sayfaların dilinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayfaların dilinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bilimsel Gelişme; Tarkovski Sineması; Neden? Niçin? Nasıl?; Şövalyelerin Sonuncusu; Moda >>> metinler - 8










,


01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 19 Şubat - 23 Şubat döneminde yayınlanması plânlananları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek söz konusu programı Dünya'nın her yerinden dinleyebilirsiniz.


36) Konu: Bilimsel gelişme, kitap: Bilimsel Devrimlerin Yapısı

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Bilimsel Gelişme, bahsedeceğimiz kitap Bilimsel Devrimlerin Yapısı. 

1922'de ABD'nin Cincinnati kentinde doğan Thomas Samuel Kuhn Harvard'da fizik okumuş bir bilim tarihçisi ve filozof olup, 1993'de ölene değin Harvard, Berkeley ve Princeton'da bilim tarihi okuttu. Thomas Kuhn, düşüncelerini etkileyen Gaston Bachelard, Stephen Toulmin, Alexandre Koyré, Paul Feyerabend, Michael Polanyi gibi bilim felsefesi, sosyolojisi ve tarihi ile uğraşan meslektaşlarıyla birlikte tavizsiz bir antipozitivist olarak tarihteki yerini aldı. Bilim tarihi ve felsefesinin bir başka abidevi şahsiyeti, Kuhn'un da çağdaşı ve en büyük düşünsel rakibi olan Karl Popper'ın yanlışlamacılık temellindeki bilim felsefesi metodu, Kuhn'un tavizsiz tutumu kadar köşeli olmadığı için olsa gerek, felsefi bir hataya düşülerek, doğrulamacılık ve tümevarım gibi temel enstrümanlarını reddettiği mantıksal pozitivist ekol içerisinde değerlendirilir çoğu zaman. Bilim insanının, bilimsel bilgiye erişirken kullandığı imkân, yöntem, metot ve araçlar setinin toplamına işaret eden model kavramına paradigma diyen Kuhn, bunun, bilimcinin değer yargıları, inançları, kabulleri, ideolojik bagajı, tarihsel ve sosyolojik aidiyetlerinden etkilendiğini, bu yüzden de, verili bir paradigma içerisinden üretilen bilimsel bilginin tarihsel, ideolojik ve öznel olduğunu savundu. Bir paradigmanın, meselâ Newton fiziğinin, terk edilip, yerine, onunla ciddi bir rekabet içerisinde olan bir başkasının, meselâ Einstein fiziğinin, ikame edilmesi, Thomas Kuhn'a göre, doğrulukları sorgulanmadan kabul edilmiş, bu yüzden de adeta bilinen değil de inanılan argümanlar toplamına dönüşmüş olan eski bir paradigmanın yerini, olguları açıklamakta daha başarılı olması sayesinde, bilimin içine düştüğü aktüel epistemolojik krizi ve olan bitenin bilimsel temsili konusundaki anomalileri ortadan kaldıran, son tahlilde de, doğruluğuna iman edilen yeni bir modelden başka bir şey olmayan bir paradigmanın almasından ibarettir. Gerçekleşen bu fikri atılıma bilimsel devrim, ona yol açan görüş, tercih ve inanç değişikliğine ise paradigma değişimi diyen Thomas Kuhn, bilimsel nitelikleri daima tartışma konusu olan sosyal ve beşeri bilimlerdekinin yanı sıra, 'kanıtlanmış' iddialarına akademyanın çoğunlukla tartışmaya kapalı doğrular olarak baktığı doğa bilimlerindeki paradigma değişimlerinin de mantıksal ve rasyonel açıklamalarının olmadığını savunduğu için, çağdaşı Karl Popper tarafından adeta tekfir ve aforoz edilmişti. Varoluş halleri hakkında uzlaştırılamaz açıklamalar getiren rakip paradigmalardan birinin diğerine tercih edilmesi konusunda getirdiği bu öznellik kriteri ve bir paradigmadan diğerine sıçramalarla gerçekleşen bilimsel gelişme anlayışı, bilimin doğrusal bir hat üzerinde ilerlediği, ya da, taş üzerine taş konularak inşa edilen görkemli bir katedral gibi daima gökyüzüne yükseldiği şeklindeki nesnel ve lineer bilimselci yaklaşımdan temelde farklı olsa da, Kuhn, başta en büyük rakibi Popper olmak üzere, karşıt görüşteki bilim felsefecileri gibi, bilimin, medeniyetin ve insanlığın sürekli gelişip olgunlaştığını da teslim ediyordu. 

ABD'de 1962'de, Nilüfer Kuyaş'ın özenli çevirisiyle dilimize kazandırdığı Türkçesi ise 1982'de yayınlanan Bilimsel Devrimlerin Yapısı, Thomas Kuhn'un başyapıtı olup, bilim tarihi, sosyolojisi ve felsefesi alanlarında çığır açmış bir metindir. Edebi lezzet bakımından beklentisi olanları tatmin edebilecek renkli bir üslûbu olmasa da, ele aldığı konuları, buz kıran gemilerin yol açmasına, ya da, Kartacalı general ve devlet adamı Hannibal'ın 'ya bir yol bulacağız, ya da bir yol yapacağız' özdeyişiyle özetlediği problem çözme yöntemine benzer şekilde, radikal bir metotla analiz eden eser, türün meraklılarının uzak duramayacağı bir klasik yapıttır.

Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.














37) Konu: Tarkovski Sineması, kitap: Mühürlenmiş Zaman

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Tarkovski Sineması, bahsedeceğimiz kitap Mühürlenmiş Zaman. 

Sovyetler Birliği döneminde Rus sinemasının Dünya'ya armağan ettiği Andrey Tarkovski, tarihin en önemli ve etkileyici yönetmen, senarist, aktör, yazar ve film teorisyenlerinden olup, François Truffaut tarafından sinema literatürüne kazandırılan auteur teorisinin tanımladığı çok yönlü, orijinal, ekol oluşturmuş, tarz sahibi sinemacı kavramının da adeta vücut bulmuş, ete kemiğe bürünmüş hali gibidir. 1935'de doğan Tarkovski'nin babası, yönetmenin bir çok filminde şiirlerini senaryolarına eklediği meşhur şair Arseniy Tarkovski'dir. 28 yıllık sinema hayatı sırasında birkaç belgesel ve kısa filmin yanı sıra, sadece 7 uzun metrajlı konulu film çeken Tarkovski, çok üretken değilmiş gibi algılanabilir belki. Oysa, bahse konu filmografinin unsurları, sinefillerin, sektör profesyonellerinin ve sinema tahsil edenlerin döne döne izledikleri kült yapımlar olmaları ve kendilerine göndermeler içeren sayısız filme ilham vermeleri yüzünden, sinema tarihinin en heyecan verici koleksiyonlarından birini oluştururlar. 1962'de İvan'ın Çocukluğu, 1969'da Andrey Rublev, 1972'de Solaris, 1975'de Ayna, 1979'da Stalker, 1983'de Nostalji, 1986'da Kurban vizyona girerek seyircisine kavuşmuştur. Metafizik gerilimler içeren mistik göndermelerle dolu bu filmler, lirik sinema türünün de önde gelen örneklerindendir. Dünyanın en önemli film festivallerinden alınmış çok sayıda ödülle onurlandırılan Tarkovski külliyatı, sanatçıya Sovyet rejimi karşısında bir dokunulmazlık zırhı oluşturmuş, sansüre maruz kalmak, yurt dışına çıkmak ve uluslararası festivallere katılmak gibi kritik konularda dönemdaşı olan diğer Sovyet yönetmenlerine kıyasla kendisine çok daha müsamahakâr davranılmasına yol açmıştır. Soğuk Savaş sırasında ABD önderliğindeki Batı Bloğuyla hayatın hemen her alanında büyük bir rekabet, yarış ve hegemonya mücadelesi içinde olan Sovyet Rusya yönetimi, 1968'de vizyona giren ve Arthur Charles Clarke'ın, 1951'de yayınlanan kısa öyküsü The Sentinel'dan hareketle, yönetmen Stanley Kubrick'le birlikte senaryosunu yazdığı 2001: Bir Uzay Destanı filminin yarattığı küresel etkiden çok rahatsız olmuştu. Doğaötesi göndermeler ve pasajlar içeren filmin, tesis etmeye çalıştığı kültürel hegemonyasına verdiği zararı telafi etmesi adına, Tarkovski'den, alternatif bir bilimkurgu filmi çekmesini isteyen komünist rejim, sanatçının bu süreçte kotardığı Solaris'in de metafizik temalar içermesi yüzünden amacına erişememişti. Öte yandan, henüz çekim sürecinde iken prodüksiyonu büyük bir kampanyayla Dünya'ya tanıtan Moskova, ortaya çıkan ürün beklentilerinden çok uzak olmasına rağmen, filmi vizyona sokmak zorunda kalmıştı. Tarkovski'nin, filmin, Sovyetlerin ideolojik bagajını tahkim etmek adına verilmiş bir sipariş olduğunu reddetmesine karşın, paylaştığımız anekdotun, meselenin hakikatiyle mutabık olduğu hususunda mutmainiz biz.

1970 - 1986 döneminde aldığı notlardan yola çıkarak yazdığı ve ölmeden kısa bir süre önce yayınladığı otobiyografisi Mühürlenmiş Zaman'da Tarkovski, yaşamının yanı sıra; sık sık başvurduğu bilinç akışı, dile ve hafızaya yapılan vurgular, zamanda geri ve ileri gidişler gibi teknikler ve tablo niteliğindeki görseller zemininde çektiği uzun plânlarla örülü filmlerinin arka plânına dair önemli bilgileri paylaşmakla kalmamış, metnin satır aralarına yerleştirdiği alt metinlerle de hayata, ölüme, insana, aileye, sanata, sinemaya, edebiyata, medeniyete, varoluşa, inanca, manaya ve daha pek çok şeye dair olan görüşlerini, bir kısmı vecizeler şeklinde olmak üzere, dillendirmiştir. Okuru için ilham verici olan eser, ülkemizin en yetkin Rusça tercümanlarından Malum Beyhan'ın elinden çıkmış güvenilir çevirisi ile; biyografi, felsefe, sanat ve sinema okumaları yapmak isteyenler için vazgeçilmesi zor bir kaynaktır.

Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.

Medeniyet ve At; Başka Bir Kütüphane Mümkün mü?; Zaruri İhtiyaçlar; Yusuf Franko Paşa; Hırs >>> metinler - 6










01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 05 Şubat - 09 Şubat döneminde yayınlanması plânlananları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek söz konusu programı Dünya'nın her yerinden dinleyebilirsiniz.

26) Konu: Medeniyet ve at
Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Medeniyet ve At, bahsedeceğimiz kitap Yoldaşımız At. 
At; hızıyla mesafeleri kısaltarak insan, malzeme, bilgi ve haber naklini süratlendirmiş; askeri aksiyonlara önemli imkân ve istidatlar kazandırmış, farklı tarihi, sosyolojik, teolojik, kültürel birikimlere sahip toplulukların temas ve tanışmalarını, organik, eklektik ya da senkretik bir araya gelişlerini; hibrid, kolaj karakterli yeni medeniyet, kültür ve inanç havzaları oluşturmalarını kolaylaştırmıştır. Seslerin sembollerle gösterildiği ilk alfabe olan Fenike abc'sinin başlangıç harfi alef'in, tarım devriminin itici gücü kara sabanı çeken, bu bakımdan da insanlık için çok önemli olan sığırın başından stilize edildiği malûm; işte at, sığırdan fazla katkı sağlamıştır insanlığa. Tarihçilerin serdettiği ‘Türklerde devlet, at üzerinde kurulur, at üzerinde yönetilir'; onlar bir çok yaşam pratiğini at üzerinde gerçekleştirir' ifadesi, bu hayvanın geçmişimizdeki ağırlığına vurgu yapan nesnel bir tespittir. Hem Cengiz Han’a, hem de Attila’ya nispet edilen ‘Sakın bir Çiviyi küçümseme; bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır!’ sözü çokça tekrarlanır kültürümüzde. Hz. Muhammed’in Miracına vasıta olan Burak, Antik Yunan Mitolojisindeki kanatlı at Pegasus, kadim Çin ve Hind medeniyetlerinden Yunan mitolojisine intikal eden tek boynuzlu at Unicorn, Hind mitolojisindeki at kafalı, insan gövdeli Gandharvar'la, ondan esinlenmiş Grek mitolojisi figürü, kafası ve gövdesi insan, belden aşağısı ise at olan Sentor, Büyük İskender’in atı Bukefalos, Napolyon Bonapart'ın atı Marengo, Enver Paşa'nın atı Derviş, son halife Abdülmecid Efendi’nin atı Hayyam ve nihayet ünlü çizgi roman sanatçısı Morris'in çizip Rene Goscinny’nin yazdığı Frankofon 'bande dessinée' havzasının prima kahramanlarından olan Red Kit’in atı Düldül bu marifetli canlının medeniyet dediğimiz toplamın çeşitli katmanlarındaki tezahürlerinin ilk akla gelenlerindendir. 
10,000 yıl önce Dünya'nın en az 6 farklı havzasında evcilleştirilen at, bozkırların efendisi olan göçer / konar – avcı – toplayıcı – hayvan besleyici eko-sistemler inşâ etmiş Türklere 5,500 yıldır hizmet etmekte. MÖ 3,500'de tekerleği icat eden Sümerlerin sığırları arabaya koşmalarına müteakip, M.Ö. 2,000’de ilk defa arabaya koşulan at, sivil lojistik ve harp teknolojilerinde büyük bir sıçrama, kapasite artışı, sürat ve verimlilik sağlamıştır. Atasözlerimiz, deyimlerimiz, masal, destan, öykü ve türkülerimizde geniş yer bulan at, edebiyatımızın da temel izleklerindendir. Yahya Kemal'in ‘Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik /Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik / Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi "İlerle! / Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle''; Arif Nihat Asya'nın ‘O zafer getiren atlıların nalları altındanmış / Gidişleri akına, gelişleri akındanmış’ dizeleri, Nazım Hikmet'in 'Nal sesleri sönüyor perde perde, atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde! Atlılar atlılar kızıl atlılar, atları rüzgâr kanatlılar!’, Turgut Uyar'ın 'Eylül toparlandı gitti, işte Ekim falan da gider bu gidişle, Tarihe gömülen koca koca atlar, Tarihe gömülür o kadar’ dizeleriyle, ata olan sevgisi sınırsız olan Necip Fazıl'ın, ona beslediği emsalsiz sempatiyi ölümsüzleştiren ‘Ata binilmez, ata yükselinir’ ifadesi buna örnektir.
Kudret Emiroğlu ve Ahmet Yüksel'in yazdıkları Yoldaşımız At, kapsamlı içeriği, şölen mahiyetindeki görselleriyle atın küresel hikâyesini, Anadolu'daki binlerce yıllık geçmişiyle bugününün bütün veçhelerini mercek altına almakta, konunun meraklısının başucu eseri olmayı hak etmektedir. Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.




27) Konu: Başka bir Kütüphane Mümkün mü?

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Başka Bir Kütüphane Mümkün mü?, bahsedeceğimiz eser Ahmet Kot Kitaplığı.
Ezberleri bozan, alışılmışın bütünüyle dışında olan bir kütüphane EVET, MÜMKÜNDÜR! Sadece ülkemizde değil, bütün Dünya'da benzersiz olan 'Beş Element' esasına göre tertiplenmiş Balıkesir Millet Kütüphanesinden bahsediyoruz. Bahsettiğimiz kurum, asırlar boyunca revize edile edile günümüze erişen konvansiyonel kütüphane düzen ve tasnif sisteminin radikal bir şekilde değiştirildiği alternatif bir kitabiyat kurumudur. Şair, yazar, yayıncı, çevirmen, editör, gazeteci, gazete genel yayın yönetmeni, koleksiyoner, kitap eksperi ve kültürel etkinlikler düzenleyicisi gibi çok sayıda vasfı kişiliğinde meczeden Ahmet Kot, söz konusu kütüphanenin içerdiği kitap, gazete, dergi ve efemera koleksiyonlarının bağışçısı ve aynı zamanda da bu kültür kurumunun yöneticisidir. 1953'de Eskişehir'de doğan Ahmet Kot İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümü mezunu. Çok sayıda dergi ve gazetede yayınlanan şiirleri 2 kitapta toplanan, İngilizceden fikir eserleri çeviren, İsmet Özel ve Nabi Avcı ile kurduğu Yeryüzü Yayınları'nı 1979 - 1983 döneminde yöneten Ahmet Kot, Grafikerler Meslek Kuruluşu, Bilim ve Sanat Vakfı ve 2002 - 2005 yıllarında Genel Başkan yardımcılığını yaptığı Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olup, İstanbul

2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı bünyesinde gerçekleştirilen çok sayıda projenin de müellifi ve uygulayıcısı idi. Dünyanın dört bir tarafındaki sahaflar, sahaf festivalleri, kitap fuarları, müzayedeler, sanat bienalleri ve bit pazarlarından 50 yıl boyunca, âdeta iğneyle kuyu kazarcasına ve büyük zahmetlerle toplayıp bir araya getirdiği 250,000 civarında kitap, gazete, dergi, atlas, ansiklopedi, sözlük, fotoğraf, vesika ve efemerayı bağışladığı vakfın, bunların kullanım hakkını
Balıkesir Büyükşehir Belediyesine devretmesiyle vücut bulan Ahmet Kot Kitaplığı'nda varoluşun bütün alanlarını kuşatan 400 tema, ağırlıkla Türkçe ve İngilizce olmak üzere 50’ye yakın dilden âsar, sürekli eklenen yeni sayılarla mütemadiyen gelişen 300 süreli yayın var.
Balıkesir şehrinin tamamını gören 6,000 metrekare taban alanına kurulu cam cepheli 4 katlı kütüphane binası 3.5 km kitap rafı, 120 kişilik konferans salonu, Fikir Coğrafyası Odası, Sesli Kitap Okuma Kabini, Görme Engelliler Okuma Masası, Edebiyat Kahvesi, Kütüphane Dükkanı ile Kitap Kültürü, Mutfak Kültürü ve 50'den fazla dilde basılmış 600 civarında Binbir Gece Masalları'nı içeren masal odası gibi üç özel koleksiyon odasını içermekte. Kütüphaneyi emsallerinden ayıran husus, gezegenin en çok tercih edilen kütüphane tasnif sistemleri 1- Dewey Onlu Sınıflandırma Sistemi, 2- Evrensel Bibliyografya Repertuvar Sistemi, 3- ABD Kongre Kütüphanesi Sınıflandırma Sistemi yerine kitapların 'BEŞ ELEMENT'e, yânî 'ATEŞ - HAVA - SU - TOPRAK - İRFAN' esasına göre tertiplenmesi; 400 tematik başlık altında toplanan eserler, muhtevalarına göre bu beş elementten birisine dahil edilerek raflanmakta. İlk 4 element, yâni ANÂSIR-I ERBAA, insanın ve onu kuşatan muhitin maddi dokusunu, İRFAN ise varoluşumuzun ruhi - fikri - hissi boyutlarını teşkil ederek 'Kütüphane = İNSAN' denklemini kurmakta. Yeri gelmişken, tarihin en büyük bibliyofillerden Jorge Luis Borges'in 'Kütüphane = Cennet' denklemini de hatırlatmış olalım. Sayfaların Dilinden'de, sohbetimize konu olan meseleyi destekleyen bir metne referans verirdik hep; bu sefer bir metinden değil, yüzbinlerce, hatta milyonlarca metni hâvî bir kitabiyat kurumundan, alternatif mahiyetteki bir kütüphaneden alıyoruz desteğimizi. Ezcümle, kitap sevgisi, okuma - öğrenme tutkusu sahibi eşhasın bulunmaktan bahtiyar olacağı bir mekân Balıkesir Millet Kütüphanesi Ahmet Kot Kitaplığı. Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.

Beyrûnî; Doğu - Batı Karşıtlığı; Atasözü Yanlış Olur mu?; Ömer Seyfettin; Küresel Gelir ve Servet Adaletsizliği >>> metinler - 5

01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 29 Ocak - 02 Şubat döneminde yayınlanacak olanları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek mezkûr programı Dünya'nın her yerinden izlemeniz mümkün.



21) Konu: Beyrûnî

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Beyrûnî, bahsedeceğimiz kitap Beyrûnî’ye Armağan.

Kısaca Bîrûnî ya da Beyrûnî diye anılan Ebü’r-Reyhân Muhammed bin Ahmed el-Bîrûnî 973’de Harezm’in Ket şehrinde doğmuş, 1051 ya da 1061'de vefat etmiştir. 

Bilim tarihinin en önemli eseri Bilim Tarihine Giriş'de George Sarton, 'On birinci yüzyıl Beyruni çağıdır’ derken; Türkiye'nin George Sarton’u Aydın Sayılı, onu, pek haklı olarak Archimedes, Leonardo, Leibniz ayarında bir bilim şahikası olarak niteler. Zeki Velidi Togan, Max Meyerhof, Süheyl Ünver, Aydın Sayılı gibi çok önemli uzmanların Türk, diğer bazılarının ise Fars ya da Soğd olduğunu savundukları âlim, kendisi gibi hezarfen, yâni bin fenli olan İbn-i Sina ve döneminin diğer üstatlarından dersler almıştı. Gazneli Mahmud, oğlu Mesud ve torunu Mevdud dönemlerinde Gazne’de yaşayan Beyrûnî, bu hükümdarlardan büyük saygı ve destek görmüştür. Arapça, Farsça, Sanskritçe, İbranice, Süryanice, Grekçe, Türkçe başta olmak üzere, bazıları ölü olan onlarca lisanı konuşup yazabilen, bu bakımdan da hakiki bir filolog olan âlim; fizik, tıp, eczacılık, matematik, astronomi, trigonometri, kronoloji, coğrafya, topoğrafya, kartografya, jeodezi, meteoroloji, jeoloji, sosyoloji, felsefe, mantık, filoloji, tarih ve ilahiyat disiplinlerini derinlemesine incelemiş, bunlara dair kayda değer eserler vermiştir. İslam rönesansı olarak nitelenen 8. asır – 12. asır döneminin İbn-i Rüşt, İbn-i Sina, Farabi, Kindi ve Cabir gibi alimlerinin halk indinde kazandıkları popülariteye erişememesine karşın, günümüze intikal etmiş eser ve bibliyografyalarda yapılan atıflara göre 180 eser ve 13,000 varaktan mürekkep olan asârı ile Beyrûnî, akademyanın üzerine titrediği bir dâhi olarak temayüz etmektedir. Ne yazık ki mezkûr eserlerinin sadece Tahkiku ma li’l Hind, Asaru’l-Bakiye, el-Kanun el-Mes’udi, Kitabu’t-Tefhim, Kitabu’l Cemahir ve Kitabu’s Saydene'nin de arasında olduğu 25 kadarı elimizdedir. Bunlar, asırlar boyunca aşılamamış, başvuru kaynağı olma vasıflarını korumuştur. 


Rönesans alimleri gibi, ilgi alanı neredeyse sınırsız olan Beyrûnî, Çin porselenlerinden Germenlerde demirciliğe; Musevilerin, Hintlilerin, Songdluların takvimlerinden, bilinen bütün milletlerin kutsal günlerine, bayramlarına; envai çeşit dil ve mahalli lehçenin içerdiği terimlerden hidrostatiğe; mikrometreden astroloji ve ilmi feleğe kadar çok geniş bir entervaldeki konuları eleştirel metodolojisinin prizmasından süzerek âsarında tetkik, teşrih ve tespit etmiştir. 
George Sarton’un Beyruni’yi ‘sadece İslam Dünyasının değil, insanlık aleminin bütün çağlarının en büyük alimlerinden birisi’ olarak selamlamasında; kritikçi zihniyeti, engin hoşgörü ve hümanizması, hakikate sadece ve yalnızca hakikat olduğu için değer verişi, medeni cesareti, bilmek - öğrenmek uğruna giriştiği emsalsiz cehdi belirleyici rol oynar. Beyrûnî, hem Yunan ve Mezopotamya ve hem de Hind ve Çin ilmini layığıyla bilen ender alimlerdendi. Külliyatı, bu şuur halini kuşanmışlığın üzerinde yükselen emsalsiz bir âsârdır.
Atatürk ve Maarif Vekili Reşit Galip Bey tarafından Harvard Üniversitesi'ne tahsile gönderilen ve Dünya'nın ilk doktoralı bilim tarihçisi olarak yurda dönen Aydın Sayılı'nın yazarlarından biri ve editörü olduğu, Beyrûnî'nin 1000. doğum yıl dönümü vesilesiyle Türk Tarih Kurumunca hazırlanan 'Beyrûnî'ye Armağan' kitabı, yerli ve yabancı uzmanların kaleme aldıkları yetkin metinleriyle, konunun meraklısının başucu kitabıdır ve bu bakımdan da şâyan-ı tavsiyedir.
Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; sağlıkla kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.




22) Konu: Doğu - Batı Karşıtlığı

Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba; Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu Doğu - Batı Karşıtlığı, bahsedeceğimiz kitap Işık Doğudan Gelir.

Tarihçiler, insanlığın tesis ettiği medeniyet havzalarını tartışırken, onları Doğu, Batı, Kuzey, Güney gibi coğrafi kavramlar üzerinden de klasifiye ederler. Oysa bunlar problemli ifadelerdir. Doğu - Batı karşıtlığı en çok, her üçü için de 'Batı'nın en doğusu, Doğu'nun en batısı' tanımlaması yapılan Türkiye, Rusya ve Japonya özelinde tartışılır. Bu karşıtlığın tarihsel gelişimini ve aktüel durumunu doğru anlamlandırmak için 'sıklet merkezi medeniyet havzaları' olan mezkûr tartışmanın temel ıstılahlarını teşrih masasına yatırıp diseksiyona tâbî tutmak gerekir.

Çok katmanlı anlam uzaylarına gönderme yapan 'Batı Medeniyeti' - 'Doğu Medeniyeti' karşıtlığı kavramsallaştırması, Birleşik Krallık'ın en güçlü olduğu Victorian Çağ'da, kendisini gezegenin merkezi olarak kabul ettirmesi, Türkiye'yi Yakın Doğu, Japonya ile Rusya'nın önemlice bir kesimini ise Uzak Doğu olarak konumlandırmasıyla vücut bulmuştur. 

Üç semavi din de Hz. İbrahim'den neşet ettiği; İslam ıstılahının gönderme yaptığı manâ kozmosu, hususen de onun itikâdî ve imânî prensipler cümlesi, temelde İbrahimi umdelere müstenit olduğu ve Müslüman mütekellimin, muhaddis ve müfessirler, muharref olmamış ilk halleriyle Tevrat ve İncil'in, kutsal metinler olduğunu teslim ettiği için Türkiye, hem İslâm Aleminin, hem de Batı'nın mensubudur. Roma hukuku Batı Uygarlığının hukuki üstyapısının 'ruh'udur. Öte yandan Kadim Mısır, Pers ve Mezopotamya medeniyetlerinden derin tesirler taşıyan mezkûr Roma kodeksi ve devlet teşkilatı, Bizans medeniyeti üzerinden Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı hukukunu, devlet teşkilatlanması ve toplumsal organelleşmesini de etkilemiştir. Bu yüzden de Osmanlı İmparatorluğuna 'Üçüncü Roma - Yeni Roma' demek belki 'aşırı yorum'dur, lâkin, bunlar arasında genetik bir akrabalık olduğunu söylemek de gayri-hakiki olmayacaktır. Öte yandan Endülüs Medeniyeti de benzer kaynaklardan beslenir. Yunan felsefesi Batı düşüncesini destekleyen en önemli fikri menbâdır. Aristoteles'i ve Platon'u nisyan ve zulmetin pençesinden kurtaran ve onların yeniden Avrupa ve Dünya kültürünün parçası haline getiren Abbasi Rönensansı sırasında gerçekleştirilen tercümeler ve şerhlerdir. Bu yüzden, Aristo ve bütün neo platonist yorum ve ekolleriyle birlikte Platon, ne kadar 'Hristiyan'sa, o kadar da 'Müslüman'dır.

Gerçekleştirdiğimiz bu diyalojik yolculuğun îmâ, iddia, ifade ve hatta ispat ettiği argüman şudur: 'İslam Medeniyeti Doğu'dan ziyade Batı'nın bir komponentidir. Doğu Medeniyeti, ya da kısaca DOĞU, Hindistan, Çin ve Japonya'nın temel elementleri olduğu bir hakikattir. 7 Ekim'den sonra İsrail devletinin Filistin halkına uyguladığı soykırımı destekleyenler Batı Medeniyetinin karanlık tarafını, Türkiye gibi haklının, mazlumun, mâdunun ve mağdurun yanında duranlar ise aydınlık tarafını temsil etmektedir.

Ezcümle; Türkiye Batı, Japonya ise, küresel güç dengelerinin tayin ettiği uluslararası ilişkilerin 1945 sonrasında şekillenen 'Büyük Resm'i içerisinde NATO destekçisi olarak Batı; ama, teolojik, sosyolojik ve kültürel olarak Doğu Medeniyet Havzasındadır. Rusya ise, küreselciler aksini savunsa da, kültürel kodları, teolojik esasları, psikolojik motivasyonları ve sosyolojik umdeleri bakımında Batı medeniyet havzasındadır. 

Dinleyenlerimiz, Cemil Meriç'in müellifi olduğu Işık Doğudan Gelir'de ele aldığı haliyle Doğu - Batı karşıtlığı meselesini okuduklarında,  samimi, derûni, ön yargısız ve dahice bir tecessüsle mezkûr problematiğin kuşatıldığını görecek, bizim burada sağlamaya çalıştığımız mütevazi açılımın çok ötesindeki bir ufku ve zengin bir analiz ve tespitler manzumesini keşfedeceklerdir. 

Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.

Pandemi; Kâtip Çelebi; Komplo Teorileri; Ekran Bağımlılığı; Küresel Nükleer Savaş >>> metinler - 4

01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRTR Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 22 Ocak - 26 Ocak döneminde yayınlananları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek mezkûr programı Dünya'nın her yerinden izlemeniz mümkün.

16) Konu: Pandemi

TRT Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba! Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, ben Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu 'Pandemi', bahsedeceğimiz kitap 'Pandemi: Koleradan Koronavirüslere Dünyayı Sarsan Virüsler'.

Canlı bir organizmanın tamamının ya da bir kısmının yapısını ve / veya işlevini bozan; bazen virüs, bakteri, mantar, radyasyon gibi dış faktörlere, bazen de genetik yapıdan kaynaklanan ve bağışıklık sistemi problemleri gibi doğuştan gelen kalıtsal nedenlere dayanan, tamamen iyileşebilen ya da kalıcı kısmı fonksiyonel bozukluklar veya canlının ölümü gibi dramatik sonuçlara neden olabilen süreçler, onları konu edinen başta tıp olmak üzere, çeşitli bilimsel disiplinler tarafından hastalık olarak nitelenir ve adlandırılır. Hastalıkların nedenlerini etiyoloji, onların hücrelerde, dokularda ve organlarda yol açtığı anomalileri ise patoloji denilen disiplinler tetkik eder. Hastalıkların oldukça fazla alt grubu ve her bir hastalık grubunun da kapsadığı çok sayıda hastalık söz konusudur. Bu programımızda pandemiden bahsedeceğiz. 

Kavramın etimolojik kökenine kısaca bakalım: Grekçe bir ifade olan pandemi 'bütün' anlamındaki pan ile, salgın hastalık manasına gelen epidemi'nin birleştirilmesiyle oluşur. Salgın hastalık dediğimizde, bu kavramı, hayvandan insana ve insandan insan bulaşan her türlü rahatsızlığı kuşatmak ve tarif etmek adına kullandığımız dikkatlerden kaçmamalıdır. 

Sadece bir ülkede değil, çok daha geniş bir coğrafyada tesir eden salgın hastalıkları tarif eden bu kavram, tarihsel süreklilik içinde anlam değişikliğine uğramıştır. 20 asrın ilk yıllarında, en fazla bir kıtayı tesiri altına alan bulaşıcı hastalıklara referans veren kavram, iletişim ve bilişim alanlarındaki bilimsel ve teknolojik atılımlarla birlikte 'Küresel Köy' antitesinin adım adım ortaya çıktığı 1960 sonrasında, bütün dünyayı etkileyen salgın hastalıklara referans veren bir içerik kazanmıştır. Bir rahatsızlığın pandemi olarak nitelenmesi için coğrafi dağılımı ve yaygınlığı gerek şartken; bahse konu olgunun ölüm de dahil olmak üzere, tehlikeli sonuçlar doğurması hali ise bu nitelemenin yeter şartıdır. 

İçinde olduğumuz aktüel uğrakta gezegenimizde yaşayan 8,1 milyar kadın ve erkek, ilk vakası Çin'in Vuhan kentinde 17 Kasım 2019'da raporlanan COVİD-19 salgını üzerinden tanıştı pandemi kavramıyla. Küresel otoriteler bugüne değin toplam 700 milyon vaka ve 7 milyon insan kaybı raporlanmışken, gerçek sayıların bunların en az 2 misli olduğuna dair güçlü bir kanaat hakimdir ilmi çevrelerde. Küresel nüfusun önemli kısmını aylarca evlerine hapseden, milyarlarca insanı tıbbi maske takmak ve aşılanmak zorunda bırakan, hayatımızın bütün alanlarındaki faaliyet ve davranışlarımızı kökten değiştiren covid-19, pandeminin; medeniyetimizi çökertebilecek, hatta, gezegendeki varlığımızı toptan yok olmanın eşiğine taşıyabilecek olası tehditler listesinde devasa bir gök taşı çarpması, nükleer silahlarla yapılacak bir dünya savaşı, iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarının zirve yapması, bizden çok daha ileri teknolojiye sahip kötü niyetli bir dünya dışı medeniyetin mensuplarının istilası ve yeryüzündeki süper volkanlardan birinin patlamasının tetiklediği bir dizi süper volkan patlaması ile, bunların yol açtığı eş zamanlı büyük depremler gibi ihtimallerin üstüne yerleşmesine yol açmıştır. 

Küresel sağlık sorunları, gelir adaletsizliği, göç, insan hakları alanlardaki çalışmalarıyla tanınan Hint asıllı ABD'li araştırmacı gazeteci, yazar Sonia Shah'ın Pandemi: Koleradan Koronavirüslere Dünyayı Sarsan Virüsler' kitabı, binlerce yıldır insanlığın başına belâ olan virütik salgınlar ve pandemileri mercek altına almakta ve bahsettiğimiz konulara dair doyurucu bilgi sağlamakta okuruna. Bu sohbetin içeriğine de ciddi katkısı olan eseri konunun meraklısına hararetle öneririz.

Bir sonraki programımızda birlikte olmak üzere, hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler. 



17) Konu: Kâtip Çelebi

TRT Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba! Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, ben Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu 'Kâtip Çelebi', bahsedeceğimiz eserler 'Keşf-el-Zunûn' ve İslâm Ansiklopedisi.

Türk  - İslâm Medeniyet dairesinin benzersiz ve öncü eserlerinden Keşf-el-Zunûn'un müellifi, çeşitli disiplinlerdeki ufuk açıcı müktesebatıyla 17. asır Osmanlı ilim ve kültür hayatına damgasını vuran, Batı Aleminde de haklı bir şöhret ve hürmet kazanan Kâtip Çelebi 1609'da İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mustafa olup, ulemâ arasında Kâtib Çelebi, Dîvân-ı Hümâyun mensupları arasında ise Hacı Halîfe olarak anıldı. Çocukken Osmanlı ordusunda silahdar olan babasıyla birlikte Erzurum ve Bağdat'a yapılanlar başta olmak üzere, seferlere çıktı. Babasının vefatına müteakip, orduyla imparatorluğun çeşitli coğrafyalarına gitmeye devam etti, sınırlarımız dışındaki fetih seferlerine katıldı. Bu arada Kadızâde Mehmed Efendi’den dersler aldı. 1635’te katıldığı IV. Murad’ın Revan seferinin ardından, kendisini bütünüyle ilme adadı. Katip Çelebi bunu 'cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekber'e döndüm' şeklinde ifade etmiştir. Başta biyografiler olmak üzere tarih, coğrafya, kartografya, İbni Haldun temelinde sosyoloji, edebiyat, astronomi, anatomi, tababet gibi hikemî ilimlerle, esma ve ilm-i havas alanlarında yoğun okumalar yapan alim, müthiş bir arşiv oluşturdu. Bu namlı ve benzersiz bibliyofil, temellük ettiği onca nadirattan esere, kendisine kalan mirasın önemli kısmıyla aldığı paha biçilemez nitelikteki kitapları da kattı. Memuriyet hayatı devam ederken derslerine katıldığı A‘rec Mustafa Efendi’yi üstat bildi. Ayasofya dersiâmı Abdullah, Süleymaniye dersiâmı Keçi Mehmed efendi, Vâiz Veli Efendi, Ermenek müftüsü Molla Veliyyüddin'den dersler aldı. Çeşitli disiplinlere ait her biri alanında referans metin olan 20'den fazla baş yapıtı Türk - İslâm kültür alemine kazandıran Katip Çelebi, bu süreçte talebeler yetiştirmeyi ihmal etmemişti. Taşköprizâde ve İbni Haldun'u selefi olarak gören ve Osmanlı'da Batı kaynaklarına başvuran ilk akademya mensubu olan Kâtip Çelebi; Aristo, Jovans ve Philippus Cluverius’un bazı ehemmiyetli eserlerini Latince’den Türkçe’ye çevirmişti. Bütün bu önemli işleri 48 yıla sığdırmayı başaran alim, 1657'de vefat etti.  

Muasırlarınca 'lâfı uzatmayan, retorikten - üslûptan ziyade mana ve muhtevaya ağırlık veren, himmet sahibi, iyi huylu, az konuşan, hakîm meşrepli, rindle rind, zâhidle zâhid, küçükle küçük, büyükle büyük olmayı bilen, hicivden hoşlanmayan, başta nadide çiçek yetiştiriciliği olmak üzere ince zevklerin sahibi, gereksiz taassubu hem şeriata, hem de akla dayanarak önlemeye çalışan âkil bir zat' şeklinde tanımlanmıştı. 

Ansiklopedik bir bibliyografya olup 300'den fazla ilim ve sanat disiplinine dair olan yaklaşık 15.000 risâle ve kitapla, neredeyse 10.000 müellifin malûmatını içeren Keşf-el-Zunûn'un Batı dillerindeki ilk eksiksiz ilmi baskısı Gustav Leberecht Flügel tarafından Latince - Arapça olarak 1835 - 1858'de yapılmıştır. Bu program için faydalandığımız Türk Tarih Kurumu'nun 2 ciltlik edisyonu, ülkemizdeki ilk tenkitli, ilmi baskı olan M. Şerefettin Yaltkaya ile Kilisli Rifat Bilge edisyonun tıpkı basımıdır. Mezkûr eserle birlikte kaynaklarımızdan olan Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi de meraklısı için şayan-ı tavsiyedir.

Bir sonraki programımızda birlikte olmak üzere, hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler. 

Ali Emiri Efendi; Göçmen Olarak İnsan; Dîvânü lugāti’t-Türk; Mangamania; Kuşak Çatışması >>> metinler - 3



01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan mezkûr metinlerin 15 Ocak - 19  Ocak döneminde yayınlananları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Malûmu ilâm etmek olacak ama, paylaşmadan edemedim: TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek mezkûr programı Dünya'nın her yerinden izlemeniz mümkün.

11) Konu: Ali Emiri Efendi

TRT Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba! Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu 'Ali Emiri Efendi', bahsedeceğimiz kitap Ali Emiri Efendi' biyografisi. 

Arşivler, kütüphaneler ve koleksiyonlar bir medeniyet dairesinin asli unsurlarını, ilmi ve irfani birikimlerini, manevi kodlarını gelecek kuşaklara taşıyan en önemli vasıtalardır. 19. asrın ikinci yarısıyla, 20. asrın ilk çeyreğinde bu sahada emek harcamış, eser ortaya çıkarmış olan en önemli sima Ali Emiri Efendidir. Onun insanüstü gayretlerle toplayıp tasnif ettiği ve milletin hizmetine sunduğu kültür hazineleri olmasaydı, mahrum kalacaklarımızın boyutlarını düşünmek bile korkutucudur. 

1857’de Diyarbakır’da doğan Ali Emiri Efendi şair, yazar, naşir, edebiyat araştırmacısı, tarihçi, tasnifçi, arşivci, koleksiyoner ve kütüphaneciydi. Aldığı iyi eğitimle yüksek ahlâkı sayesinde, 19 yaşında başlayan ve 1876-1908 dönemini kapsayan memuriyeti sırasında Harput, Sivas, Selanik, Adana, Kozan, İçel, Kırşehir, Leskovik, Yenişehir, Erzurum, Halep, Yanya, Yemen ve İşkodra gibi imparatorluk coğrafyasının çok sayıda beldesinde çeşitli makamlarda hizmet vermiştir.

1908’de emekli olduktan sonra geliştirdiği tasnif tarzı ‘Ali Emiri Tasnifi’ diye anılacak, Türk – İslâm arşivcilik, bibliotek ve tasnif usûl silsilesinde çığır açacaktır. 1916’da, sonradan ‘milletime bıraktığım en önemli eserimdir’ diyeceği Millet Kütüphanesini Fatih’teki Feyzullah Efendi Medresesinde kuran Ali Emiri Efendi; buraya hayatı boyunca topladığı 4,500’ü yazma, 16,500 çok kıymetli ve olağanüstü nadir eseri bağışlayarak, gerçek bir kadirşinaslık örneği sergilemiştir. Üstat, 1918-1922 döneminde ‘Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası’nı çıkarmıştır. Bu önemli ve çığır açan eser, maddi imkânsızlıklar ve imparatorluğun yaşadığı inhitat ve çözülme dönemi yüzünden, uzun ömürlü olamamış, kısa süre kapanmıştır. 

Türk – İslâm kültür dairelerine adanmış 67 yıllık bir ömrün ardından, 23 ocak 1924'de İstanbul'da dâr-ı bekâ'ya irtihal eden Ali Emiri Efendi’nin kabri Fatih Camii haziresindedir. Eşinin, canından aziz bildiği annesini üzebileceği, yaşama sebebi olan kitaplarla mesaisini kısıtlayabileceği endişesiyle, hayatı boyunca evlenmemişti. Tarihimizin bu en tutkulu bibliyofili; kitapları ve annesinin oluşturduğu o çok özel dünyanın mahremiyetine, sadece kedilerinin girmesine izin vermişti. 

Şair olan Sultan Reşat’a gönderdiği bir mektupta padişahı ‘Yüce ecdadınızın manzum eserlerinden mürekkep hazinede size ait yer boştur’ diyerek uyarması, sultanı, Çanakkale zaferini konu alan meşhur gazelini yazmaya teşvik etmişti. Onun gece gündüz demeden bizzat çoğalttığı 750 civarındaki el yazması, Millet Kütüphanesinde yerini almıştır. 

Okumadığı zamanlarda Millet Kütüphanesinde, ya da, her biri can dostu olan sahaflarda olan üstat; vefat eden bir bibliyofilin terekesinin nereye düşeceğine dair yaptığı isabetli tahminle, akabinde de, adeta ‘tam zamanında kitapların başında bitivermesi’yle herkesi şaşırtırdı. Bu durum kitapseverler arasında ‘Ali Emiri, Beyazıt’taki nadir eserin kokusunu, taaa Diyarbakır’dan alır’ şeklindeki bir latifenin doğmasına neden olmuştu.

Tam bir 'kütüphane dervişi' olan Ali Emiri çok kuvvetli bir hafızaya sahipti; ezberindeki beyitlerin sayısı 100,000'den fazlaydı. Bu evsaftaki bibliyofillere ‘ayaklı kütüphane’ denmesinin nedeni, kitaplarını sadece kitaplıklarında değil, aynı zamanda hafızalarında da korumaya almış olmalarındandır. ‘Millet Kütüphanesi Nazırı’ olarak anılmaktan ziyadesiyle mutlu olan üstadın en büyük hizmetlerinden biri de asırlardır kayıp olan Türk kültürünün ve dilinin başyapıtı Divân'ı Lügât-it Türk'ü dünyaya kazandırmasıdır. Faydalandığımız ve Muhtar Tevfikoğlu'nun yazdığı Ali Emiri Efendi biyografisi, paylaştıklarımıza kıyasla çok daha fazla malûmat ve anekdot içermesiyle, konunun meraklılarına şâyân-ı tavsiyedir. Bir sonraki programımızda birlikte olmak üzere, sağlıkla, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler. 



12) Konu: Göçmen Olarak İnsan

TRT Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba! Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının bugünkü konusu 'göçmen olarak insan', bahsedeceğimiz kitap 'İlmekler - Mülteci Krizinden Bir Kesit'.

Dünyanın kadîm yerleşim alanlarında yapılan antropolojik ve arkeolojik çalışmalar, uzak atalarımızın ana karakteri göçebelik olan avcı - toplayıcı yaşam tarzını milyonlarca yıl sürdürdüğünü gösterir. MÖ 10,000 dolaylarında Mezopotamya'da yaşanan tarım devrimiyle insanlar göçer hayattan yerleşik yaşama geçmiş, hayvanları evcilleştirmeleri ve toprağı ekip biçmeleri sayesinde ihtiyaçlarından fazla besin üreterek stoklamış, böylece kuraklık dönemlerini atlatabilmişlerdi. Ancak insanların göç etmek mecburiyeti, bu tarihsel kesitte de tamamen ortadan kalkmamış, yaşam alanlarına göz koymuş rakip insan topluluklarının saldırıları, salgın hastalıklar, besin stoklarının yetmediği uzun kuraklık dönemleri, afet düzeyindeki volkan patlamaları, tahrip gücü yüksek depremler ve önüne kattığını yok oluşa sürükleyen sel baskınları onları yine yerlerinden yurtlarından ayrılmaya icbar etmişti. 

Modern çağların şafağının söktüğü 16. asırdan günümüze değin de milyonlarca insan; kıtlık, açlık, iç karışıklıklar, din ve mezhep anlaşmazlıkları, savaşlar, egemen unsurların bağnazlıkları, iklim anomalileri, köle ticareti, tabii afetler, salgın hastalıklar gibi nedenlerle göç etmiş, ya da göç ettirilmiştir. 

İnsanlığın zorunlu göçleri sanayi devriminden bu yana 275 yıllık süreçte de hız kesmedi anlayacağınız. Mezkûr dönemde bilimler üstel bir hızla gelişir, bu teknolojik patlamaları tetiklerken işaret ettiğimiz dramatik göç hareketlerinin devam etmesi, modernizmin 'ilerleme insanlığı refaha ve mutluluğa taşıyacak, yeryüzü cenneti kurulacak' ütopyasının altının aslında boş olduğunu göstermiştir. 21 asrın ilk çeyreğinde gerçekleştirdiği inanılmaz atılımlarla mezkûr ütopyasına giden yolda uzayı kolonize etmenin, bilinen bütün hastalıkların üzerinden gelerek ortalama ömrü 120 yıla çıkarmanın, karbon bazlı enerjiden yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına % 100 dönüşümü sağlamanın projelerini yapan insanlık, an itibarıyla bu hedeflerinin çok uzağındadır. Son 150 yıldır küresel sistemin ABD, Japonya, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Çin ve Rusya gibi başat unsurları, modernist aydınlanmacı paradigmanın vaz'ettiği söz konusu ütopyaya ihanete devam etmiş; gayrı-ahlâki ve sömürüye dayalı politikalarla gelir adaletsizliğine, açlığa, savaşlara, salgın hastalıklara, inanç temelli baskılara, sistematik şiddet ve zulümlere, küresel iklim değişikliğinin kuraklık - kıtlık - seller - fırtınalar - devasa orman yangınları gibi olumsuz semptomlarının giderek derinleşmesine; bunların neticesinde de milyonlarca insanın göç etmesine ya da yerlerinden yurtlarından sürülmelerine yol açmıştır. Verili bu olumsuz tablo; onun mesulü ve mimarı olan küresel güç merkezleri radikal politika değişikliğine gitmezse, vicdanı olan her insanı derinden etkileyen Aylan Bebeğin trajik sonunun simgesi olduğu göç realitesinin çok daha yığınsal dalgalarının gelmekte olduğunu söylüyor sanki.

Kate Evans' yazıp çizdiği 'İlmekler - Mülteci Krizinden Bir kesit' çizgi romanını 'Fransa'nın İngiltere'ye geçiş noktası ve aynı zamanda Avrupada'ki göçmen krizinin sembollerinden biri olan Calais'deki mülteci kampı'nda yaşadığı 6 ayda, yüzlerce Orta Doğulu ve Afrikalı göçmenle yaptığı röportajlar ve paylaştığı tecrübelerden damıtarak ortaya çıkarmış. Yaşananları olduğu gibi ele almaya çalışan realist tutumu ve meseleye mazlumların, mağdurların, mâdunların penceresinden bakmayı bilen vicdanlı, merhametli tutumuyla kitap okunmayı hak etmektedir. İbrahimi dinlerce, ilâhi emre itaatsizliğinin kefaretini Cennet'ten göç ettirilerek ödediği vaz'edilen insanın bu trajik akıbeti; onun, milyonlarca yıldır gezegenimizde sürdürdüğü göçmenliğinin ve son 70 yıldır da uzayı kolonize etme peşindeki kozmik göç teşebbüslerinin adeta öncü göstergesi, işaret fişeği ve rabbani bir emaresi gibi gözükmektedir. Bir sonraki programımızda birlikte olmak üzere, sağlıkla, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.