Zenginler bencil ve kötü; yoksullar yardımsever ve iyi (midir?)

Trol ve trolleme, sosyal medya çağının sözlüklere soktuğu
güncel kavramlardan.

Her trolleme faaliyeti,solumdaki soğuk
şaka kadar masum olmuyor tabii.

1 - Okuru trollemeye mi çalışıyorum?

Özellikle sosyal medyada paylaştıkları provokatif görüşleriyle, çeşitli toplumsal kesimlerin hassas olduğu 'kritik-tartışmalı-muhataralı' konulara dair saygısızlık eden bir fütursuzlar güruhu peydah oldu son yıllarda. Sosyal fayları derinleştirmeyi ve insanların açık sinir uçlarını tehlikeli bir şekilde uyarmayı adet edinen bu zümreye 'trol', yaptıkları bahse konu faaliyete de 'trolleme' denmekte. 
Okunmakta olan metnin başlığı; olumlu şeyler yaparak kalıcı ve müspet bir tanınırlık elde edeceği yerde; 'şöhretin iyisi, kötüsü olmaz; şöhret şöhrettir!' şiarını şehvetle düstur edinip; toplumu bir arada tutan beşeri - kültürel çimentoyu dinamitleyen; bu suretle de, kişiliğinden, 'nefret nesnesi olmuş kendi çapında kısa dönem bir meşhur' devşirmeye çalışan 'erbab-ı trol'ün pirim vereceği ve hoşlanacağı bir içeriği vaat etse de; verili aktüel gerçeğin bununla uzaktan yakından alâkası yok tabii.

İlerleyen satırlarda, önce mantık disiplinin paradoks bahsine kısaca değinecek, ardından da, kabaca son 20 aya ait tecrübelerimden damıttığım istatistiki bir analizle, metnin başlığındaki soruya 'kısmi' de olsa, cevap vermeye çalışacak; en azından, cevap fasilesinden addedileceğini umduğum bir argüman teklif edeceğim.

2 - Mantık, genelleme, paradoks falan filan....

Esher'in görsel paradoks içeren bir resmi.

Metnin başlığındaki soruya, 'evet, zenginler bencil ve kötü; 
yoksullar ise yardımsever ve iyidir' şeklinde olumlu cevap verdiğimizde, bir genelleme yapmış oluruz.

En umumi haliyle genelleme;
'hakkında konuştuğu fenomen'in bir kısmını, onun gerçekliğinin 
tamamının / bütününün yerine ikame eden indirgemeci (yükseltgemeci ?) iddia' demektir (indirgemecilik - yükseltgemecilik diyalektiği için bknz. http://ziyaversencan.blogspot.com.tr/2014/09/indirgemecilikin-sonu-yukseltgemecilik.html). Tanımı itibarıyla, hayatın bazı hakikatlerini kapsama alanından dışlayan genelleme kümesinin her bir elemanı; bu mahiyetiyle, hakkında konuştuğu entiteleri bütünüyle kucaklamaya ehil ve elverişli değildir.

Gündelik iletişimde / bildirişimde kullandığımız favori hüküm cümlelerimizden olan 'bütün genellemeler yanlıştır' önermesi de, bir şekilde, dillendirdiğim bu yetersizliğe, eksikliğe referans veren bir itirazı dillendirmektedir. Ancak, bu itirazın mantıken ve gramatik olarak doğru; semantik bağlamındaysa hakikatle mutabık ve meşru olduğu da söylenemz doğrusu.

Bir geometrik paradoks.
Zira, 'bütün genellemeler yanlıştır' ifadesinin kendisi de bir genelleme olduğundan, söz konusu önerme, kendisine gönderme yapan, kendisi hakkında konuşan, kendisine dair hüküm veren bir cümle, bir 'üst-dil (meta - language)' önermesi halini almıştır. Bu niteliğiyle de o paradoksaldır. Yâni, dillendirdiği hüküm hem doğrudur, hem de yanlış! Bir diğer ifadeyle, kendisine gönderme yaparak paradoks kapsamına girmiş olan her önerme gibi, 'bütün genellemeler yanlıştır' cümlesi de, ne yanlışlanabilen ve, ne de doğrulanabilen bir ifade hüviyetini kazanmıştır.

Anlayacağınız, 'zenginler kötü ve bencil; yoksullar ise iyi ve yardımseverdir' iddiasını, paradoks gibi çok tartışmalı bir kavram üzerinden kuşatarak anlamlandırmaya çalışmak, bu metnin hudutlarını aşan bir mevcudiyet alanı açmayı gerektirir. Bu ise, müstakil bir yazı demektir.

Yazımın bakiyesinde, işin teorik (paradoksal, semantik, gramatik, üst-dilsel) yanını bu kadarıyla bırakıp; bazı sınırlı hayat pratiklerinin, bu gibi genellemeleri, (özel bağlamlarda olmak kaydıyla) doğrulayan istatistiki sonuçlara neden olabileceğine değinecek; bunu da, 19 Mayıs 2013'ten itibaren deneyimlediğim bazı yaşanmışlıklar üzerinden yapmaya gayret edeceğim.

3 - Bahçeşehir = Kaliforniya; Özel aracın yoksa sakın yaşamaya kalkma!

Yukarda da dilendirdiğim üzere, yaklaşık 20 aydır yaşadığım Bahçeşehir periferisi, peşinen söylemeliyim ki, ABD'nin Kaliforniya Devleti'ni çok andırmakta. Her iki lokasyonda da şayet özel aracınız yoksa, yaşamınız, kelimenin tam anlamıyla, gerçek bir eziyete dönüşmekte.

Bahçeşehir Kaliforniya'yı andırıyor; özel aracınız yoksa, yaşamanız çok zor!
Bahçeşehir 1. Mahalle muhtarlığına bağlı, yeni kurulan bir sitede oturuyorum. Bir araca sahip değilim. Sitemizin bulunduğu güzergâhta toplu taşımacılık olanakları da, neredeyse yok mertebesinde. Site ile Bahçeşehir merkezi arasındaki servisler sabah ve akşam saatleri dışında, çok seyrek olduğundan, Bahçeşehir merkezi dışındaki mahallere giderken, tahmin edebileceğiniz gibi, bayağı zorlanıyorum.

Akşam 20.00’den sonra, İstanbul’un herhangi biri semtinden döndüğümde, Alaçayır durağında iniyor ve toplu taşıma olmadığı ve son serviste kalkmış olduğundan, bir özel otonun beni almasını bekliyorum.
Mütevazi marka ve model sahipleri, lüks araç sahiplerine
göre, yoldan insan almaya çok daha yakınlar.
Bazen birkaç saniye içinde bir araç bulurken, bazı günlerde de, bir saat civarında beklememe karşın, geçen onca araçtan birisi bile beni almamış olabiliyor.

Bahsettiğim bu olayın klasik oto-stop'la karıştırılmaması gerek. Zira, ne ben, ne de benimle birlikte bekleyen diğer kişiler, oto-stop'a damgasını vuran, karakterini kazandıran o başparmak sallama davranışını sergilemiyoruz. Kaderimize teslim olmuş bir halde, adeta Viladimir ve Estragon'un Godot'yu beklemesini andıran bir iklimde bekliyor ve bekliyoruz!
Son 20 ayda, en az 100 sefer yaşadığım bir pratik bu. Bunların 2 tanesinde siteden komşularım aldı aracına beni. Üçünde, bekleme sürem yarım saati aştığı için, taksi ile döndüm.
Geri kalan 95 eve dönüş seferim de, istisnasız, hemen üstümüzdeki sitenin sakinlerinin arabaları vasıtasıyla gerçekleşebildi. 95 seferde, bindiğim
Bir zengin diskuru klasiği: 'senin paran
benim, benim param benim!'
araçlara baktığınızda, enteresan bir durumla karşılaşıyorsunuz. Bu 95 aracın sadece 5 tanesi lüks kategorisindeydi. Geri kalan 90 tanesi ise alt ve üst orta sınıfların tercih ettikleri mütevazı marka ve modellerdendi.

4 - Saha çalışmamın sonucu

Beni, zengin ve lüks araba sahibi çok yakın komşularım araçlarına buyur etmezken, birkaç km yukarıdaki sitenin orta halli insanları, yani uzak komşularım, adeta can simidim olmuş, her seferinde imdadıma yetişmişti. 20 ay gibi bir periyotta, en az 100 kere yaşadığım bu ‘yolda bekleyen yakın ya da uzak bir komşusunun ulaşımına  yardımcı olmak’ pratiğimden; ‘özel aracına almak konusunda zenginler bencil ve kötü; görece yoksullar ise yardımsever ve iyidir’ sonucunu çıkmaktadır.
Bu durumda, başlıktaki sorunun cevabı da, (en azından, yukarıda işaret ettiğim 'aracına yabancıları almak' konusuyla sınırlı bir davranış sahasında) kaçınılmaz olarak 'EVET!'tir.
Ne dersiniz, bu akıl yürütme sırasında; usule, ya da, esasa dair bir hata yaptım mı? Vardığım sonuç yanlış mı? 

5 - Peter Ustinov'dan bir aforizma ile gelsin metnin finali

Peter Ustinov'un aşağıdaki aforizmasının bu denemenin finalinde kendisine yer açabilmiş olması; dibine derconulduğu metinle doğrudan irtibatlı olmamasına karşın; ele aldığı konuyu zengin - yoksul dikotomisi ve diyalektiği üzerinden okuması; bu yüzden de muhatabında 'quelle d'alâka yâni?!?' şeklinde bir yabancılaşma efekti tesiri icra etmiyor olmasından kaynaklanmaktadır.

Bundan bir önceki cümlenin; fiil, fail ve diğer tamamlayıcı gramatik unsurunun 'dıddığının dıddığının dıddığı' şeklinde müteselsilen birbirini takip ediyor oluşu sayesinde, komplike cümlelerin yarıştığı '56. Uluslararası Wordsboorgh Ağdalı Cümleler Konkuru'nda finale kalmak başarısını gösterdiğine işaret ettikten sonra; Peter Ustinov'un bahsettiğim o hikmetli maksim'ini paylaşıyorum:



3 yorum:

  1. bu yazı safsata üzerine kurulmuş. nasıl mı?
    arabaya bir otostopçuyu almanın yardımseverlik / iyilik, almamanın ise bencillik / kötülük olduğu ön kabülü üzerine oturtulmuş. peki bu ön kabül, su götürmez bir gerçek midir? tabi ki değildir. yapılan eylemler, içinde bulunulan bağlama göre farklı anlamlar kazanır. örneğin bir çocuğa annesi şeker vermiyor diye çocuk annesini kötü olarak görebilir, çünkü alakasız bir yetişkin ona şeker veriyordur ve bu yüzden o iyi birisidir. olacak iş mi bu?

    bu otostop meselesinde de arabaya almak veya almamak ayrımını iyilik / kötülük dikotomisi üzerine oturtmak son derece subjektif bir yaklaşımdır. zira, başka bir akla göre bu ayrım, kendi can güvenliğini önemsemek veya önemsememek gibi bir tercih üzerine kurulabilir. niye iyilik / kötülük? eğer herkesçe aynı ön kabüle sahip olunsaydı dediğiniz tamamdı.

    YanıtlaSil
  2. hswner nick'li okurun değerli yorumunu faydalanarak okudum, çok teşekkür ederim kendisine)))

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil