Edip Cansever'in Çağrılmayan Yakup, istenmeyen Yusuf ve Yerçekimli Karanfil olarak portresi

Edip Cansever (8 Ağustos 1928 - 28 Mayıs 1986)

1. prolegomenon

alfebe'ye ve varoluş'a dair sorulardandılar o alfa ve o dükkân ve o asma kat ve o terliksi hayvan ve bir de şair o kadîm çarşıda. nişte saklı bir istihfam: 'kapalıçarşı ne, kapalı kutu kim?' ve süperpoze haller küflü bitişte. 'hangi cehennemde şıpıdıklarım, nerede?' diyor, inliyordu terliksi hayvan bir içli çekişte. kutuları açıyor ve yontuyordu şair kelimeleri ve o şıpıdıkları; ve bir kara deliğe yolluyordu cümlesini kutlu bir becayişte. kıkırdıyorlardı 'kapalıkutu onu unuttu, yuttu 'olay ufku', hepsi işte bu!'; fısıldıyordular dışarıdan içre ve leyli ve görkemli ve meçhul o çöküşte. 


halı satıyorlardı alt kattaki ortağıyla, ki, simsarlardandılar; adsız kadınların, mecalsiz kızların ırak ilmiklerini, yüreklerinden içre gizli tilciklerini meçhul pazarlara pazarlayanlardandılar. simsarlara inat, inat dokumacılara; bir dükkân, bir asma kat ve nihayet bir şairdiler. varoluşu ve hâli ve Ben'i ören ve görenlerdendiler. ki, ölüyordu şair, soylu ve epey ergüvani; biliyordu sanki Şuur'un ve Şiir'in kuvantum hal denklemini. biliyordu ki edip cansever olan oluyordu.


2. şiirin kuantum hal denklemi


onlar sanki biliyordular! 
bir süperpozisyondan bu hale çökmenin tekil indirgenmişliğini işte belki anlıyordular.


3. metafizik bir tansiyon

içinden hiçliğin yürüyordu imkâna, yürüyordu bir mutlak vakumdan olacak olana cansever. sevabının allâmesi bir tahrir kâtibiydi zirâ; hayatını damıtıp şuuru dokuyordu. 'aslolan şiirdir' idi amentüsü, tenhaydı epey etrafı; ağyarını mani, efradını cami meçhuller yaratması bundandı. bakın bu imkânsız mekândan doğan imkâna ve alın bunu alın diyordu bir 'hiç kimse'ye. ıssızdı, 'yalnızlık böyledir işte' dedirten bir hayatı vardı ve yalnızca yazıydı. şiiristanda kalabalıktı çok ama, tebâsı metaforlardan mürekkep olan bir muhteşem ve murassa sultandı.

şiire âşina olmayan hayatları yaşayanlar ve cansever, köşelerinde bir mekânın öylece duran gramofonlardandılar. onlar, durmadan konuşup duran, lâkin birbirleriyle asla konuşamayacak olanlardandılar. birbirlerini; oh, evet bu çok acı, ama, derin hakikat ne yazık ki bu, ki, asla duyamayacaklardandılar. 



4. teolojik bir stres


cehennem alevlerinde közlenen günahların kokularıydı duyduğu ve cennet bahçelerinden yayılan kutsal yemişlerin rayihaları. o gramofonlar, o mukaddes yemişler ve o rayihalar, işte onlar birbirlerini duyanlardan ve çağrılanlardandılar.

kurbağalara bakmaktan gelendi o, yakup'tu ve şaşırmıştı, o kelimelerle zevkedendi. kalabalıktılar çünkü çok ve şamatacı ve biraz mordular kurbağalar ve sanki yakup demek ister gibi vraklıyordular. her türlü çağrılmanın tabii hali ve ama hiç çağrılmamaya mecbur yakup’a ‘yakup!’ diye bağırmaya yazgılıydılar. o kurbağalar ki daima mor ve gürültücü ve çoktular.


şiirin modus operandisiydi ve cansever’i ve nihayet yakup diye çağrılmaktan kesince ümidi, yusuf seslenişine naçâr icabet etti. icatlar yapıyordu kelimelerden ve ipekten, mecburen yusuf davetine icabet etti. hiç yürüyen merdiven kullanmadı o, yakup'tu, çağrılmazdı ve tahtaboşlara yazılıydı adı ve trabzanlara ve taş sahanlıklara. alınlıklara alınanlardılar Yakup ve kurbağalardılar ve yürümeyen merdivenlerde yürüyen metal avadanlıklar.



5. dirimbilim versus iktisadiyat


kurbağalardan başka kimse yakup demeyince cansever, nihayet, dedim ya, yusuf’a icabet etti. varlığın ve ademin ve şiirin kımıldamaya doğru içinde bir bengi uyum ki bu müthişti. bir mekânsızlığın şaire doğru içinde bir imkânsızlığı seyreden bir müfettişti. dokudular halıları kadınlar ve sattılar simsarlar ve nihayet bidayetten beri cansever bütün ilmikleri teftiş etti.

yusuf diye çağrılan yakup’tu o, cansever’di, teftiş ettiği ilmiklerden damıttığı kelimelerle bir metafiziği resmetti. bidayetten nihayete kadar cansever, yani yakup'tan yasef'a ve tabii matla'dan makta'ya; feshetti hep ve hem kendini fethetti. 



6. 'bir evrensel tarih'


'döngüsel midir olan biten' dedi ve ekledi herodotos 'yoksa çizgisel mi ve evrensel bir töz mü taşır; ne gam!? ilmik ilmik beni kim dokuyor, kim ardından kesecek o son ipliği, mesele bu!' kadîm bir dokumacı kadın (halikarnassos'lu o kör hikâyeci gibiydi; âmâ, görüyor ama) işte o son ilmiği attı. o son ilmik ki, bir iplikle yusuf diye çağrılan yakup’un göğsüne, tamda kalbinin üstündeki karanfiline irtibatlıydı ve yerçekimli.

kader böyle bir şey dedi âmâ dokumacı, bitti sanılır, oysa bir ipliği kesince başlar her şey. iplik kopunca dokumacıyla dokuduğunun irtibatı aslında gizlice sürer gider. dokuyan, dokuduğunda bütün olan biteni bilin ki biteviye izler.



7. epilogue


ve yâkup ve yusuf ve yerçekimli karanfil ve edip 
ve omega idi can sever. kesildi işte o iplik ve aniden alemdeki her şey seslenmeye başladı birden: 'çağrılansın yâkup, istenensin yâkup, sevilensin yâkup!'. gülümsediler hep beraber yusuf ve yâkup ve yerçekimli karanfil ve mukaddes yemişler ve o mor kurbağalar bir de.

gülümsedi edip. gülümsediler o ana değin gülümsemekten imtina edenler. gülümsediler, zirâ bütün o şiiri bir gülümsemeye muhatap olabilmek adına söylemiştiler.




***meraklısı için extra malûmat:

Pek severim Edip Canseveri. Çok. Pek çok.

Onun poetikasının izleri ve tesirleri tasavvur ve tahayyül alemimin puslu labirentlerinde, belleğimin tekinsiz mahzenlerinde mahfuzdur.  O izlerin ve tesirlerin peşinden 'Stalker' misali gittim ve yukarıdaki anma ve saygı metni çıktı ortaya.

Bu saygı ve anma metni, her ne kadar onun müktesebatından ve poetik mirasından beslenmiş olmaklığı bakımdan Edip Cansever'e borçluysa da çokça, yine de, temelde bu satırların müellifinindir, şahsidir ve subjektif.

İlerleyen satırlar ise, şaire dair nesnel bilgilerden derlenmiştir, belgelidir, belgeseldir.

Edip Cansever, (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986) İkinci Yeni akımının en önemli şairlerindendir. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitiren Cansever, hemen akabinde babası Fazlı Cansever'in Kapalıçarşı’daki antikacı dükkânında hatıra eşyaları, turistik materyeller ve halı ticaretine başladı. 

Bundan sonrasını, Edip Cansever'in, 22 Ocak 1979 tarihli Milliyet Sanat Dergisi'nin 307. sayısında yer alan biyografisinden okuyalım:

'1954 yılında çıkan büyük Kapalıçarşı yangınında dükkânım tamamen yandı. Sigortadan aldığım para, yeniden bir işyeri açamayacak kadar azdı. Günler, haftalar geçti. Sonunda bir dükkân buldumsa da, dükkânın satış değeri elimdeki paranın hemen hemen iki katıydı. Kendime bir ortak aradım. Buldum da. Her neyse, küçük bir anaparayla dükkânı açtık. Yeniden bir geçim yolu tutturmak önemliydi elbette. Ama daha önemlisi şuydu: Birkaç ay sonra ortağım bana, alım satımla kendisinin uğraşabileceğini, benimse yukarıdaki asma katta istediğim gibi çalışabileceğimi, saatlerimin de kısıtlı olmadığını müjdeledi. İşte, kitaplarımdan dokuzunu bu asma katta yazdım. Tam yirmi yıl. Bugün düşünüyorum da, ya o yangın olmasaydı? (i).

Kapalıçarşı'daki ikinci dükkânın asma katı, genç Cansever'in 20 yıl boyunca hayatının önemlice bir kısmını geçireceği ve tam 9 kitabının ortaya çıkmasına beşiklik edecek olan mekân olacaktı. O, nadiren de olsa, babasından gördüğü gibi, dükkânın gündelik ticari rutinini idare edecek, ve ama çoğunlukla da, ortağının dükkândaki bütün yükü omuzlaması sayesinde, kendisini tamamen şiir yazmaya adayacaktı.

Bu arada, şu detayı da paylaşmak yararlı olacaktır. Edip Cansever, kısa bir süre yoğunlaştığı ticaret hayatında da yaratıcı olmasını bilmiş, babasından devraldığı işi çeşitlendirmiş; farklı nedenlerle kutlama organizasyonları düzenleyen kişi ve kurumlarla, Yeşilçam bünyesindeki film yapım şirketlerine, ihtiyaç duydukları dekor, aksesuar ve elbiseleri de kiralamaya başlayarak yeni bir iş alanının öncülerinden olmuştu. 


İlk şiirini 1944’de, lise son sınıftayken yayınlayan şair, 1976’da ticareti terk edip kendisini tamamen şiire adayana değin adeta ‘part – time şair’lik yaptı. İkinci Yeni akımının kurucu figürlerinden olan bu ‘part – time şair’in, şiirimizin soy kütüğüne eklediği opus magnum’unun en sıra dışı dizeleri 1950’liler ve 1960’larda yazılmıştır. Sadece yazdığı benzersiz şiirleriyle değil; güncel sanat, edebiyat, şiir, memleket ve dünya meselelerine verdiği tepkileri ve bunlara karşı aldığı duruşlarıyla da kamuoyunun dikkatini çekmeyi başaran Cansever, cumhuriyet dönemi modern Türk şiirinin hiç kuşku yok ki en sıra dışı olmayı başarabilmiş uç beylerindendir (ii).


Edip Cansever'in, önceleri babasıyla birlikte, ardından da, yanana değin, kısa bir süreliğine tek başına işlettiği Kapalıçarşı'daki ilk dükkânına ait bir ilânda şunlar yazıyordu:


'Edip Cansever Fazlı Cansever'in mahdumu Maison des Antiques Kapalıçarşı, Takkeciler Sok, no. 52-64 Grand Bazar, Rue Takkedjiler 52-64 tel: 27657 sicil: 38159
İstanbul tiyatrolar, balolar, müsamereler, filmler,için her nevi elbise bulunur ve kira ile verilir. antika ve işlemeli parçalar, peşkirler, çevreler, kumaş ve sevai entariler, şalvarlar, cepkenler, işlemeli yorganlar, bohçalar, seccadeler, şal. ayrıca bilecik, broş, kolye, küpe, pipo, fildişi, gümüş ve bakır işleri' (iii).

dipnotlar:

(i)  : http://www.insanokur.org/edip-cansever-kendini-anlatiyor/
(ii) : https://tr.wikipedia.org/wiki/Edip_Cansever
http://www.turkedebiyati.org/sairler/edip_cansever.html,
(iii): Reklâm metni için kaynak: İstanbul, yazan M. Eriş, Kalite Matbaası, İstanbul, 1953, sayfa 84'deki reklâmlar bahsi.

Yorumlar