İslâm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslâm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman 'habercilik'i' ne menem bi şeydi?




















Mayıs 2012'de, yâni günümüzden 13 yıl 2 ay önce yazdığım bir metni çok katmanlı içeriğine binaen blogumun başına taşıyorum. 

İlerleyen satırlarda muhatap olacağınız bahse konu metnimle onun dipnotlar ve referanslar bahsinde yer alan diğer metinlerimin söz konusu tarihsel momentin tayin ettiği sosyo-politik, sosyoekonomik, kültürel ve psikolojik koşulların dominatörlüğünde şekillendiğinin dikkatlerden kaçmaması gerektiğine önemle vurgu yapıyorum.

Okuyacağınız metin Türkiye Toplumsal Formasyonu'nun bazı temel ÖZ KÖKLER'ine milyarlarca ışık yılı uzaktaki bir uzay-zaman sürekliliğinde yer alan paralel bir evrende yaşayan Ertuğrul Özkök'e dairdir. Aralık 2016'da revize ederek ikinci kez paylaştığım metni bu kez noktalama işaretlerine bile dokunmadan, sadece yayım tarihini güncelleyerek tekrar sunuyorum dikkatlerinize (23 Temmuz 2025, Kepez). 

Bugün blogumun istatistiklerine göz attığımda, yıllarca önce yazdığım ve Ertuğrul Özkök'le Ayşen Arman 'haberciliği'ni eleştirdiğim bir yazımın (aslında 5 yazı desem daha isabetli olur; zirâ,2011, 2012 ve 2016 yıllarında yazıp blogumda paylaştığım, birbiriyle bağlantılı olan diğer 4 yazıma referans vererek onları meczeden bir 'çatı yazı', 'şemsiye metin'dir bu) olağanüstü bir alâka ile karşılandığı gördüm.

Hal böyle olunca da, o blogumu - noktalama işaretlerine bile dokunmaksızın - tarihini güncelleyip okunulan bu kısa giriş yazısını ekleyerek blogumun başına yerleştirmenin isabetli bir tercih olacağına kanaat getirdim.

İşte, bahse konu iki 'ex-haberci'ye cepheden ve fevkalâde şedid bir tonda tavır aldığım o 'çatı yazı', o 'şemsiye metin' muhterem kârîm.

'Güncel bir gelişme üzerine, Ayşe Arman hakkında yaptığım bir kritiği  (aktüalitesini zerrece yitirmemiş olduğuna inandığımdan) 'Ayşe Arman 'dişi Ertuğrul Özkök', Özkök ise 'erkek Ayşe Arman'dır' başlığıyla yeniden paylaştım bugün 
(http://ziyaversencan.blogspot.com.tr/2011/11/turkiyenin-en-cok-okunan-kadn.html).

Bahse konu son aktüel polemiklerin ışığı altında, 4 yıl önce yazdığım (ve yine güncelliğinin zerre miskal mertebesinde dahi erozyona uğramadığını düşündüğüm) Ertuğrul Özkök'le ilgili bir yazımı tekrar paylaşmanın da, hem fikri takip idesine ve hem de ele aldığım söz konusu medya figürlerinin oluşturdukları resmin daha belirgin hale gelmesine hizmet edeceği kanaatindeyim.

İşte 4 yıl önce paylaştığım o mezkûr Ertuğrul Özkök yazım:

***Bu denli ‘cehalet’ ya tahsille, ya kötü niyetle, ya da Kalenderilikle

mümkündür ancak!

Ertuğrul Özkök’ün 10 Mayıs 2012’de yayınlanan ‘Bir Beyaz Türk’ün Hatim İndirişi’[i] başlıklı yazısı, onun İslâm’ı konu alan öteki yazıları gibi, ibretlikti. Diğer konulara dair olan metinlerinde, çoğunlukla kayda değer maddi bilgi hatasına düşmeyen; en azından kendi içinde tutarlı kalmayı becerip, geçersiz (invalid) mantıksal çıkarımlarda bulunmayan Özkök’ün, konu İslâmiyet olduğunda ‘tel tel dökülmesi', bana kalırsa üzerinde durulması gereken bir husustur. Okunmakta olan yazı, söz konusu meselenin mercek altına alınarak; Özkök’ün, İslamiyet’e dair olan tespitlerinin hatalarla mücehhez oluşunun, onun cehaletinden mi, kötü niyetinden mi, yoksa Kalenderilik tarzı bir esoterik (batıni) geleneğin müntesibi oluşundan mı kaynaklandığının analiz edilmesine katkı verebileceği düşüncesiyle yazıldı.

Tuğçe Kazaz: 'CHP'ye tepki için Hristiyan oldum!'




Tuğçe Kazaz gündem oluşturmaya devam ediyor.

12 Şubat 2015, Perşembe gecesi çıktığı 5N1K programında Cüneyt Özdemir'e 'CHP'ye olan tepkim yüzünden Hristiyan oldum!' diyerek, muhalefete çatmak konusundaki 
absürdlük çıtasını kolay kolay erişilemeyecek bir noktaya taşıyan ve Zaytugçuların ekmeğine göz diktiği izlenimini uyandıran güzel mankeni,  yeniden İslâm'ı seçtiğini açıklamasından sonra oluşan toplumsal atmosferi ve sosyolojik ortamı hicveden 30 Nisan 2013 tarihli yazımla selâmlıyor ve 'iyi ki varsınız Tuğçe Hanım' diyorum. İşte, bundan yaklaşık olarak 22 ay önce paylaştığım o mezkûr yazım:

Meral Okay, Muhteşem Yüzyıl, mütedeyyin - lâikçi kamplaşması, 'Beyaz Türkler'in Osmanlıyla barışması, Haber Vaktim ve ölenin ardından konuşmak, İslâm ve nezaket

Meral Okay 'yakılmak' istemiş...



1 – Candan gülümseyen, yüreği yoksullar için atan o sahici kadın yok artık

Sinema - tv dizisi oyuncusu ve senarist olarak tanınan, ancak kariyerinde şarkı sözü yazarlığı, gazetecilik ve yapımcılık da olan Meral Okay (20 Eylül 1959 – 9 Nisan 2012) bir süredir tedavi gördüğü akciğer kanseri yüzünden hayatını kaybetti. Böylelikle, o da; çok sevdiği hayat arkadaşı, ruh ikizi, hayatı boyunca sol muhalif kimliğiyle öne çıkmış oyuncu Yaman Okay’ın (1951 – 1993) pankreas kanserine yenik düşmesinden tam 19 yıl sonra, eşiyle benzer bir finali paylaşarak, yaşam dediğimiz meçhullerle bezeli bu harikulâde ve ‘bi-insaf Oyun’da ve dünya dediğimiz bu büyük ‘Ev’de, ‘perde!’ diyen o büyük ‘Senarist ve Yönetmen’in iradesine boyun eğmiş oldu.Meral Okay; kişiliğinin dip sularına demir atmış olan emek yanlısı dünya görüşünü, kendisine özgü bir hümanizma ve ironik bir mizahla mezcederek nev-i şahsına münhasır bir üslûp oluşturmasını bilmişti. Bu keyfiyet, onun, hem oyunculuğunu ve hem de senaristliğini yaptığı prodüksiyonların dokusuna, belirgin bir renk olarak nüfûz eden karakteristik bir unsurdu.

İslâm, kadının örtünmesi, erkek cinselliği ve sağlığı, kişisel selâmet, AKP ve Erdoğan

Çok sıkı Erdoğan hayranı olan eksantrik ve enteresan dostum F.Z. ile ilgili olan aşağıdaki yazı bundan bir müddet önce yayınlandığında çok değişik tepkiler almıştı. Yazıyı okuyanlardan AKP’ye yakın olanlar, metnimi, Erdoğan’a temelde haksızlık eden bir çalışma; AKP’ye muhalif olanlar ise üstü örtülü bir Erdoğan güzellemesi olarak algılamışlardı.

Aynı metnin, üstelik de çok karmaşık ve derin olmamasına karşın, bu derece de zıt şekilde yorumlanmış olması beni şaşırttı doğrusu.