Zenginlik insanı mutsuz, huzursuz, köle ve yoksul yapar (mı?)



'Zenginlik insanı mutsuz, huzursuz, köle ve yoksul yapar mı?'

Bu soru saçma gelebilir muhatabına. Öyle ya, paranın satın alamadığı çok az şey olduğunu hepimiz zaman zaman tekrarlarız. Sadece bunun bile insanların ezici çoğunluğunu mutlu ettiğine dair neredeyse genel bir mutabakat var gibidir insanlık aleminde.

Bu lâfı (bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, zenginlerin ve muktedirlerin mutlak manada hakimi oldukları ve domine ettikleri verili düzeni kutsamak adına) hayatın en esaslı hakikatlerinden ve varoluşun tunç yasalarının birisi olarak kabul ederek, onu, yoksulluğunuzla ve muktedir olamamaklığınızla barışık yaşamanıza ideolojik, fikri ve psikolojik zemin yapabilirsiniz; ya da onu, (verili olan gayri adil sistemi yıkmak, sizi çok rahatsız eden ve değişmesini arzuladığınız aktüel uğrağı radikal bir şekilde dönüştürmek ve daha adil olan bir başkasını yerine ikame etmek istediğiniz cari tarihsel momenti demonize etmek adına) baştan aşağıya bir safsata ve zenginlerin yoksulları manipüle ederek rahatça yönetmelerinin bir zihni enstrümanı olarak tarif ve tavsif edebilirsiniz; tercih sizin.

Sahip olunulan ideolojik / entelektüel bagajlardan kaynaklanan yukarıdaki zıt pozisyon alışları (bir başka metinde ayrıntılı olarak mercek almak üzere) bir kenara bırakalım ve bahse konu argümanın îmâ, iddia ve nispet ettiği anlam kürelerinden mantıksal ve semantiğe dair olanının bizi ortasına attığı anlambilimsel problematikle yüzleşelim derim. 

Ramp ışıklarının altına fırlattığım mezkûr iddianın mantıki ve semantik nokta-ı nazarlardan tetkiki; 'zenginlik insanı mutsuz, huzursuz, köle ve yoksul yapar mı?' sorusuna verilebilecek olumlu cevapların, bu cevaplara muhatap olacak eşhasın bazısında bir oksimorona muhatap olduğu hissini, kanaatini, rahatsızlığını uyandırması gibi bir problem alanını gündeme taşıyabilecektir.

Buna karşın bahse konu argümantasyon, içerdiği anlam dünyalarının ve alt metinlerinin en kayda değer olanlarına katılıp katılmamamızdan; ya da, onun olumlu cevaplarının tarafımızdan oksimoron olarak algılanıp algılanmamasından müstakil olarak, üzerinde düşünülmeyi, hatta derin muhabbetlere mevzu kılınmayı hak eden bir ağırlık ve ehemmiyete sahip gibi gözükmektedir.

Facebook hesabında yukarıdaki paylaşımı yapan değeri dostum Samih Uylaş'a, bu mevzuya dair yeniden tefekkür imkânını elde etmeme imkân tanıdığı için, teşekkür ederim.

kaynak için bknz.
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1147738805265810&set=a.129977290375305.10486.100000891030199&type=3&theater

Yorumlar