İstanbul yağması, Turgut Cansever ve Abdi Coşkun'un musıkisi



Son zamanlarda, özellikle de 2010'dan bu yana, kentin sokaklarında dolaştığımda 'bilge mimar, İstanbul aşığı Turgut Cansever (1921 - 2009) iyi ki Şehr'in bugünlerini görmeden aramızdan ayrılmış' diyorum kendi kendime. 

Çöküyor süratle Şehr çünkü!

Genelde kapitalizmin çürüten, yoldan çıkaran, arsızlaştıran, mankurtlaştıran dinamiklerinin tesirinde kalanlarımızın fiilleriyle; özelde de, mezkûr diamiğin bir tezahürü olarak müteahhit, siyaset ve bürokrat erbabının rantın zehirli cazibesine teslim olan kesimlerinin eyledikleri yağma ve talan seferleriyle bitiriliyor bu kadim şehir. 



Yapılan bazı demografik projeksiyonlara göre İstanbul, çok değil birkaç yıl içerisinde, 20 milyonu aşan bir nüfusa erişecek. Bu durumun (toplu taşımacılık alt yapısı, yeşil alanları, temiz su rezervuarları, deprem sonrası toplanma yerleri, otopark gibi) alt yapı imkânları / varlıkları son derecede yetersiz olan şehri yaşanılması imkânsız bir cangıla, bir yeryüzü cehennemine, kaotik / katastrofik bir kozmosa dönüştürebilmesi ihtimalinin hiç de yabana atılamayacak denli yüksek bir risk ve tehdit olduğunu görmemek için ya bu insafsız / vicdansız / müstehcen yağma düzeninden nemalanmak, ya kör olmak, ya da ne olup bittiğinin zerrece farkında olmayan bir nâ-şuur kipine hapsolmak icap eder diye düşünenlerdenim.

Turgut Cansever'in şehre, şehirleşmeye büyümeye, medeniyete ve 'ilerleme'ye bakışı, bugün onu göklere çıkaran kimi kesimlerin cari anlayış ve pratiklerinin tam manasıyla mevhumu muhalifiydi. Doğu ve Batı Medeniyetlerinin 'Yüksek Kültürleri'ne dair olan müktesebatlarını meczederek iktibas etmiş birisinden aksi bir duruş beklemek çok yanlış olurdu zaten. Ailesiyle olduğu bir ortamda, tanburi Abdi coşkun'un bir kaydını dinlerken 'bu yüceliğe daha fazla kalbim dayanmıyor, ne olur ara verelim' tepkisini vermesi, onun hayatın / varoluşun estetik tezahürleri karşısındaki heyecanına işaret eden karakteristik bir antite olsa gerektir (i). 


Şu sıralarda semadan bakıyorsa Şehr'e şayet, onun 'bu felâkete, bu 'katl-i Şehr'e, bu 'intihar-ı medeniyet'e daha fazla dayanamıyorum' demesi hakim ihtimaldir zannımca. İstanbul'un ruhumuzu muazzep eden mezkûr aktüel perişanlığını unutmak adına, Yüksek Kültür'ün Yüksek Musıki branşına sığınmakta; meselâ Abdi Coşkun ve saz arkadaşlarının immortal yorumlarına kulak vermekte fayda mülâhaza ediyorum (ii).




(i): http://www.yenisafak.com.tr/pazar/estetik-kaygilarlacok-az-isi-kabul-etti-2107739
(ii): Nihavend tambur taksimi: 
https://www.youtube.com/watch?v=l_1xKiwAocY

Neyzen Dede Salih'in

 Uşşak Saz Semaisi:




https://www.youtube.com/watch?v=qjdnBjrvsR8
Tanburi Cemil Bey'in Kürdîli Hicazkâr Peşrevi:
https://www.youtube.com/watch?v=IIEb12QZ7ww
Aka Gündüz Kutbay, Doğan Ergin, Necdet Yaşar, Abdi Coşkun:
https://www.youtube.com/watch?v=FTbNV55ESFc
Doğan Ergin ve Abdi Coşkun'dan müşterek taksim:
https://www.youtube.com/watch?v=4tjE8gfOJ5A


Yorumlar