TRT Radyo 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TRT Radyo 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bilimsel Gelişme; Tarkovski Sineması; Neden? Niçin? Nasıl?; Şövalyelerin Sonuncusu; Moda >>> metinler - 8










,


01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 19 Şubat - 23 Şubat döneminde yayınlanması plânlananları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek söz konusu programı Dünya'nın her yerinden dinleyebilirsiniz.


36) Konu: Bilimsel gelişme, kitap: Bilimsel Devrimlerin Yapısı

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Bilimsel Gelişme, bahsedeceğimiz kitap Bilimsel Devrimlerin Yapısı. 

1922'de ABD'nin Cincinnati kentinde doğan Thomas Samuel Kuhn Harvard'da fizik okumuş bir bilim tarihçisi ve filozof olup, 1993'de ölene değin Harvard, Berkeley ve Princeton'da bilim tarihi okuttu. Thomas Kuhn, düşüncelerini etkileyen Gaston Bachelard, Stephen Toulmin, Alexandre Koyré, Paul Feyerabend, Michael Polanyi gibi bilim felsefesi, sosyolojisi ve tarihi ile uğraşan meslektaşlarıyla birlikte tavizsiz bir antipozitivist olarak tarihteki yerini aldı. Bilim tarihi ve felsefesinin bir başka abidevi şahsiyeti, Kuhn'un da çağdaşı ve en büyük düşünsel rakibi olan Karl Popper'ın yanlışlamacılık temellindeki bilim felsefesi metodu, Kuhn'un tavizsiz tutumu kadar köşeli olmadığı için olsa gerek, felsefi bir hataya düşülerek, doğrulamacılık ve tümevarım gibi temel enstrümanlarını reddettiği mantıksal pozitivist ekol içerisinde değerlendirilir çoğu zaman. Bilim insanının, bilimsel bilgiye erişirken kullandığı imkân, yöntem, metot ve araçlar setinin toplamına işaret eden model kavramına paradigma diyen Kuhn, bunun, bilimcinin değer yargıları, inançları, kabulleri, ideolojik bagajı, tarihsel ve sosyolojik aidiyetlerinden etkilendiğini, bu yüzden de, verili bir paradigma içerisinden üretilen bilimsel bilginin tarihsel, ideolojik ve öznel olduğunu savundu. Bir paradigmanın, meselâ Newton fiziğinin, terk edilip, yerine, onunla ciddi bir rekabet içerisinde olan bir başkasının, meselâ Einstein fiziğinin, ikame edilmesi, Thomas Kuhn'a göre, doğrulukları sorgulanmadan kabul edilmiş, bu yüzden de adeta bilinen değil de inanılan argümanlar toplamına dönüşmüş olan eski bir paradigmanın yerini, olguları açıklamakta daha başarılı olması sayesinde, bilimin içine düştüğü aktüel epistemolojik krizi ve olan bitenin bilimsel temsili konusundaki anomalileri ortadan kaldıran, son tahlilde de, doğruluğuna iman edilen yeni bir modelden başka bir şey olmayan bir paradigmanın almasından ibarettir. Gerçekleşen bu fikri atılıma bilimsel devrim, ona yol açan görüş, tercih ve inanç değişikliğine ise paradigma değişimi diyen Thomas Kuhn, bilimsel nitelikleri daima tartışma konusu olan sosyal ve beşeri bilimlerdekinin yanı sıra, 'kanıtlanmış' iddialarına akademyanın çoğunlukla tartışmaya kapalı doğrular olarak baktığı doğa bilimlerindeki paradigma değişimlerinin de mantıksal ve rasyonel açıklamalarının olmadığını savunduğu için, çağdaşı Karl Popper tarafından adeta tekfir ve aforoz edilmişti. Varoluş halleri hakkında uzlaştırılamaz açıklamalar getiren rakip paradigmalardan birinin diğerine tercih edilmesi konusunda getirdiği bu öznellik kriteri ve bir paradigmadan diğerine sıçramalarla gerçekleşen bilimsel gelişme anlayışı, bilimin doğrusal bir hat üzerinde ilerlediği, ya da, taş üzerine taş konularak inşa edilen görkemli bir katedral gibi daima gökyüzüne yükseldiği şeklindeki nesnel ve lineer bilimselci yaklaşımdan temelde farklı olsa da, Kuhn, başta en büyük rakibi Popper olmak üzere, karşıt görüşteki bilim felsefecileri gibi, bilimin, medeniyetin ve insanlığın sürekli gelişip olgunlaştığını da teslim ediyordu. 

ABD'de 1962'de, Nilüfer Kuyaş'ın özenli çevirisiyle dilimize kazandırdığı Türkçesi ise 1982'de yayınlanan Bilimsel Devrimlerin Yapısı, Thomas Kuhn'un başyapıtı olup, bilim tarihi, sosyolojisi ve felsefesi alanlarında çığır açmış bir metindir. Edebi lezzet bakımından beklentisi olanları tatmin edebilecek renkli bir üslûbu olmasa da, ele aldığı konuları, buz kıran gemilerin yol açmasına, ya da, Kartacalı general ve devlet adamı Hannibal'ın 'ya bir yol bulacağız, ya da bir yol yapacağız' özdeyişiyle özetlediği problem çözme yöntemine benzer şekilde, radikal bir metotla analiz eden eser, türün meraklılarının uzak duramayacağı bir klasik yapıttır.

Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.














37) Konu: Tarkovski Sineması, kitap: Mühürlenmiş Zaman

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Tarkovski Sineması, bahsedeceğimiz kitap Mühürlenmiş Zaman. 

Sovyetler Birliği döneminde Rus sinemasının Dünya'ya armağan ettiği Andrey Tarkovski, tarihin en önemli ve etkileyici yönetmen, senarist, aktör, yazar ve film teorisyenlerinden olup, François Truffaut tarafından sinema literatürüne kazandırılan auteur teorisinin tanımladığı çok yönlü, orijinal, ekol oluşturmuş, tarz sahibi sinemacı kavramının da adeta vücut bulmuş, ete kemiğe bürünmüş hali gibidir. 1935'de doğan Tarkovski'nin babası, yönetmenin bir çok filminde şiirlerini senaryolarına eklediği meşhur şair Arseniy Tarkovski'dir. 28 yıllık sinema hayatı sırasında birkaç belgesel ve kısa filmin yanı sıra, sadece 7 uzun metrajlı konulu film çeken Tarkovski, çok üretken değilmiş gibi algılanabilir belki. Oysa, bahse konu filmografinin unsurları, sinefillerin, sektör profesyonellerinin ve sinema tahsil edenlerin döne döne izledikleri kült yapımlar olmaları ve kendilerine göndermeler içeren sayısız filme ilham vermeleri yüzünden, sinema tarihinin en heyecan verici koleksiyonlarından birini oluştururlar. 1962'de İvan'ın Çocukluğu, 1969'da Andrey Rublev, 1972'de Solaris, 1975'de Ayna, 1979'da Stalker, 1983'de Nostalji, 1986'da Kurban vizyona girerek seyircisine kavuşmuştur. Metafizik gerilimler içeren mistik göndermelerle dolu bu filmler, lirik sinema türünün de önde gelen örneklerindendir. Dünyanın en önemli film festivallerinden alınmış çok sayıda ödülle onurlandırılan Tarkovski külliyatı, sanatçıya Sovyet rejimi karşısında bir dokunulmazlık zırhı oluşturmuş, sansüre maruz kalmak, yurt dışına çıkmak ve uluslararası festivallere katılmak gibi kritik konularda dönemdaşı olan diğer Sovyet yönetmenlerine kıyasla kendisine çok daha müsamahakâr davranılmasına yol açmıştır. Soğuk Savaş sırasında ABD önderliğindeki Batı Bloğuyla hayatın hemen her alanında büyük bir rekabet, yarış ve hegemonya mücadelesi içinde olan Sovyet Rusya yönetimi, 1968'de vizyona giren ve Arthur Charles Clarke'ın, 1951'de yayınlanan kısa öyküsü The Sentinel'dan hareketle, yönetmen Stanley Kubrick'le birlikte senaryosunu yazdığı 2001: Bir Uzay Destanı filminin yarattığı küresel etkiden çok rahatsız olmuştu. Doğaötesi göndermeler ve pasajlar içeren filmin, tesis etmeye çalıştığı kültürel hegemonyasına verdiği zararı telafi etmesi adına, Tarkovski'den, alternatif bir bilimkurgu filmi çekmesini isteyen komünist rejim, sanatçının bu süreçte kotardığı Solaris'in de metafizik temalar içermesi yüzünden amacına erişememişti. Öte yandan, henüz çekim sürecinde iken prodüksiyonu büyük bir kampanyayla Dünya'ya tanıtan Moskova, ortaya çıkan ürün beklentilerinden çok uzak olmasına rağmen, filmi vizyona sokmak zorunda kalmıştı. Tarkovski'nin, filmin, Sovyetlerin ideolojik bagajını tahkim etmek adına verilmiş bir sipariş olduğunu reddetmesine karşın, paylaştığımız anekdotun, meselenin hakikatiyle mutabık olduğu hususunda mutmainiz biz.

1970 - 1986 döneminde aldığı notlardan yola çıkarak yazdığı ve ölmeden kısa bir süre önce yayınladığı otobiyografisi Mühürlenmiş Zaman'da Tarkovski, yaşamının yanı sıra; sık sık başvurduğu bilinç akışı, dile ve hafızaya yapılan vurgular, zamanda geri ve ileri gidişler gibi teknikler ve tablo niteliğindeki görseller zemininde çektiği uzun plânlarla örülü filmlerinin arka plânına dair önemli bilgileri paylaşmakla kalmamış, metnin satır aralarına yerleştirdiği alt metinlerle de hayata, ölüme, insana, aileye, sanata, sinemaya, edebiyata, medeniyete, varoluşa, inanca, manaya ve daha pek çok şeye dair olan görüşlerini, bir kısmı vecizeler şeklinde olmak üzere, dillendirmiştir. Okuru için ilham verici olan eser, ülkemizin en yetkin Rusça tercümanlarından Malum Beyhan'ın elinden çıkmış güvenilir çevirisi ile; biyografi, felsefe, sanat ve sinema okumaları yapmak isteyenler için vazgeçilmesi zor bir kaynaktır.

Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.

Beyrûnî; Doğu - Batı Karşıtlığı; Atasözü Yanlış Olur mu?; Ömer Seyfettin; Küresel Gelir ve Servet Adaletsizliği >>> metinler - 5

01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 29 Ocak - 02 Şubat döneminde yayınlanacak olanları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek mezkûr programı Dünya'nın her yerinden izlemeniz mümkün.



21) Konu: Beyrûnî

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Beyrûnî, bahsedeceğimiz kitap Beyrûnî’ye Armağan.

Kısaca Bîrûnî ya da Beyrûnî diye anılan Ebü’r-Reyhân Muhammed bin Ahmed el-Bîrûnî 973’de Harezm’in Ket şehrinde doğmuş, 1051 ya da 1061'de vefat etmiştir. 

Bilim tarihinin en önemli eseri Bilim Tarihine Giriş'de George Sarton, 'On birinci yüzyıl Beyruni çağıdır’ derken; Türkiye'nin George Sarton’u Aydın Sayılı, onu, pek haklı olarak Archimedes, Leonardo, Leibniz ayarında bir bilim şahikası olarak niteler. Zeki Velidi Togan, Max Meyerhof, Süheyl Ünver, Aydın Sayılı gibi çok önemli uzmanların Türk, diğer bazılarının ise Fars ya da Soğd olduğunu savundukları âlim, kendisi gibi hezarfen, yâni bin fenli olan İbn-i Sina ve döneminin diğer üstatlarından dersler almıştı. Gazneli Mahmud, oğlu Mesud ve torunu Mevdud dönemlerinde Gazne’de yaşayan Beyrûnî, bu hükümdarlardan büyük saygı ve destek görmüştür. Arapça, Farsça, Sanskritçe, İbranice, Süryanice, Grekçe, Türkçe başta olmak üzere, bazıları ölü olan onlarca lisanı konuşup yazabilen, bu bakımdan da hakiki bir filolog olan âlim; fizik, tıp, eczacılık, matematik, astronomi, trigonometri, kronoloji, coğrafya, topoğrafya, kartografya, jeodezi, meteoroloji, jeoloji, sosyoloji, felsefe, mantık, filoloji, tarih ve ilahiyat disiplinlerini derinlemesine incelemiş, bunlara dair kayda değer eserler vermiştir. İslam rönesansı olarak nitelenen 8. asır – 12. asır döneminin İbn-i Rüşt, İbn-i Sina, Farabi, Kindi ve Cabir gibi alimlerinin halk indinde kazandıkları popülariteye erişememesine karşın, günümüze intikal etmiş eser ve bibliyografyalarda yapılan atıflara göre 180 eser ve 13,000 varaktan mürekkep olan asârı ile Beyrûnî, akademyanın üzerine titrediği bir dâhi olarak temayüz etmektedir. Ne yazık ki mezkûr eserlerinin sadece Tahkiku ma li’l Hind, Asaru’l-Bakiye, el-Kanun el-Mes’udi, Kitabu’t-Tefhim, Kitabu’l Cemahir ve Kitabu’s Saydene'nin de arasında olduğu 25 kadarı elimizdedir. Bunlar, asırlar boyunca aşılamamış, başvuru kaynağı olma vasıflarını korumuştur. 


Rönesans alimleri gibi, ilgi alanı neredeyse sınırsız olan Beyrûnî, Çin porselenlerinden Germenlerde demirciliğe; Musevilerin, Hintlilerin, Songdluların takvimlerinden, bilinen bütün milletlerin kutsal günlerine, bayramlarına; envai çeşit dil ve mahalli lehçenin içerdiği terimlerden hidrostatiğe; mikrometreden astroloji ve ilmi feleğe kadar çok geniş bir entervaldeki konuları eleştirel metodolojisinin prizmasından süzerek âsarında tetkik, teşrih ve tespit etmiştir. 
George Sarton’un Beyruni’yi ‘sadece İslam Dünyasının değil, insanlık aleminin bütün çağlarının en büyük alimlerinden birisi’ olarak selamlamasında; kritikçi zihniyeti, engin hoşgörü ve hümanizması, hakikate sadece ve yalnızca hakikat olduğu için değer verişi, medeni cesareti, bilmek - öğrenmek uğruna giriştiği emsalsiz cehdi belirleyici rol oynar. Beyrûnî, hem Yunan ve Mezopotamya ve hem de Hind ve Çin ilmini layığıyla bilen ender alimlerdendi. Külliyatı, bu şuur halini kuşanmışlığın üzerinde yükselen emsalsiz bir âsârdır.
Atatürk ve Maarif Vekili Reşit Galip Bey tarafından Harvard Üniversitesi'ne tahsile gönderilen ve Dünya'nın ilk doktoralı bilim tarihçisi olarak yurda dönen Aydın Sayılı'nın yazarlarından biri ve editörü olduğu, Beyrûnî'nin 1000. doğum yıl dönümü vesilesiyle Türk Tarih Kurumunca hazırlanan 'Beyrûnî'ye Armağan' kitabı, yerli ve yabancı uzmanların kaleme aldıkları yetkin metinleriyle, konunun meraklısının başucu kitabıdır ve bu bakımdan da şâyan-ı tavsiyedir.
Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; sağlıkla kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.




22) Konu: Doğu - Batı Karşıtlığı

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Doğu - Batı Karşıtlığı, bahsedeceğimiz kitap Işık Doğudan Gelir.

Tarihçiler, insanlığın tesis ettiği medeniyet havzalarını tartışırken, onları Doğu, Batı, Kuzey, Güney gibi coğrafi kavramlar üzerinden de klasifiye ederler. Oysa bunlar problemli ifadelerdir. Doğu - Batı karşıtlığı en çok, her üçü için de 'Batı'nın en doğusu, Doğu'nun en batısı' tanımlaması yapılan Türkiye, Rusya ve Japonya özelinde tartışılır. Bu karşıtlığın tarihsel gelişimini ve aktüel durumunu doğru anlamlandırmak için 'sıklet merkezi medeniyet havzaları' olan mezkûr tartışmanın temel ıstılahlarını teşrih masasına yatırıp diseksiyona tâbî tutmak gerekir.

Çok katmanlı anlam uzaylarına gönderme yapan 'Batı Medeniyeti' - 'Doğu Medeniyeti' karşıtlığı kavramsallaştırması, Birleşik Krallık'ın en güçlü olduğu Victorian Çağ'da, kendisini gezegenin merkezi olarak kabul ettirmesi, Türkiye'yi Yakın Doğu, Japonya ile Rusya'nın önemlice bir kesimini ise Uzak Doğu olarak konumlandırmasıyla vücut bulmuştur. 

Üç semavi din de Hz. İbrahim'den neşet ettiği; İslam ıstılahının gönderme yaptığı manâ kozmosu, hususen de onun itikâdî ve imânî prensipler cümlesi, temelde İbrahimi umdelere müstenit olduğu ve Müslüman mütekellimin, muhaddis ve müfessirler, muharref olmamış ilk halleriyle Tevrat ve İncil'in, kutsal metinler olduğunu teslim ettiği için Türkiye, hem İslâm Aleminin, hem de Batı'nın mensubudur. Roma hukuku Batı Uygarlığının hukuki üstyapısının 'ruh'udur. Öte yandan Kadim Mısır, Pers ve Mezopotamya medeniyetlerinden derin tesirler taşıyan mezkûr Roma kodeksi ve devlet teşkilatı, Bizans medeniyeti üzerinden Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı hukukunu, devlet teşkilatlanması ve toplumsal organelleşmesini de etkilemiştir. Bu yüzden de Osmanlı İmparatorluğuna 'Üçüncü Roma - Yeni Roma' demek belki 'aşırı yorum'dur, lâkin, bunlar arasında genetik bir akrabalık olduğunu söylemek de gayri-hakiki olmayacaktır. Öte yandan Endülüs Medeniyeti de benzer kaynaklardan beslenir. Yunan felsefesi Batı düşüncesini destekleyen en önemli fikri menbâdır. Aristoteles'i ve Platon'u nisyan ve zulmetin pençesinden kurtaran ve onların yeniden Avrupa ve Dünya kültürünün parçası haline getiren Abbasi Rönensansı sırasında gerçekleştirilen tercümeler ve şerhlerdir. Bu yüzden, Aristo ve bütün neo platonist yorum ve ekolleriyle birlikte Platon, ne kadar 'Hristiyan'sa, o kadar da 'Müslüman'dır.

Gerçekleştirdiğimiz bu diyalojik yolculuğun îmâ, iddia, ifade ve hatta ispat ettiği argüman şudur: 'İslam Medeniyeti Doğu'dan ziyade Batı'nın bir komponentidir. Doğu Medeniyeti, ya da kısaca DOĞU, Hindistan, Çin ve Japonya'nın temel elementleri olduğu bir hakikattir. 7 Ekim'den sonra İsrail devletinin Filistin halkına uyguladığı soykırımı destekleyenler Batı Medeniyetinin karanlık tarafını, Türkiye gibi haklının, mazlumun, mâdunun ve mağdurun yanında duranlar ise aydınlık tarafını temsil etmektedir.

Ezcümle; Türkiye Batı, Japonya ise, küresel güç dengelerinin tayin ettiği uluslararası ilişkilerin 1945 sonrasında şekillenen 'Büyük Resm'i içerisinde NATO destekçisi olarak Batı; ama, teolojik, sosyolojik ve kültürel olarak Doğu Medeniyet Havzasındadır. Rusya ise, küreselciler aksini savunsa da, kültürel kodları, teolojik esasları, psikolojik motivasyonları ve sosyolojik umdeleri bakımında Batı medeniyet havzasındadır. 

Dinleyenlerimiz, Cemil Meriç'in müellifi olduğu Işık Doğudan Gelir'de ele aldığı haliyle Doğu - Batı karşıtlığı meselesini okuduklarında,  samimi, derûni, ön yargısız ve dahice bir tecessüsle mezkûr problematiğin kuşatıldığını görecek, bizim burada sağlamaya çalıştığımız mütevazi açılımın çok ötesindeki bir ufku ve zengin bir analiz ve tespitler manzumesini keşfedeceklerdir. 

Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.