Higgs Bozonu (Tanrı Parçağı) tarihçesi, dünya bilim - teknoloji ligi ve eğitim sistemimiz (1)


1 - ‘And, Nobel Prize in Physics goes to ‘The Goddamn Particle!’


Sosyal medya ve bilimsel forumlar başta olmak üzere dijital alem; 8 Ekim 2013 günü, 
Nobel komitesi'nin o yılın fizik ödülü sahiplerini açıklamasına müteakip, adeta 'viral' 
karakter göstererek ışık hızıyla yayılan ‘Nobel Fizik Ödülü Tanrı’nın lânet parçacığına verildi!’ mealindeki capslar ve yorumlar yüzünden, kelimenin hakiki manasıyla sallanmıştı. 

Öte yandan, konuyla 'bir şekilde' ilgili olan taraflar ise 'beklenen buydu, olması gereken buydu, doğrusu da buydu!' diyerek yapılan tercihin isabetliliğine referans veriyordu. Onlarca yıldır sürdürülen ve bilim tarihinin en maliyetli deney programına konu olan 'Higgs Bozonu; Peter Higgs, David Wineland, François Englert, Gerald Guralnik, Richard Hagen, Tom Kibble, ve Robert Brout tarafindan 1960'ların ilk yarısında yayınlanan bir dizi makalede ortaya atılarak modellenmişti. Buna göre, 'Standart Model'deki fermiyonlara kütle kazandıran ve 'spini 0 olan' bir temel parçacık olmalıydı. Higgs Bozonu olarak tanımlanan mezkûr temel partikülün, kuramsal olarak ortaya atılmasının üzerinden tam 48 yıl geçtikten sonra, nihayet gözlenebilmiş olması, yukarıda zikredilen bilim insanlarından üçünün, Peter Higgs, David Wineland, François Englert'in 2013 yılına ait Nobel Fizik ödülüne uzanmasını sağlamıştır (1), (2), (3), (4).


İsveç Kraliyet Bilimler Akademisinin, ya da, popüler ifadesiyle, Nobel Komitesinin,‘Atom altı parçacıkların kütlesinin kökenine dair anlayışımıza katkıda bulunan ve yakın zamanda CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki ATLAS ve CMS deneylerinde bulunanlarca teyit edilen mekanizmanın teorik keşfinden dolayı…(5)’ şeklinde duyurduğu kararındaki ödüle konu buluşun ‘Tanrı’nın lânet parçacığı’, ya da, ‘Tanrı Parçacığı’ şeklindeki pek de alışılmadık adlandırılışı, bilim camiası dışındaki genel kamuoyunun da dikkatinden kaçmayan bir husustu. Bunun üstüne, mezkûr iddianın kanıtlanmasının (kabaca) yarım asra varan oldukça sancılı ve meşakkatli ve üstelik çok pahalı bir bilimsel maratonun sonunda gerçekleştiği hakikati de eklenince, 2013 Nobel Fizik Ödülü'nün, Albert Einstein’ın aynı alanda 1921’de kazandığı ödülden sonraki en kuvvetli toplumsal yankıya neden olmasını anlamak çok da zor olmamaktadır (6). 

2 - 'Tanrı Parçacığı': keşfi bir ‘yılan hikâyesi’ne dönüşen maddenin temel unsuru

Şimdi gelin zamanda geriye, günümüzden 19 ay öncesine, Mart 2013'e gidelim ve Nobel Komitesi'nin kararını belirleyen dramatik ve kritik ‘o olay’ı hatırlayalım.

Higgs ve Englert.
13 Mart 2013 günü ajansların abonelerine ‘acil’ koduyla geçtikleri bir haber, sadece bilim meraklılarını değil, genel kamuoyunu da heyecanlandıracak türdendi: Evet, popüler jargonda 'Tanrı Parçacığı’ diye anılan Higgs Bozonu nihayet bulunmuştu (7). Yazının bundan sonrasında hem evrenin geçmişine, bugününe ve geleceğine dair konuşan bir disiplin olan kozmolojiyi; hem maddenin temel yapı taşlarının esasını deşifre etmeyi amaçlayan parçacık fiziğini ve hem de kendisiyle ilgili süreçlerin çok büyük enerji kullanımıyla ortaya çıkması, bu sırada da alışık olunmadığı kadar yüksek enerji boşalmaları gözlendiği için, yüksek enerji fiziği disiplinini ilgilendiren mezkûr Higgs Bozonu mercek altına alınarak, onun; tabiri caizse, ‘cemaziyelevvel’ine kuş bakışı bir nazar atılmaya çalışılacaktır.

3 - Tanrı Parçacığı, bilimin ‘Kutsal kâse’lerindendi

Bilim tarihinin, kelimenin hakiki manasıyla ‘yılan hikâyesi’ne dönen buluşlarının başında, hiç kuşku yok ki Tanrı Parçacığı gelir (8). Varlığına (verili bir varlık dairesinin unsuru olduğuna) inanılan, hakkında ciddi bir (folklorik, mitolojik, edebi, estetik, ilmi, teolojik vb.) literatür oluşturulan, ancak, bırakınız tecrübe edilmesini, teorik düzlemdeki mevcudiyetine dair genel bir ilmi konsensüsün bile henüz tam manasıyla oluşturulamadığı olgular için, bahse konu alanın ‘Kutsal Kâse'si (Holy Grail) denir. Tanrı Parçacığı, 2013'ün Mart ayında CERN’de yapılan açıklamalara değin, işte tam da böyle bir fenomendi. Bir diğer deyişle o, yukarıda değinildiği üzere, hem kozmolojinin, hem yüksek enerji fiziğinin ve hem de parçacık fiziğinin arkasından 50 yıldır koştuğu; ilim insanlarının, ona dair her başarılı deney süreci sırasında, varlığının ispatına ve gözlemlenmesine yaklaştıklarına inandıkları, ancak, ufuk çizgisi gibi, mevcudatın geri kalanıyla kendisi arasındaki ‘erişilemezlik mesafesi’ni başarıyla ve maharetle korumasını bilen bir ‘mitolojik öge’ idi.
Birleştirilmiş Alan Kuramı Einsten'ın hayatının son 40 yılını hasrettiği
Kutsal Kâse'siydi.

Bahse konu ‘temel evrensel yapıtaşı’nın varlığının kanıtlanmasının çok sancılı bir süreç sonunda gerçekleşmesi bir yana; ona yakıştırılan ‘Tanrı Parçacığı’ isminin bizatihi kendisi de, ortaya atıldığından beri, yanlış anlamalara (ya da anlam kaymalarına) yol açmıştır. Bu durum, mezkûr antitenin göndermede bulunduğu bahse konu problem alanlarının üstüne adeta extradan bir ‘tüy daha dikmiş’tir.

İlerleyen satırlarda hem bahse konu parçacığın doğası ve işleyiş mekanizmasıyla, onun bulunuş sürecine dair olan, hem de, bu süreçte dominant bir rol oynadığı için, adı parçacığa verilen Peter Higgs hakkındaki özet bilgi paylaşılacaktır. Bu arada, ‘Tanrı Parçacığı’ gibi metafizik dolayımlı bir isimlendirme yapılmasının kökenine ve bunun neden olduğu problem alanlarına ışık tutmaya yönelik tarihsel (yer yer de magazinel) malumata da yer verilecektir.  Çok teknik ve akademik olmasa da, daha ileri muhtevalı okumalar yapmak isteyen konunun meraklılarının başvurabileceği güvenilir ve popüler kaynaklara, yeri geldikçe, yazının dipnotlarındaki referanslar ve yönlendirmeler üzerinden yer veriliyor oluşu, metnin daha geniş entervaldeki bir okuyucu kitlesi için kullanışlı olmasına hizmet etmesi adına yapılmış bir içerik tercihidir.
Holy Grail (Kutsal Kâse) sembolünün dinden mitolojiye,
edebiyattan bilim kurguya kadar sirayet etmediği saha
neredeyse yok gibidir.
Ve nihayet, finalindeki 'temel bilimlerin Türkiye'deki aktüel durumu'na dair bir muhasebeye imkân tanıyacak kimi tespitlerle de, okunmakta olan metnin 'ağyarını mani, efradını cami' bir anlam dairesine sahip olması hedeflenmiştir.

4 - Kimdir bu Peter Higgs Allah aşkına?

Başta, 2013 Nobel Fizik Ödülünü paylaştığı meslektları David Wineland ve François Englert olmak üzere, bir grup bilim adamıyla birlikte Higgs Bozonu’nun varlığını teorik olarak kanıtlayan Peter Higgs (1929), İskoçya’nın en önemli kenti olan Edinburgh’ta doğmuş bir teorik fizikçidir (9). Higgs’in hayatının önemlice bir kısmı bu tarihi ve şirin kente geçmiştir. Kariyeri boyunca esas olarak Edinburgh Üniversitesi’nde ilim adamlığı yapan; emekli olduktan sonra da yine aynı yerde emeritus profesör sıfatıyla ilmi çalışmalara katkı vermeye devam eden Higgs, vaktinin önemlice bir kısmını alan ilmi gezileri dışında, doğduğu kentte yaşamaktadır.

5 - Vicdanlı ve demokrat bir solcu ve ılımlı bir ateist

Sol tandanslı bir bilim insanı olan Higgs, hem nükleer silahlara ve hem de nükleer enerjiye karşı olan gerçek bir ekolojisttir. İlerlemiş yaşına karşın, halâ da aktif bir Greenpeace üyesi olması, Higgs’in eko-politik duruşunun ne denli ilkeli ve güçlü olduğuna vurgu yapan bir gösterge olsa gerektir. Higgs, bahse konu bu eko-politik tercihinin kendisini konumlanmaya icbar ettiği ilmi ve etik pozisyon gereği, genetik olarak modifiye edilmiş gıdalara karşı yürütülen mücadeleye de güçlü bir şekilde destek vermektedir.

Ezilenin, mazlumun yanında yer alan sol tandanslı duruşunun somut bir işareti olarak, çok uzun bir süredir Filistin davasını savunan Higgs; İsrail devletinin 1978’de Nobel bilim ödüllerine alternatif olarak kurduğu küresel prestij sahibi Wolf Prize in Physics’in 2004’de verdiği fizik ödülünü reddederek; bahse konu davayla olan rabıtasının samimiyetini ve tutarlılığını kanıtlamıştır (10).

Küresel kamuoyundaki bilinirliğine 'Tanrı Parçacığı' ismiyle popülermiş olan bir ilmi katkıyla erişen, kariyerinin son 50 yılını neredeyse hacir altına alan bu realiteyi, Hz. İsa’nın, Golgota Tepesine çıkarken sırtında taşıdığı haça benzer bir şekilde, metanet ve tevekkülle sırtlanan Peter Higgs’in felsefi ve teolojik olarak ateist oluşu, bir taraftan espri konusu olurken, yanı sıra da, bilim dünyasında son zamanlarda alevlenen teist – ateist tartışmalarına yeni açılımlar kazandırmıştır.

Richard Dawkins
Bu tartışmalarda, onun duruşunun, teistlere savaş açan militan bir tanrı tanımazlık şeklinde vücût bulmadığına işaret etmek durumundayız. Peter Higgs’in ateizmi, inananlarla inanmayanların her düzeyde birlikte yaşaması gerektiğini vaz’eden hümanist, diyalogcu ve demokratik bir çerçevede biçimlenmiştir. Bu yüzden de o, militan ateizmin bilim dünyasındaki bayraktarlarından olan Richard Dawkins’i, aynen Taliban ya da Hasidik Yahudiler gibi, muarızına agresif tepkiler vererek yobazlık yapmakla suçlamaktadır (11).

6 - Ve Peter Higgs ‘Higgs Bozon’u olsun!’ dedi!

Kariyerinin 1950’lerle, 1960’ların ilk yarısına tekabül eden 15 yıllık kısmında Peter Higgs, atom altı partiküllerin nasıl olup da kütle sahibi oldukları problemine yoğunlaştı. Oldukça zahmetli geçen bilimsel araştırmalar süreci sonunda Higgs, 1964’de, bazılarını bir grup meslektaşıyla birlikte kaleme aldığı, bir kısmı ise sadece kendi imzasını taşıyan, tamamı şimdilerde artık kültleşmiş ve bilim tarihinin önemli çalışmaları arasında anılmaya başlamış olan, bir dizi makaleyi, ‘ramp ışıklarının altına', 'farklı fikirler serdeden meslektaşlarını adeta 'çiğ çiğ yeme'ye yeminli konservatif bilim esnafı'nın önüne atıverdi (12).

Enteresan olan husus, Higgs’in bu makalelerde yer alan görüşlerini içeren bir metninin, onların basımından kısa bir süre önce, üzerinde çalışılmaya ve geliştirilerek netleştirilmeye muhtaç olduğu gerekçesiyle, muteber fizik dergilerince basılmaya değer bulunmamış olmasıdır. Söz konusu makalelerin ortak önermesi, teknik detaylarına girmeden söyleyecek olursak, ‘Standart Model doğruysa, maddeye kütle kazandıran bir temel parçacığın olması gerek’tiğiydi. 

Bir diğer deyişle, Peter Higgs ve arkadaşları, teorik fizikte daha önce de örneklerine çok defa rastlanıldığı üzere, ortada hiçbir kanıt olmamasına karşın, sadece matematik formüller öyle gerektirdiği için, ‘Büyük Patlama, Genel Rölativite, Süpersimetri (SUSY) ve Kuantum Kütle Çekimi Teorisi tarafından desteklenen ‘Standart Model’ gereği, Higgs Bozon’u olmak zorundadır!’ demişlerdi. Bu argümanı, hem teolojiden ve hem de kozmolojiden beslenen temalarla yeniden kuracak olursak, 'Bible'ın’ın yaratılış bahsiyle, kısmen bunun parodisi olarak yazılmış olan ve ilerleyen satırlarda ayrıntılı olarak değineceğimiz Nobel Fizik ödüllü Leon Lederman’ın, Dic Teresi ile birlikte yazdıkları yazdığı ‘Tanrı Parçacığı – Eğer Evren Yanıtsa Soru Ne?’ kitabına yakışan bir iddia çıkar ortaya: ‘Teorik fizikçiler, Higgs Bozon’u olsun dediler!’

7 - Standart Model insan aklının en büyük başarılarındandır

Standart Model, insanoğlunun varoluşu sorgulamasına ve anlamlandırmasına dair olan en önemli entelektüel çabalarından birisi, belki de birincisidir (13). Söz konusu model, maddeyi oluşturan temel parçacıklarla, bunların karşılıklı etkileşimlerinin hem sebebi ve hem de sonucu olan 4 temel kuvveti (Elektromanyetik Kuvvet, Zayıf Nükleer Kuvvet (Elektro-zayıf Kuvvet), Güçlü Nükleer Kuvvet ve Gravitasyonel (Kütle Çekim) kuvvet)
açıklama iddiasını taşır.

Standart Model’e göre, Büyük Patlama’dan sonra maddenin temel parçacıklarıyla (fermiyonlar (14) ve baryonlar); bir yandan bu parçacıkların etkileşimlerine neden olurken, diğer yandan da söz konusu etkileşim süreçlerinde ve sonrasında ortaya çıkan temel kuvvetleri yaratan ve taşıyan parçacıklar (bozonlar (15), Süpersimetri (SUSY) (16) denen bir ilkeye göre oluşmuştur. Standart Model’in kimi teorik yetersizliklerini aşmak için kurama eklenen Süpersimetri ilkesi, Büyük Patlama akabinde oluşan bütün temel parçacıkların karşı parçacıklarıyla (karşı madde) birlikte varlık sahasına çıktıkları iddiasını taşır (17). Bu durum, maddenin yapı taşları olan proton, nötron ve elektronların oluşmasını engelleyen bir faktördür. Zirâ, süpersimetri gereği, evrenin o aşamasında, madde ve karşı maddenin temel parçacıkları eşit miktarda ortaya çıkıyor ve çok kısa bir zaman içinde de birbirlerini yok ediyorlardı. Bu durum oluşma ve yok olma süreci devam etseydi, bildiğimiz evren asla ortaya çıkamayacaktı.

8 -Maddenin yapı taşları nasıl oldu da kütle kazandılar?

Evrenin ortaya çıkışının üzerinden, salisenin trilyon X trilyon X trilyonda biri kadar bir zaman geçmişti ki, bilinmeyen bir nedenle, mezkûr süpersimetri kırılıverdi. Bu, madde – karşı madde dengesinin madde lehine bozulması ve bu suretle de evrenin embriyonu dediğimiz nesnelerin ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Big Bang’in neden olduğu sonsuz enerji, boşluğun (kuantum dalga mekaniğinin gündelik dilde ‘boşluk’ dediğimiz entitenin, asla boş olmadığına dair serdettiği  önemli argümanlar, burada ele alınamayacak denli kapsamlı olduğundan, bahsi diğerdir) içinde dağıldıkça, neredeyse sonsuz büyüklükte olan sıcaklık düşmeye, maddenin yapı taşlarıyla onların etkileşimlerinin tezahürleri olan 4 temel kuvvet sürekli genişleyen evrenin içini doldurmaya başlamıştı.

Standart Model, 4 temel etkileşimden (kuvvet) üçünün, yani Elektromanyetik Kuvvet, Zayıf Nükleer Kuvvet (Elektro-zayıf Kuvvet) ve Güçlü Nükleer Kuvvet’in ortaya çıkışını ve etkileşim mekanizmalarını formüle etmeyi başardı.  Ancak, söz konusu model, Gravitasyonel (Kütle Çekim) Kuvvetin nasıl ortaya çıktığını ve ne şekilde etkileştiğini çözemiyor, formüle edemiyor ve modelleyemiyordu.

İşte Peter Higgs, David Wineland, François Englert ve diğer 3 teorik fizikçi (bunlar, Higgs Bozonu’na dair 1964’te kaleme alınan o meşhur paper'ı yazan ilk bilim insanları kuşağıydı) tam da bu noktada devreye girmişlerdi. 1964 yılında, arka arkaya yayınlanan ve bahse konu bilim insanlarının imzalarını taşıyan makalelerde kristalize olan görüşler, Higgs Mekanizması ve Higgs Bozonu denen kavramları bilimsel literatüre kazandırdı. Buna göre, maddenin (etkileşim, kuvvet alanları, ya da enerji diye de okunabilir)(18) kütle kazanması, bir diğer deyişle, Kütle Çekimi (Gravitasyonel) Kuvveti’nin ortaya çıkması Higgs Bozonu denen temel parçacığın (etkileşim alanının) devreye girmesiyle oluyordu. Bu süreci tetikleyense, yukarıda dillendirdiğimiz üzere, evrenin süpersimetrisinin kırılmasıydı.

Peter Higgs ve meslektaşlarının değişik açılardan yaklaştıkları süreç kabaca şöyle işliyordu: Maddenin temel yapıtaşları olan fermiyonlar, Higgs Bozonu’nun boşlukta dağılmasıyla oluşan Higgs Alanı’ndan geçerken Higgs Mekanizması denen çok karmaşık bir süreç hükmünü icra ediyor ve bunun sonunda da fermiyonlar kütle kazanıyorlardı. İşte, Gravitasyonel (Kütle Çekim) Kuvveti’nin menşeyi, kökeni buydu. 

9 -Higgs Bozonu niçin 48 yıl sonra bulundu?

Teorizasyonu, matematik formülasyonu ve modellemesi 1964’de yapılmasına karşın, Higgs Bozonu’nun pratikte deneyimlenerek ispatlanmasının 2012’ye sarkması, bir taraftan deney koşullarının olağanüstü karmaşık ve pahalı olmasıyla; diğer yandan da, kapitalist sistemin 25 yıldır yaşadığı türbülansların yarattığı ekonomik zayıflık ve bunun doğurduğu (aynı zamanda da bundan da beslenen) yeni buluşlar, deneyler yapmak, farklı teknolojiler geliştirmek noktasındaki enerji ve irade zafiyeti ile açıklanabilir.

Söz konusu temel parçacık, evrenin enerjisinin ve ısısının son derece yüksek olduğu çok erken bir dönemde ortaya çıkmıştı. Onun yeniden gözlenebilmesi için de, evrenin o evresinin simüle edilmesi (kopyalanması) gerekmekteydi. Bir diğer deyişle, çok yüksek enerjisi ve inanılmaz yüksek ısısı olan bir ortamda, atom altı parçacıkların çarpıştırılmaları gerekmekteydi. Big Bang ortamının bir çeşit taklidi demek olan böylesi bir düzeneğin kurulmasını mümkün kılabilecek teknolojinin çok sofistike oluşu ve bunun da, ister istemez, milyarlarca dolar gibi astronomik bir bütçeyi icap ettiriyor oluşu, mezkûr iddianın ispatına değin geçecek olan sürenin 48 yıl gibi hayli uzun bir periyoda denk düşmesine yol açmıştır. 

Böylesi bir deneyi gerçekleştirmeye, hem mali imkânları ve hem de beşeri, ilmi ve teknolojik alt yapısı bakımından, en yakın ve yatkın ülke olan ABD'nin politik karar alıcılarının, yukarıda dillendirildiği üzere, 1990'dan bu yana giderek artan iktisadi kriz çevrimleri yüzünden, sonuçlarından ad hoc (hemen, şimdi ve burada) faydalanılamayacak olan temel bilimlere yatırım yapacak bir ufka ve psikolojiye sahip olamamaları, söz konusu gecikmenin dip sularında yatan önemli sosyo-ekonomik ve sosyo-politik gerekçelerdendir. 

ABD ile arasındaki temel bilimler ve teknoloji farkını kapatmayı stratejik önceliklerinden kabul eden Avrupa Birliği'nin karar alıcılarının, ister istemez AB'yi de derinden etkileyen küresel kapitalist sistemin mezkûr sıkıntı ve krizlerine karşın, hesap vermekle mükellef olduğu kamuoyunu, CERN'e ciddi miktarda kaynak aktarmaya ikna edebilmesi, onun hanesine yazılması icap eden anlamlı bir artıdır hiç kuşkusuz.

10 - CERN’de yapılan deneyler ve Tanrı Parçacığı’nın bulunuşu

İsviçre ile Fransa'da, yerin onlarca metre altına inşa edilmiş 27 km uzunluğunda ve kabaca simit şeklinde olan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde (CERN)(19), birbirinden bağımsız olarak deney yapan gruplar (CMS Deneyi, ATLASDeneyi, LHCb Deneyi ve ALICE Deneyi), çok uzun süredir gerçekleştirdikleri çalışmaların sonuçlarını Aralık 2011’de dünyayla paylaştılar. Bu sonuçlar, dünyanın dört bir tarafında benzer süreçlerle iştigal eden merkezlerdeki çok sayıda bilim insanı tarafından Temmuz 2012’ye kadar kontrol edildi. 4 Temmuz 2012’de, Higgs Bozonu olma ihtimali yüksek olan ‘bir şey’in bulunduğu bilgisi dünya kamuoyuyla paylaşıldı. 

Ve nihayet, 14 Mart 2013 günü dananın kuyruğu koptu: CERN, Higgs Bozonu’nun bulunduğunu Temmuz 2012’ye göre daha net bir ifade ile dillendirdi (20). Higgs Bozonu bulunmuş, Higgs Mekanizmasının nasıl çalıştığı ve fermiyonlara kütle niteliği katarak bugünkü evrenin ortaya çıkmasını ne şekilde sağladığı büyük ölçüde anlaşılmıştı.

11 - Bilim insanının büyük düşü: Big Bang’i çözerek Tanrı’nın aklından geçeni anlamak

Bütün bu olup bitenler, Standart Model’in eksik halkası olan Kütle Çekimi Kuvvetinin anlaşılmasına hizmet edecektir. Bu durumun, bilimselci – ilerlemeci – pozitivist çevrelerde büyük bir memnuniyet atmosferi oluşturacağı aşikârdır. Öyle ki, mezkûr kesimler bu buluşta; özelde Einstein, Hawking ve Higgs gibi bilim insanlarının, genelde ise insan denen varlığın, doğayı anlamak – anlamlandırmak – değiştirmek – dönüştürmek için verdiği o görkemli mücadelede kazandığı bir büyük zaferi teşhis edeceklerdir. 

İnsanlığın doğayı anlamaya ve değiştirmeye muktedir ve ehil olduğuna inanan bu çevreler, Higgs Bozonu ve Higgs Mekanizması’nın varlıklarının kanıtlanıp mahiyetinin tam manasıyla anlaşılmasıyla birlikte, bir sonraki adımda, şu ana değin ilmen kanıtlanamayan Gravitasyonel Kuvvet’in ve onun Einstein tarafından dillendirilen 'Çekim Dalgaları'nın doğasının tam olarak anlaşılması için kolları sıvayacaklardır. Bunun bir adım sonrası ise, bilimcilerin ‘Kutsal Kâse’si olan ‘Büyük Birleşik Kuram’ın tamamlanması için yapılan çalışmalara hız verilmesi olacaktır (21).

Bu ise, Stephen Hawking’in, basıldığından bu yana 11 milyon civarında bir satış rakamına ulaşarak küresel bestseller halini alan Zamanın Kısa Tarihi’nin final hükmünün gerçekleşmek üzere olup olmadığı sorusunu getiriyor akıllara. Hawking, hatırlanacağı üzere, o ifadesinde ‘Günün birinde eksiksiz bir birleşik bir kuram bulursak, bu yalnızca birkaç bilimci tarafından değil, genelde herkes tarafından anlaşılabilir olmalıdır. İşte o zaman biz hepimiz, filozoflar, bilimciler ve sokaktaki adam, ‘Biz ve evren niçin varız?’ sorusunu tartışabileceğiz. Hele bunu yanıtlayabilirsek, insan aklının en yüce zaferi olacak; çünkü o zaman, Tanrı’nın aklından neler geçtiğini bileceğiz’ diyerek bilimsel ilerleme adına çok iyimser bir resim sunmuştu okurlarına (22). 

12 - CERN’ün ‘bulduk’ dediği ‘şey’ Tanrı Parçacığı mı, Tanrı’nın Lânet Parçacığı mı (Goddamn particle), yoksa Higgs Bozonu mu?

Peter Higgs ve meslektaşlarının formüle ettikleri temel parçacığa verilen otantik, gerçek, sahih isim Higgs Bozonu’dur. Bu ismin Tanrı Parçacığı’na dönüşmesinin ise oldukça enteresan bir öyküsü vardır.

Nobel Fizik Ödülü1988’de 2 meslektaşıyla paylaşan fizikçi Leon Lederman’ın (1922) Dick Teresi’yle birlikte yazdıkları, ilk baskısı 1993’te ABD’de yapılan ‘Tanrı Parçacığı – Eğer Evren Yanıtsa Soru Ne? kitabının taslakları, yazarları tarafından yayınevinin bilim editörüne teslim edildiğinde ismi ‘Goddamn Particle (Allah’ın belâsı parçacık)’ idi (23)

Leon Lederman bu ismi, hem Higgs Bozonu’nun ortaya atılmasından o güne değin 30 yıl geçmiş olmasına karşın, onun bulunması doğrultusunda ciddi bir mesafe kat edilememiş olmasından dolayı ve hem de, böylesine provokatif bir ismin, kitabın satış şansını arttıracağına dair olan inancı yüzünden verdiklerini paylaşmıştır. Ancak, bu argo isim, yayınevinin editörü tarafından, hem yayınevinin prestiji ve hem de kitabın bilimsel içeriğiyle uyumlu olmadığı gerekçesiyle, veto edilir.
Bunun üzerine, taraflar, bir taraftan, kitabın Kutsal Kitap (Bible) edasıyla yazılmış ve espriyle yoğrulmuş olan bölümlerine gönderme yapması ve öte yandan da, garanti okurlarının dışındaki potansiyel okurları da orijinal ve tahrik edici bir isimle ‘yakalayarak’ satış şansını arttırması ihtimalini göz önünde bulundurarak ‘The God Particle’ isminde mutabık olmuşlardı.

Kitabın bu isimle yayınlanması, üstüne üstlük, bir de uluslararası bestseller olması, Peter Higgs’in canını epeyce sıkacak bir sürecin de tetikleyicisi olacaktı. 

13 - Peter Higgs ‘Tanrı Parçacığı’ isminden niçin rahatsız olmuştu?

Nerdeyse 30 yıldır ‘Higgs Bozonu’, ya da Higgs Parçacığı’ ismiyle anılan buluşunun, bir meslektaşının, yazdığı popüler bir bilim kitabını daha çok sattırmak adına yaptığı bir pazarlama ve P&R numarası yüzünden, artık bundan böyle ‘Tanrı Parçacığı’ ismiyle etiketlenecek olması, Peter Higgs için ciddi bir sıkıntı kaynağıydı. Bu sıkıntı, birbiriyle taban tabana zıt olmalarına karşın, bir araya gelip aynı uzay-zaman sürekliliğini paylaşmaya başladıklarında, biri diğerinin mütemmim cüzü ve sine qua non'u olarak bütünlüklü bir resim oluşturan iki dikotomik hassasiyete referans vermekteydi. 

Yazının önceki bölümlerinde paylaşıldığı üzere, ateist olan Higgs, evreni anlamlandırmak, açıklamak ve kuşatmak adına serdettiği teorik hasılasına, aynen Hawking gibi, Tanrı varsayımının en küçük bir izini ve tesirini bile katmamayı tercih eden bilimcilerdendir. Yukarıda dillendirilen sıkıntının birinci veçhesi; metafizik ve teolojik Hakikat kürelerinden beslenmeyen, bu yüzden de, evreni teorizasyon gayretini bir ‘Yaratıcı’ya referans vermeden gerçekleştirmeyi ilke edinmiş olan Peter Higgs'in (CERN’de çalışanların büyük kısmı bu dalga boyundadır), 'Tanrı Parçacığı' isimlendirmesinin ima, iddia ve nispet ettiği anlam dairelerinin, mezkûr bilimsel argümantasyonun gayri-ilmi dolayımlar üzerinden algılanmasına, bunun da anlam kaymalarına ve yanlış anlamalara yol açabilecek oluşuna dair taşıdığı kaygı kipindeki duygu durumu halidir.

Higgs, kendisiyle yapılan çeşitli mülâkatlarda, çıktığı tv programlarında ve katılımcısı olduğu toplantılarda; mistik ve metafizik çağrışımlarla dolu bir isimlendirmenin, tartışmaların odağına yerleşen ve 
müelliflerinden olduğu söz konusu argümanın 'Tanrı’nın faal varlığı varsayımını dışlayan içerik ve özüne karşın; tamamen ters bir atmosfer ve anlayışla algılanmasına ve okunmasına neden olacağı’ merkezindeki itirazını defalarca paylaşmıştır.

Peter Higss’in ‘Tanrı Parçacığı’ adlandırmasına karşı seslendirdiği itirazın 2. veçhesi ise, ilkinin mevhum-u muhalifi ve tam zıttıydı. Buna göre, nasıl ki ateistler, teistlerin ‘faal Yaratıcı’ argümanını model ve hipotezlerinde kullanmaktan itinayla imtina ederlerse; teistlerin de, ateistler tarafından kurgulanmış olan ve bünyesinde de faal bir Yaratıcı kabulüne yer vermeyen model ve hipotezlere, inandıkları Yaratıcı’yı çağrıştıracak bir isim verilmesinden mutluluk duymamaları son derecede normaldi. 

Öte yandan, Tanrı Parçacığı kitabı o denli çok satmış ve öylesine ses getirmişti ki, Peter Higss’in korktuğu adeta başına gelmiş, kitabın yayınlanmasından kısa bir süre sonra, Higgs Bozonu ve Higgs Parçacığı terimleri adeta unutularak yerlerini Tanrı Parçacığı ifadesine bırakmıştır. Bir diğer deyişle, olan olmuş, ‘kitleye/avama hoş görünen magazinel bir kavram, havasa ve hakikate ait olanı kovmuş’ ve çok ciddi bir ilmi olgu, popüler kültür dairesine ait olan bir adlandırmanın gölgesinde kalmıştı. Popüler kültür fenomenlerinin, ilmi, felsefi, ciddi ve hayati olguların içini boşaltarak, onları kitlelerin tüketimine hazır içeriksiz 'pop nesneler' haline getirmesinin ne ilk ve ne de son örneğiydi bu. Vakıadaki yegâne teselli konusu ise, 20 yıldan beri orijinalinin yerini alan popüler ismin, söz konusu ilmi olguya dair olan kitlesel ilgiye tavan yaptırmış olmasıdır.

14 - Higgs Bozon’u Standart Model’in bazı sorunlarını çözünce Peter Higgs’in yıldızı parladı

Peter Higgs, Standart Model’i kurtarmak adına yaptığı çalışmaları sırasında, etrafında uzun süre çok az mesaidaş ve yandaş bulmuştu. Bunun nedeni, söz konusu modelin gözden düşmesi, bir diğer deyişle, Higgs’in, ‘yanlış zamanda, yanlış mekânda, yanlış ata oynaması’ydı. Bu riskli seçim Peter Higgs’e pahalıya patlamış ve çalışmalarının neredeyse 20 yıl boyunca görmezden gelinmesine ve mesleki katkılarının göz ardı edilmesine yol açmıştı.

Onun, ‘enerji nasıl oldu da kütle kazandı; evrenimizin bugün olduğu gibi olmasına yol açacak olan ‘Gravitasyonel Kuvvet Alanı’nı nasıl ortaya çıktı ve maddenin yapı taşlarını oluşturdu?’ şeklindeki sorulara cevaben geliştirdiği ve matematik modellemesini yaptığı, akabinde de, mezkûr katkılarından dolayı, ismiyle anılmasına neden olduğu temel parçacığın, Standart Model’in kimi açmazlarına cevap verebilecek potansiyele sahip olduğunun anlaşılması, 1980’lerin başından itibaren Peter Higgs’in yıldızının parlamasına neden oldu. Bu süreçte, çalışmaları fizik elitlerince lâyığıyla değerlendirilen Peter Higgs, Hughes Madalyası (1981), Rutherford Ödülü (1984), Paul Dirac Ödülü (1997) ve Wolf Ödülü (2004) gibi çok sayıda ödülle onurlandırılmıştır.

Nobel Fizik Ödülü, Peter Higgs’i, fiziğin Olimpos’unun zirvesine taşıyan bir dizi onaylama ve yüceltme hamlesinin en sonuncusu ve bütün bu gelişmelerin taçlandırılmasıydı.

2011 yılından itibaren, CERN’deki deneylerde, sonuca doğru yaklaşıldığının anlaşılmasıyla birlikte, küresel kamuoyunun da ilgi odağına oturan Higgs; mütevazi, sıkılgan, pohpohlanmayı, övülmeyi sevmeyen kimliği yüzünden, bu gelişmelerden hiç de memnun olmamıştır. Diğer birçok konforun yanı sıra, cep telefonunu bile dışlayan sade bir hayatı tercih eden bu emeritus profesör, Nobel’i kazandığını, yaşlı bir hemşerisinden öğrenecek denli kopuktur ‘çağdaş yaşam normları’ndan. 

Neredeyse bir tasavvuf ehli gibi yaşayan; insanla, eşyayla ve mekânla kurduğu irtibat ve temaslarda adeta derviş duyarlılığıyla inşa edilen bir duruşun taşıyıcısı olan Peter Higgs’in, dünyanın her yanından gelen yüzlerce gazeteciden oluşan bir basın ordusu tarafından kuşatıldığı verili durumdan ve küresel akademya ağının neredeyse her bir noktasından gelen konferans taleplerinden çok da hoşnut olmadığını, hatta, bunların altında ezildiğini öngörmek için kâhin olmaya gerek olmadığı ortadadır.

15 - Dan Brown’ın Melekler ve Şeytanlar’ı sakın CERN’ün siparişi ve projesi olmasın?

Dan Brown
Popüler bir yazara, ya da, bir alanda uzman olan kalemi kuvvetli birisine, bir hedefe varmayı amaç edinmiş bir proje çerçevesinde yazdırılan ‘kurmaca’ ya da ‘bilimsel’ kitaba ‘sipariş kitap’ ya da ‘proje kitap’ denir. Post-modern zamanların son 25 yılında yazılmış olan ‘proje kitap’ların en başarılı, en kayda değer örneklerinden birisi,  (özellikle komplo kuramlarına itibar eden çevreler başta olmak üzere) çeşitli kesimlerin, Mısır devleti tarafından mısırbilimci (ejiptolog) Christian Jacq’a yazdırıldığı iddia ettikleri, 1987’de basılan, ‘Mısırlı Champollion’dur. Eserin kazandığı başarı, yazarının, 2. Ramses’in hayatını anlattığı 5 ciltlik roman setini, 1990’larda yayınlamasına yol açmıştır.

Bunlar, ve bunu takip eden diğer Kâdim Mısır konulu kurmaca eserler, öylesine başarılı olmuştur ki, 1980’lerde, terör yüzünden Mısır’dan kaçan yabancı turistlerin yeniden piramitler ve firavunlar ülkesine dönmesi sağlanmıştır.

Kapitalizm çevrimsel ekonomik kriz ve depresyonlarla karakterize olan bir
sosyo-ekonomik sistemdir.
Son 15 yılın başarılı ‘proje kitap’larının yazarı ise ABD’li Dan Brown’dır. Sadece komplo kuramlarına prim verenlerin değil, oldukça zengin bir entervale yayılmış olan çok farklı kesimlerin üzerinde neredeyse ittifak ettikleri husus, bahse konu yazarın eserlerinden olan Melekler ve Şeytanlar’ın (2000) CERN’ün, Da Vinci Şifresi’nin (2003) Hristiyanlığı yıpratmak isteyen New Age inanlılarının, Kayıp Sembol’ün (2009) masonların, Cehennem’in ise (2013), gelişmekte olan ülkelerin nüfusunu kontrol altında tutmak isteyen ‘Dünya Derin Devleti’nin aparatlarından olan Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın siparişi olduğudur.

Kapitalizmin, 1929 büyük buhranı ve depresyonundan bu yana girdiği en ağır ‘global yapısal kriz’le boğuşması, ABD’yi, hemen paraya tahvil edilemeyecek olan bütün bilimsel araştırmaların fonlarını kesmeye zorlamıştır. Genel ekonomik durumu ABD’den daha kötü olan AB ülkelerinin ise, bu vahim iktisadi kondisyonlarına karşın, CERN’de yapılan Büyük Patlama simülasyonlarına milyarlarca euro aktarmaya devem etmesi, bir diğer deyişle, işsizliğin, geçim derdinin, gelecek kaygısının tavan yaptığı bir iklimde, adeta ‘fuzuli işler’e, ‘fantastik deneyler’e, ‘hayalperest projeler’e oluk oluk para akıtmaları, sokaklara dökülmeye hazır huzursuz kitleleri, ‘ideolojik ikna aygıtları’yla, yânî, ‘yumuşak ikna metotları’yla doktrine etmeleriyle söz konusu olabilirdi ancak.

Dan Brown’ın, CERN’de yapılan ‘karşı madde’ çalışmalarını asal eksenine oturttuğu başarılı çoksatarı ‘Melekler ve Şeytanlar’, krizdeki AB ülkelerinin karar alıcı elitlerinin elinde, halklarına, CERN’ün Higss Bozonu’nu bulmak için yürüttüğü görkemli ve çok masraflı projeyi satarken kullanacakları elverişli bir ‘ideolojik ikna aygıtı’na dönüşmüş olabilir pekalâ.


16 - Tanrı Parçacığı’nın Türkiye serüveni

Gerek Leon Lederman & Dick Teresi imzalı ‘Tanrı Parçacığı – Eğer Evren Yanıtsa Soru Ne?’ kitabının, ve gerekse de CERN’de yapılan deneylerin sonuçlarının ülkemizdeki akisleri ne yazık ki son derece de cılızdır. Meselâ, bu konuya dair çok sayıda metin kaleme alan ve bir ara da NTV’de de ‘xyz’ isimli bir bilim programı yapan popüler bilim konularının basınımızdaki en yetkin dillendiricilerinden İsmet Berkan’ın yazıları, ne yazık ki çok okunmamaktadır. Mezkûr tv programının yayından kaldırılması da, izlenme oranının yerlerde sürünmesindendir hiç kuşkusuz.

Popüler bilimle ilgili haber ve yorumların basınımızda kendisine çok az yer buluyor oluşu, ülkemizde temel bilimlere karşı olan derin ilgisizliğin yanı sıra, hiç kuşkusuz, kısmen bunlara emeği geçenlerin ortaya çıkardıkları işlerin albenisiz, özensiz ve zayıf içerikli oluşundan da kaynaklanmaktadır (24).

Öte yandan, Türkçe baskısı Nisan 2002’de yapılan Tanrı Parçacığı kitabının satış rakamları da ne yazık ki tam bir faciadır. Evrim yayınları tarafından basılan ve Dr. Emre Kapkın’ın akıcı bir Türkçeyle dilimize kazandırdığı bu bilgi dolu, espritüel ve kolay okunabilen eser, yukarıda da değinildiği üzere, esas olarak toplumumuzun temel bilimlerle arasına örülmüş olan ‘Çin Seddi’ni aşabilecek entelektüel enerjiye ve kültürel formasyona sahip olamaması ve devletin bu konuda yeterince pozitif bir mürebbi tutum ve akıl sergileyememesi; kısmen de, söz konusu yayınevinin pazarlama alanında zerrece gayret sarf etmemesi yüzünden, 3,000 civarında olan ilk baskısını bile tüketememiştir henüz(25).

Resmi nüfusu 77 milyon olan (bu sayının göçmenlerle birlikte 80 milyona dayandığı da söylenebilir pekalâ), toplam öğrenci ve öğretmen sayısı 25 milyona dayanan, üniversite sayısı 180'i bulan, dünyanın 17. büyük ekonomisi olan ve 2023'de de ilk ona girmeyi hedefleyen, bölgesel ve hatta küresel liderlik iddiaları taşıyan bir ülkeyseniz şayet, toplumunuzun, insanınızın bilim ve teknolojiden bu denli kopuk olması kabul edilebilir bir şey değildir.

Bütün dünyada ve tabii ki Türkiye'de de basın, bütün mecraları üzerinden, 2011 Aralık’ından bu yana ‘Tanrı Parçacığı’ konusunda sayısız yayın yapmışken, bu konuya dair yazılmış en popüler kitabın 3,000’lik ilk baskısının neredeyse 13 yıldır kitapçı raflarında sürünmeye devam ediyor olması aklın ve hafsalanın kabul edebileceği bir şey değildir.
İsmet Berkan, izleyici bulamadığı için NTV'nin yayından kaldırdığı popüler
bilim programı x,y,z'de konuğuyla sohbet ederken.

Umarım Evrim Yayınevinin yetkilileri bu yazıyı okur ve akabinde de bana ‘endişe etme Ziyaver Şencan; evet, o kitabın ilk baskısı henüz tükenmedi, ama, biz onu zaten 300,000 gibi çok yüksek bir miktarda basmıştık ve şu anda da stoklarımız tükenmek üzere’ mealinde bir geri dönüşte bulunur. 

Buna hiç ihtimal vermiyorum ama, ümit fakirin ekmeği işte, ne yaparsınız, ben de ummaya devam ediyorum (26). 

17 - ‘Temel bilimlerdeki hal-i pür melâlimiz’ vs. ‘Tanrı’nın aklını deşifre etme çabası’

Çin, Japonya, Güney Kore, Hollanda, Estonya, Almanya, İngiltere, Polonya, Avustralya, İrlanda, İsveç, Finlandiya, ABD, Fransa, Norveç, Avusturya, Slovenya, Yeni Zelanda, İsviçre gibi ülkeler bilim ve teknoloji yarışında dünyanın geri kalanıyla aralarında olan mesafeyi her geçe gün daha fazla açmaya başladılar. Bu ülkelerde devlet, Ar-Ge (Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Gelişme) bütçelerine ve istihdam ettikleri araştırmacı/teknik eleman/bilim insanı sayısına göre, temel ve uygulamalı bilimler alanda faaliyet gösteren (kamu ve özel sektöre ait) lise, üniversite, enstitü, araştırma kurumu, laboratuvar ve şirketlere maddi destek sağlamaktadır. 

Tabiatın ve toplumun tunç yasalarından olduğuna sık sık vurgu yaptığım 'Bileşik Kaplar Kanunu', bilim ve teknolojide ileri olan ülkelerin, bu başarıyı, eğitim alanındaki başarıları sayesinde elde ettiğine işaret eder. Nitekim, OECD tarafından 3 yılda 1 PISA Programı çerçevesinde yapılan ve bahse konu birliğe üye ülkelerin öğrencilerinin 'matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı ve okuma becerileri'nin tespitine hizmet eden kapsamlı ve çok yönlü sınavlarda, yukarıda zikrettiğim ülkeler sürekli olarak üst sıralarda yer almaktadır. Türkiye gibi bilim ve teknoloji üretemeyen ülkelerse, PISA Testi sıralamasında bu ülkelerin gerisinde kalmaktadır (27).

Bilim ve teknoloji alanındaki öncü ülkelerin nihai ürünlerini ithal etmek, ya da, bunları kabaca taklit ve kopya etmek bizde başarı sayılırken; yukarıda dillendirdiğim ileri ülkeler, kuyruklu yıldızlara uydu indirerek uzayı kolonize etmenin provaları yapmakta; insanlardan oluşan askeri birliklerin yerini alacak olan robot orduların prototiplerini geliştirmekte; insan GENOM'unun deşifre edilmesi ve elektronik, sibernetik, nano-teknoloji, kuvantum bilgisayar ve robotik teknolojilerinde kat ettikleri devasa adımlar sayesinde yüzlerce, hatta binlerce yıl yaşama potansiyeline sahip olan siborgların üzerindeki çalışmalarında ciddi ilerlemeler kaydetmektedirler.

Bu ülkelerle aramızdaki bilim ve teknoloji uçurumunun en önemli sebebi, çöken eğitim sistemimizin eseri olan öğrencilerimizin küresel başarı ligindeki yerini kanıtlayan şu sıralama olsa gerektir:

pisa2-bireyselyatirimci.com

Kullandığımız cep telefonunu ya da tablet bilgisayarımızı her sene borç harç yenilemek nasıl bize medeni alemin gözünde prestij sağlamaz ve değer katmazsa; seçilmiş ve atanmışların, vergi mükelleflerinin paralarıyla inşa ettikleri görkemli binalarda oturmaları, süper lüks otomobil ve uçaklarını sık sık yenilemeleri de onlara ve temsilcisi oldukları topluma prestij ve katma değer sağlamaz. Şahıslara, toplumlara ve ülkelere prestij, iyi anılma ve saygınlık kazandıracak olan olgular sanat, kültür, felsefe, bilim, teknoloji, ekonomi, hukuk, eğitim, sağlık alanlarında ortaya koydukları kaliteli, ufuk açıcı, muhatabının ruhunu yücelten, hayatın problemleriyle başa çıkmakta bize ümit, iyimserlik, vicdan ve mücadele azmi katan eserleridir hiç kuşkusuz. 

Katma değeri olmayan olgu ve süreçlerde her sene onlarca milyar dolarını çar çur eden Türkiye, insanlığın Kütle Çekim Kuvveti'ne ve onun üzerinden de evrenin ve varoluşun en derin ve en kapsamlı sırlarına vakıf olmasına hizmet edecek olan Higgs Bozonu'nu arama projesinin parçası olmak şansını, mezkûr projenin bütçesine birkaç milyon dolar katkı sağlamaktan kaçındığı için, ne yazık ki kullanamadı. Higgs Bozonu'nun ardından, Albert Einstein ve Stephen Hawking'in dillendirdiği 'Tanrı'nın aklından geçeni bilme' ufkuna doğru seyahat etmemize katkı verecek olan Büyük Birleşik Kuram'ın keşfedilebilme olasılığı; elimizin tersiyle ittiğimiz imkânın, kaçırdığımız şansın ne denli önemli ve büyük olduğuna işaret etse gerektir. Türkiye'nin, bilim ve teknolojinin açtığı bu yolda yürümeyi, 'bizim hesaplarımıza göre, nüfusumuz baz alındığında 50 milyon ödememiz gerekiyor; oysa CERN bizden 70 milyon dolar istiyor!' gerekçesiyle, yani, sadece 20 milyon dolar yüzünden kabul etmemiş olması, gelecek kuşaklar tarafından hiç de hayırla yad edilebilecek bir tercih olmamıştır doğrusu (28).

Anlayacağınız, bilim ve teknoloji üreten ülkeler Tanrı Parçacığını bulup, uzayı fethetmenin provalarını yaparken; biz, bütün bu olup biteni uzaktan seyrediyor ve bunun adamakıllı ve eli yüzü düzgün bir tartışmasını bile yapmıyoruz, yapamıyoruz.

Türkiye'nin bilim ve teknoloji alanlarında sergilediği bu ufuksuz ve perspektifsiz tutumun, son yıllarda her forumda dilendirilen 'küresel liderlik iddiası'na hizmet edip etmediğinin sorgulamasını okurun sağduyusuna ve ferasetine bırakarak tamamlamış olalım bu metni.

Dipnotlar ve seçilmiş kısa kaynakça:
(1): İlerleyen satırlar boyunca söz konusu olgu (temel parçacık, kuvvet alanı, 'phenomena', ‘şey’) Tanrı Parçacığı, Higgs Bozonu, ya da Higgs Parçacığı şeklinde adlandırılacaktır.
(2): Peter Higgs için bknz. 
http://tr.wikipedia.org/wiki/Peter_Higgs
http://en.wikipedia.org/wiki/Peter_Higgs
http://www.ph.ed.ac.uk/higgs/peter-higgs
(3): David Wineland için bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/David_J._Wineland
(4): François Englert için bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Englert
(5): Nobel Komitesi'nin açıklaması için bknz.
http://www.nobelprize.org/nobel_prizes/physics/
(6)Verilmeye başlandığı 1901’den günümüze kadar Nobel fizik ödüllerini kimlerin kazandığına ve onlara bu ödülü kazandıran çalışmalara dair olan tablo için bknz.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_Fizik_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC_sahipleri_listesi
(7):13 Mart 2013 günü ajansların geçtiği bahse konu haber için bknz:
(8) Higg Bozonu için bknz.
(9): Kendisi de bir teorik fizikçi olan Albert Einstein, ‘teorik fizikçiler çok şanslıdır; zira, uygulamalı fizikle uğraşan meslektaşlarımız, işlerini yapabilmek için, pahalı ekipmanlarla dolu laboratuarlara ihtiyaç duyarken, bizim gereksindiğimiz şeyler argümanlarımızı yazıya dökmek için kâğıt ve kalem; bunlardan yanlış olanları atmak için de çöp sepetinden ibarettir’ diyerek, uygulamalı ve teorik fizikçilerin çalışma ortamları ve donanımları arasındaki devasa farkı ironik bir şekilde özetlemiştir.
(10): Mezkûr bilimsel organizasyon için bknz. 
http://en.wikipedia.org/wiki/Wolf_Prize_in_Physics
(11): Richard Dawkins için bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Richard_Dawkins
(12): Higgs’in de imzasını taşıyan çığır açan o çok önemli makale için bakınız: 
http://en.wikipedia.org/wiki/1964_PRL_symmetry_breaking_papers
(13): Standart Model’le ilgili detaylı bilgi için: 
http://tr.wikipedia.org/wiki/Standart_Model
(14): Fermiyon için bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Fermiyon
(15): Bozon için bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Bozon
(16): Süpersimetri için bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/Supersymmetry
(17): Karşı madde için bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Antimadde
(18): Kuantum dünyasında; madde, kuvvet alanı ve enerji biçimleri arasındaki sınırlar flulaşmış, hatta çoğu durumda bütünüyle ortadan kalkmıştır. Madde ve enerjinin, aslında tek bir antitenin farklı koşullarda kendisini serimleyen değişik veçheleri, ya da varlık biçimleri olduğu kavrayışı, hem Genel Görelilik Teorisi'nin ve hem de kuantum algılamasının merkezini işgal etmektedir. Bu durum, birçok hurafe ve zırvanın, ‘yeni bilim’ yaftasıyla bilim kümesinin varlık alanına sızmaya teşebbüs etmesi gibi bir ontolojik ve epistemolojik sıkıntının da alt yapısını oluşturmaktadır. Konuya ilgi duyanların bigâne kalmaması gereken esaslı bir kaynak için bknz. http://www.iletisim.com.tr/kitap/son-moda-sa%C3%A7malar-850.aspx
(19): Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi için bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/CERN
(20): CERN'ün açıklaması için bknz.
http://home.web.cern.ch/about/updates/2013/03/new-results-indicate-new-particle-higgs-boson
(21): Büyük Birleşik Kuram hakkında muhtasar, ama 4 başı mamur bir kaynak için bknz.
http://en.wikipedia.org/wiki/Grand_Unified_Theory
(23): Leon Lederman için bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/Leon_Lederman
Bahse konu kitabının ABD’de yapılan ilk baskısı için bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/The_God_Particle:_If_the_Universe_Is_the_Answer,_What_Is_the_Question%3F
(24): İsmet Berkan, diğer popüler bilim konularında olduğu gibi, Tanrı Parçacığı hakkında da çok sayıda yazı yazdı. Berkan,  tv programlarında da bu konuyu defalarca ele aldı. Bunların büyük kısmını okumuş – izlemiş birisi olarak, onun, Leon Lederman’ın kitabına bir kez olsun referans verdiğine şahit olmadım. Yazılarına bakılacak olursa, İsmet Berkan, popüler bilim kitaplarını İngilizce aslından okuyan biridir. O halde, Tanrı Parçacığı kitabını da orijinalinden okumuş olmasını beklememiz gerekmez mi?. Merak ediyorum gerçekten; Berkan’ın bu kitaba gönderme yapmamasının nedeni nedir? Aklıma ‘acaba okumamış mıdır? sorusu geliyor; sonra da, onun pozisyonundaki birisinin böylesi bir gaflete düşmeyeceği varsayımından hareketle, ‘Berkan kitaptan bahsetmiştir mutlaka, olsa olsa ben bunu kaçırmış ya da atlamış olmalıyım’ diye düşünmek istiyorum doğrusu.
(25) Kitabın Türkçe edisyonu için bknz. http://www.idefix.com/kitap/tanri-parcacigi-eger-evren-yanitsa-soru-ne-leon-lederman/tanim.asp?sid=A0K7T11WTP1PN1ZAME8J
(26): Bu bahsi, mercek altına alınan konuya dair olan ve basınımızda ender gördüğümüz nitelikteki kalitesiyle benzerlerinden ayrılan bir popüler bilim yazısı ile tamamlayalım: http://www.radikal.com.tr/hayat/mahcup_iskoc_peter_higgs-1155433
(27): PISA Testi hakkında özet bilgi için bknz. 
http://www.bireyselyatirimci.com/pisa-testi-siralamasi-ve-turkiye/
PISA Testi hakkındaki temel kaynak için bknz.
http://www.oecd.org/pisa/keyfindings/pisa-2012-results-overview.pdf
(28): http://www.radikal.com.tr/ekonomi/turkiye_cernden_vazgeciyor-1109340

Peter Higgs CERN'de.

9 yorum:

  1. bizde hiç biyerde bahsedilmiyor ne basında ne görsel yayınlarda.ben birey olarak beni aşıyor ama ilgileniyorum elimdeki bilgisayarımla bilgilenmeğe öğrenmeğe çalışıyorum hiç bir fikrim yok yani ne ataistim inançlı biriyim kendime göre teknolejiyi seviyorum elektiriği eloktironiği seviyorum.

    YanıtlayınSil
  2. katkınız için teşekkür ederim değerli dostum, sağ olun....

    YanıtlayınSil
  3. amerikanın cern in en buyuk bağışçısı olduğunu duymuştum internetten paranın avrupadan geldiğine eminmisiniz

    YanıtlayınSil
  4. abd ne yazık ki son yıllarda bu alandaki yatırımları çok azalttı; cern, büyük ölçüde ab fonlarıyla işlerini iyürütüyor. yukarda paylaştığım cern'ün resmi sitesinde, bun adair haberler var, bilginize, katkınız için çok teşekkür ederim:-)

    YanıtlayınSil
  5. Çok aydınlatıcı ve bilgilendirici bir yazı olmasının yanında herkes tarafından anlaşılabilir ve referanslarıyla güvenilir bir makale olmuş. Umarım insanlarımız hem bilimin, hem de katkısından dolayı bu tür bilgilendirici çalışmaların hak ettiği ilgiyi gösterirler. Tebrik eder, devamını dileriz...

    YanıtlayınSil
  6. levent bey, nazik yaklaşımınız ve değerli katkınız için çok teşekkür ederim, sağ olun:-)))

    YanıtlayınSil
  7. Elinize sağlık güzel bir yazı ortaya koymuşsunuz.Umarım ülkemiz, bilimsel alanda diğer ülkelerin arasında kendine daha iyi bir yer bulur.

    YanıtlayınSil
  8. nazik yorumunuz için teşekkür ederim değerli dostum Cpt Blazkowicz)))

    YanıtlayınSil
  9. Bu bloga denk geldiğim için çok şanslı olduğumu kabul ederek akıcı bir şekilde finale ulaştığım için tebriklerimi sunarım.Bilimleri alaninda üzücü bir tabloyu yaşayan ülkemiz içinde bulunduğu bu meraksizliktan ve Sefih yaşamından feragat ederek ufuklarini geniş çerçevelere genişleterek gerçek olan yaşamin şifrelerini çözebilirler.Kaleminize sağlık diyerek başarıların ve bilimsel meraklarinizin devamını diliyorum

    YanıtlayınSil