shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Georg Cantor; sonsuz ve sonsuz ötesi kümelerle süreklilik hipotezine adanmış bir ömür



(i) - Georg Cantor: Sonsuzluğun peşinde bir yaşam

Kümeler kuramının(0) (temellendirmek anlamında) kurucusu; sonsuz ve sonsuz ötesi kümelerle kardinal ve ordinal sayıların mucidi, Süreklilik Hipotezi'ni, çok uzun süre uğraşmasına karşın, ne doğrulayabilen ve ne de yanlışlayabilen, öte yandan, buna dair yaptığı çalışmalarla, gelecek kuşakların çözmesini kolaylaştıran katalizör mahiyetinde bir telif üreten Alman matematikçi Georg Cantor (3 Mar 1845, St. Petersburg - 6 Ocak 1918, Halle) matematik, pozitif bilimler, felsefe ve teolojiyi derinden etkileyen devrimci görüşleriyle öylesine anlaşılması zor, öylesine sağ duyuya aykırı bir müktesebata imza atmıştı ki, bu durum hayatı boyunca meslektaşlarının bir kısmı tarafından reddedilmesine, dışlanmasına, küçümsenmesine neden olmuştur(1), (2), (3).

(ii) - Bipolar bozukluk (Manik Depresif Psikoz) ne yaman hastalık öyle

Bipolar bozukluk rahatsızlığı, yaptığı çığır açan matematiksel hamlelerinin

meslektaşlarının büyük kısmı tarafından reddedilmesiyle katmerlendi, depresyon ve manik ataklar şeklindeki zıt kutuplarda tezahür eden nöbetleri derinleşti, ağırlaştı. Bu yüzden de 1884 - 1918 arasındaki çeşitli dönemlerde, sinir hastalıkları tedavisi gördüğü sanatoryumlarda uzun süreler kaldı.
1884 Mayıs'ında geçirdiği bir majör depresyon atağından sonra, doktoru ve dostları bir müddet sonsuzluk probleminden uzak durmasını tavsiye ettiler. Aslında bu telkine hiç gerek yoktu: zirâ, Cantor, uzun süre, sonsuzluk temelinde yaptığı icatları ele alacak gücü zaten kendisinde bulamayacaktı. Bu süreçte matematiğe sağladığı yeni açılımların felsefi sonuçlarıyla edebiyata odaklandı.

(iii) - Shakespeare saplantısı

Cantor'un edebiyata yönelmesi ise ne yazık ki dramatik sonuçlar doğuracaktı. Alman matematikçi, bahse konu o depresif hali yaşadığı 1884'den ölene değin geçecek olan 34 yıl boyunca Shakespeare külliyatının gerçek yazarının Francis Bacon olduğunu (bu iddia zaten uzunca bir süredir her dönemin komplo / fesat teorisyenlerince sürekli köpürtülmüş, buna dair literatür de giderek büyümüştü)

kanıtlamak için uğraştı durdu. Bu uğurda yazdıklarının toplamı binlerce sayfalık devasa bir toplama ulaştı. Cantor, bunlardan derlediği iki kitabını 19 asrın son yıllarında, 1896 ve 1897'de bastırdı. Bu kitaplarında zirve yapan 'Shakespeare takıntısı', insanlık tarihinin en büyük beyinlerinden birisinin, akıl sağlığındaki bir problem (ya da, nörolojik bir dejenerasyon) yüzünden, bir olgu / olay / kişi / süreç üzerine nasıl da insanüstü bir gayretle odaklanıp gerçeklikle olan irtibatını kaybedeceğinin trajik bir numunesi olması bakımından ibretliktir, tarihseldir, pedagojiktir.
Cantor, bahse konu süreçte, depresyon ya da mani atakları yaşamadığı nispeten sağlıklı zamanlarında, matematiğe katkı vermeye devam ediyor; yanı sıra da, döneminin teoloji ve felsefe alanlarında temayüz etmiş önemli kanaat önderleriyle, sonsuzluk ve ötesine dair buluşlarıyla matematiğe sağladığı yeni ufuklar ve imkânların, felsefe ve teolojiye ne gibi yeni açılımlar sağlayabileceği konusunda sürekli yazışıyordu. Bu yazışmalardan yaptığı bir seçkiyi 1888'de bastırdı Cantor.

ama aşk olsun sana can yücel, aşk olsun sana ama illâ AŞK!


can yücel başka hiçbir şey yapmamış olsaydı sanat adına, şiir adına, kültür adına; sadece shakespeare'in 66. sonesini çevirmekle yetinseydi; bu durumda bile kuşaklar boyunca hatırlanmaya ve sevgiyle, saygıyla, muhabbetle anılmaya lâyık bir şey yapmış sayılırdı bana kalırsa.

o derece has bir şairdi, o denli sıra dışı bir sanatçı ve o kadar farklı bir insan ki 'O', o kadar olur yani!

ne denebilir ki ardından edilmiş onca lâfın gölgesinde ve zamanın bu vaktinde şiirimizin bu çocuksu, bu samimi, bu insancıl, bu gürbüz, bu şakacı, bu küfürbaz ve bu vicdanlı sesi için?

ben, kendimce ve şahsi merceğimden, en azından şunu demeye mezun ve hatta mecbur hissediyorum kendimi:

ama aşkolsun sana can yücel,
aşk olsun sana ama illâ AŞK!

işte shakespeare'in 66. sonesinin ingilizce orijinali:

tired with all these, for restful death i cry,
as, to behold desert a beggar born,
and needy nothing trimm’d in jollity,
and purest faith unhappily forsworn,
and guilded honour shamefully misplaced,
and maiden virtue rudely strumpeted,
and right perfection wrongfully disgraced,
and strength by limping sway disabled,
and art made tongue-tied by authority,
and folly doctor-like controlling skill,
and simple truth miscall’d simplicity,
and captive good attending captain ill:
tired with all these, from these would i be
gone,
save that, to die, i leave my love alone.

ve işte bu da bu yazıyı yazmaya beni âdeta mecbur eden can yücel'in o mucizevi 'yeniden söylemesi'yle, o inanılmaz 'yeniden yazması'yla türkçe 66. sone

vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen’ e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama. 

modern türk şiirinin özgün ve önemli temsilcisi can yücel (1926 - 1999) 12 yıl önce 12 ağustos'ta bu dünyaya veda etti.

ruhu şâd olsun....