Herkesin yatak odasını
gözlersen, herkesin gözü de
senin yatak odanda olur.

J. F. Kennedy’nin; çalışma metotlarından, kelimenin tam manasıyla, iğrendiği Hoover’ı, 2.inci başkanlık döneminde emekli edeceği, 1960 - 1963 döneminin Washington kulislerinin en favori spekülasyonlarındandı. Hoover’ın, başkanın, şayiası artık ayyuka çıkmış olan bu muhtemel atağını etkisizleştirmek adına, ona, gönül ilişkileri üzerinden şantaj yapmaya kalkışması, Kennedy’i, FBI Direktörünü değiştirmek için, 2.nci kez başkan seçilmesini beklemeden, düğmeye basmaya zorlamıştı. Onun, başta kardeşi (adalet bakanı) Robert (Bobby) Kennedy ve kendisine yakın gizli servis yöneticileri olmak üzere, yakın civarına ‘bana onun kellesini getirin!’ dediği, Beyaz Saray kulislerinin bir diğer gözde dedikodusuydu.
Kurduğu etkin ispiyonaj ağıyla, Beyaz Saray’ı bile (bir nevi 'Biri Bizi Gözetliyor Evi' misali) izleyen ve JFK’in adeta nefes alışını kontrol eden Hoover, hasmının derhal ipini çekmezse, kendi ipinin çekilmesinin an meselesi olduğunun tabii ki farkındaydı. Onun; Jack Ruby'nin en önemli unsurlarından olduğu mafyöz bir şebekenin, FBI'ın ve belki de Kübalı göçmenlerin parçası olduğu geniş kapsamlı bir tertibin düğmesine basması, işte bu tarihsel fon üzerinden okunması gereken bir realitedir. 
Üçüncü ve son bölüm pek yakında….
hamiş: Metnin hazırlanması sırasında faydalanılan kaynakların önemlilerinden oluşmuş temel bir liste, bu çalışmanın 3. ve son bölümünün nihayetinde paylaşılacaktır.


Yorumlar