Kenan Evren öldü, ya onu alkışlayan zihniyet?




12 Eylül askeri darbesinin 37. yılında, Türkiye Toplumsal Formasyonu'nu derinden sarsan ve etkilerini halâ da hissettiren bu sosyo-politik kırılmayı, muhtasaren de olsa, mercek altına almanın (üstelik de, FETÖ'cü darbe teşebbüsünün muhasebesini yaptığımız bir konjonktürde) anlamlı olacağını düşünüyorum.


'1 - Kenan Evren öldü işte nihayet

Evren'in (17 Temmuz 1917 - 9 Mayıs 2015) ölüm haberini 9 Mayıs'ı 10 Mayıs'a bağlayan saatlerde, bir diğer deyişle, gecenin oldukça ilerleyen bir vaktinde almıştım. Ondan bu yana geçen zaman zarfında benliğime hakim olan duygu durumunu tarif için en uygun, en ehil, en mümeyyiz kavramın 'karışık' olduğunu düşünüyorum. Oysa o ana değin; baş rolünde olduğu sürecin doğrudan mağdurlarından olduğum, daha da önemlisi, karar verme merci durumundaki arkadaşlarıyla birlikte Türkiye'ye kalıcı hasarlar verdiğini düşündüğümden, Evren'in ölümünün beni sevindireceğini düşünürdüm. 

Peki, ne olmuştu da, ismi 12 Eylül askeri faşist rejimiyle özdeşleşen bir diktatörün ölümü, bende o sandığım sevince neden olamamıştı? Buna cevap vermeden önce, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin nelere mal olduğuna ve bu darbenin (perde gerisindeki gerçek beyin takımı ve asıl azmettiriciler anlamındaki) hakiki müelliflerine kısaca bakmakta yarar var.


2 - 12 Eylül diktatörlüğünün ağır bilançosu

Ağır, hem de çok ağır bir bilançodur bu. İşte bu bilançonun (devletin resmi rakamlarına göre) bazı satır başları:

(i) 650,000 kişiyi tutuklandı; 
(ii) 230,000 kişi yargılandı; 
(iii) 171 kişi işkencede öldürüldü; 
(iv) birisi çocuk olmak üzere, çoğu verili yasalarla bile idamı hak etmemiş olan, 50 kişi gayrı adil yargılamalar sonucu idam edildi; 
(v) yapılan sistematik işkencelerle on binlerce kişi bedensel, ruhsal ve mental olarak sakat bırakıldı; 
(vi) yüz binlerce insan işinden ve aşından edildi; 
(vii) binlerce insan, zindanlara atılmamak, işkence görmemek ve öldürülmemek için ülkelerini terk etmek zorunda bırakıldı; 
(viii) Türkiye Toplumsal Formasyonu'nun kılcallarına değin nüfûz etmiş olan sol ve sosyalist fikriyatın ve örgütlenmenin üzerine limitsiz bir vahşilikte saldırılarak, yurtsever ve devrimci birikimin en az 50 yıl gerilemesine yol açıldı; 
(ix) müktesebatı ve telifi CIA'ye, Pentagon'a ve Küresel Kapitalist - Emperyalist Baronlar'a ait olan Amerikancı Ilımlı Siyasal İslam Projesinin önü açıldı; 
(x) emekçilerin, yoksulların, mazlumların ve mülksüzlerin verili kanunlar ve mevzuatla güvence altına alınan bütün maddi ve gayrı-maddi kazanımları vahşi, vicdansız ve hayasız bir pervasızlıkla ellerinden alındı; 
(xi) demokratik bir toplum, düzen ve yaşam inşâ etmek adına Türkiye Toplumsal Formasyonu'nun hemen her kesiminin 1. Meşrutiyet'ten beri geçen 105 yıllık süreçte verdiği mücadeleler sonucunda elde ettiği bütün kazanımları gasp edildi; 
(xii) başta CHP, DİSK, TİP, TMMOB, TÖBDER'inkiler olmak üzere, toplumun sol adına biriktirdiği kolektif hafızayı saklayan arşivlerin tamamına el konuldu ve ardından da bunlar toptan imha edildi; 
(xiii) geçmişleri bir şekilde 150 yıl öncesine kadar götürülebilen, sosyolojik olarak da millette çok ciddi karşılıkları olan siyasal geleneklerin tecessüm etmiş hali sayılan siyasal partilerin tamamı kapatıldı; bunların kadrolarının çok önemli bir kısmına siyaset yasağı getirildi.

İnsanlık adına, demokrasi namına ve adalet açısından bakıldığında; böylesi vahim bir tablonun mesuliyetinin ve telifinin şahsında tecessüm ve temerküz ettiği, kimliği darbenin sembolü haline gelmiş birisi öldüğünde 'oh be, çok şükür, diktatör öldü nihayet!' diyerek ferah feza sevinemememin nedeni, hiç şüphesiz, onun şahsında bir günah keçisi yaratılması ve darbenin diğer asli unsurlarının onun üzerinden temize çekilerek aklanmış olmasıdır.

3 - Evren'i alkışlayan suçu meşrulaştırdı

(i) Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya göstermelik bir yargılamaya tabi tutulurken; devri iktidarlarında milyonlarca insana devlet adına zulmederek ağır insan hakları suçu işleyen diğer karar alıcılarla, bunların azmettirdiği on binlerce görevliden bir tanesi bile onlarla birlikte yargılanmadı; 
(ii) Evren ve diğer darbeci paşalar, yapmayı plânladıkları askeri darbeye meşruiyet kazandırmak için, Türkiye Toplumsal Formasyonu'na karşı komplolar kuran Küresel Derin Devlet (Gladio) ile ülkemizdeki aparatı Türkiye Derin Devleti'nin (Kontr-Gerilla) 
gerçekleştirdiği 1 Mayıs 1977, Kahramanmaraş, Sivas ve Çorum katliamları gibi tertiplerin işbirlikçisi ve maşasıydı. 2 darbecinin yargılandığı davada, ne bahse konu bu komploların, ne de bunların asli failleri olan küresel ve yerel karanlık unsurların bir unsuru bile mahkeme heyeti karşısına çıkarılmadı;
(iii) 12 Eylül dava dosyasında CIA, Pentagon, MI6, Gladio ve Kontr-Gerilla'nın yanı sıra; darbeye çanak tutan, öncesindeki komploların parçası olan, sonrasındaki icraatları onaylayıp toplumsal rıza üretimine katkı veren Türkiye hakim sınıflar ittifakı, ana akım medyası, akademyanın ezici çoğunluğu ve kanaat önderlerinin kısmı azamisi de darbe suçunu iştirak etmişti. Bunların arasından hiç kimse dava dosyasına dahil edilmedi.
(iv) Uluslararası finans ve endüstri baronlarının, uluslararası basının, küresel akademyanın ve küresel kanaat önderlerinin önemlice bir bölümünün yanı sıra; Avrupa Birliği, NATO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi küresel aktörler de, 12 Eylül darbesine karşı vermeleri gereken ahlâklı, vicdanlı, demokrat tepkiler vermediler. Bu hakikat, onları da 12 Eylül rejiminin icraatlarından çeşitli derecelerde sorumlu kılmaktadır.

Yüzlerce birinci dereceden ve binlerce de ikinci ve üçüncü dereceden faili olması icap eden böylesi bir büyük trajedinin yargılanması sırasında, sadece 2 kişiden oluşan bir zanlılar listesi ile yola çıkmak; asıl amacın esasen darbeyle hesaplaşmak değil, yaratılan bir günah keçisinin taşlanması üzerinden, darbenin asli faillerinin ve işbirlikçilerinin aklanmasına hizmet etmek olduğuna delâlet eder.

Meydan meydan dolaşan ve ağzından burnundan salyalar saçarak 'asmayalım da besleyelim mi?' diye höyküren dönemin zalim ve haddini bilmez muktedirine, kendinden geçercesine 'AS, AS, AS!!!' diye cevap, cevaz, yetki ve 'meşruiyet' veren güç tapınıcısı riyakâr kalabalıkların da, mezkûr darbe suçları fasilesine, hiç olmazsa, 'vicdan ve insaf kabahatleri' kontenjanından dahil edilmeleri gerekemez mi?!? Evren, yıllar sonra verdiği bir röportajda 'beni 'AS AS AS!!!' diye bağırıp gaza getirdiler' dediğine göre, bu sorunun cevabı kuşkuya yer bırakmayan bir 'EVET!' olmalıdır.

Bugün geldiğimiz aktüel uğrakta, yaşadığımız tarihsel momentte Evren'e ağız dolusu sövüp anti-militarist diskurlar çekenler, geçmişte şayet darbeye ve darbecilere, şu ya da bu şekilde, destek vermişlerse, bilinsin ki onlar da suçludur! Diğer bir deyişle; öncesinde, sırasında ve sonrasında kim 12 Eylül Askeri Faşist Rejimi'ne meşruiyet kazandıracak bir tavrın ve söylemin faili olduysa; zulmü kim alkışladıysa, onların da yaşananlarda, şu veya bu derecede sorumluluğu muhakkak vardır. 

İşte böylesi devasa bir sosyolojik hadisenin yegâne sorumlusu (günah keçisi) ve suçlusu ilân edildiği için olsa gerek, Evren'in ölümüne müteakip 'ohhh, iyi ki geberdi!' diyemedim. 




5 - Muktedirlere ne büyük derstir bu!

Evren ile başladım satırlarıma, onunla tamamlayayım öyleyse.

Bir zamanlar ağzından çıkan saçma sapan abuklamaların bile kanun sayıldığı firavun bozuntusu Kenan Evren'in son yıllarında yaşadığı korkular ve sıkıntılar, ölümüne müteakip kişiliğine dair dillendirilen aşağılayıcı, hakaretamiz ifadeler ve edilen beddualar, zalim muktedirlerin tamamı için anlamlı, zengin, derin ve ibretlik derslerle doludur.

Kenan Evren'e Allah'tan rahmet dilemiyorum; bundan sonra İlâhi Adalet tecelli edecek ve başta Berfu Ana olmak üzere, mazlumlar, yaptığı zulümleri Kenan Evren'e misliyle ödetecektir inşallah ' (i).

dipnot:
(i): İlgili bir diğer metin için bknz. 
http://ziyaversencan.blogspot.com.tr/2015/05/27-mays-12-mart-12-eylul-bir-daha-asla.html

kenan evren son hali ile ilgili görsel sonucu

Yorumlar

  1. O devirler bitti artık çok şükür. Artık batsak da çıksak da bu, milletin seçimiyle olacak. Bundan böyle tek dileğim, milletimizin adalet ve hakkaniyet duygusunun iyice körelmeyip ziyadesiyle gelişmesidir.

    YanıtlaSil
  2. değerli katkınız için teşekkür ederim değerli dostum :)

    YanıtlaSil
  3. NE VAR YANİ KARDİŞİM..ÖLMESEYDİDE BESLESE MİYDİK???

    YanıtlaSil

Yorum Gönder