Korona Virüs / Covid19 pandemisi: Bu da geçer Yâ Hû!




1918 - 1919 İspanyol Gribi'nden bu yana görülen en büyük ve en tehlikeli pandemiyle başa çıkmaya çalışan insanlık, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları hariç, son yüzyılın en zorlu döneminden / sürecinden geçiyor.

Covid19 virüsüne karşı verilen söz konusu mücadeleyi bilimin, tıbbın imkânları üzerinden gerçekleştirirken, sürecin psikolojik tarafının idaresinde bazı geleneksel / kâdim unsurların da devreye girdiğini görmek mümkün. 

Coğrafyamızda ve ona komşu coğrafyalarda son 5,000 yılda Sümer, Asur, Pers, Bizans, Selçuklu, Osmanlı medeniyetleri kuruldu. Onlardan bize miras kalan kültürel kodların ve arketiplerin dairesinde yer alan 'Bu da geçer Yâ Hû!' deyişi, binlerce yıldır bu coğrafyada zorluklarla mücadele eden insanların sığındıkları bir Tinsel sığınak olagelmiştir.




'Bu da egçer Yâ Hû' deyişinn kaynağı ve anlamını nedir? 
Bu sorunun cevabı popüler tarih yazıcılığının öne çıkan isimlerinden Murat Bardakçı'dan yaptığım aşağıdaki alıntıda yer almakta: 

'Bu topraklarda asırlardan bu yana kullanılan duayı andıran bir deyimdir, “iyilik de, kötülük de zamanla geçip gider ama o iş ve işi yapan kişi veya kişiler yaptıklarının niteliğine göre hoş yahut fena şekilde hatırlanırlar” mânasına gelir. Cümlenin sonundaki “yâ hû” sözü “Yâ Allah” demektir ve dolayısıyla “Bu da geçer” ifadesi ile Allah’a hitap edilmekte, herşeyin ondan geldiği kastedilmektedir.

İfadenin üstelik tarihi de çok eskilere, bin küsur sene öncesine, Selçuklular ve Bizans devrine kadar dayanır. Farsçası “İn nîz beguzered” olan “Bu da geçer” sözü Anadolu’nun eski Rum halkı tarafından “K’afto ta perasi” şeklinde kullanılmış, Osmanlı devrinde Farsça’dan Türkçe’ye çevrilip sonuna “Yâ hû”, yani “Yâ Allah” ibaresi eklenmiş ve her ne zaman bir sıkıntı ile karşılaşılsa, yardımın Allah’tan geleceğini ve sıkıntıların bir gün nihayete ereceğini hatırlatmak bâbında tekrar edilegelmiştir...' (1)

Bu deyişin ruhuna ve tesir mekanizmasına dair oldukça kapsayıcı / kuşatıcı olduğunu düşündüğüm bir argümantasyonla devam ediyorum. 

Anti-depresan ilaçlar ve psikoterapi seansları öncesindeki yıllarda / asırlarda 'Bu da geçer Yâ Hû' ifadesi, onu dillendirenler bakımından döneminin en etkili ruhsal / tinsel sağaltım enstrümanlarından / imkânlarından birisi olarak emisyona giriyor, toplumsal dokunun kılcallarına nüfûz ediyor; problemlerle, zorluklarla, sıkıntılarla başa çıkılmasını kolaylaştırıyordu. 

Yukarıda görüşlerini paylaştığım Murat Bardakçı'nın mezkûr yazısında, bahse konu ifadenin bazı hat üstadları tarafından yapılmış şaheser mertebesindeki istifleri de yer almakta. Onları da paylaşıyorum:



Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin (1801 - 1876) 
“İn nîz beguzered” yazılı hattı.



Halim (Özyazıcı) Efendi’nin (1898 - 1964)
“Bu da geçer yâ hû” levhası.



Prof. Dr. Ali Alparslan’ın (1923 - 2006) üç dildeki hattı: Levhada “K’afto ta perasi”, “İn nîz beguzered” ve “Bu da geçer yâ hû” yazıyor.

Bu da enteresan bir istifle yapılmış, hem yukarıdan hem de aşağıdan aynı şekilde okunabilen 'Bu da geçer Yâ Hû' hattı. Sanatkârını / hattatını paylaşamıyorum, zîra ona eriştiğim kaynakta yer almıyordu: 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder