sosyal yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

londra ve birmingham isyanı, murdoch ve rebecca brooks'u kurtarmak için yapılmış bir yahudi tertibi mi?


f.z.'nin telefondaki sesi çok öfkeliydi:
'ya hafız, sen var ya sen, yatacak yerin yok senin, alacağın olsun, yapılır mı bu bana bee? niye beni uyarmadın bunları yazıcam diye?'.
araya girmeye çalıştım 'dostum, bi sakin ol, bi dur, ne diyosun, ne olmuş, ne yapmışım sana, bi nefes al ve söyle bi zahmet., böyl...'.

spermlerini idareli kullanan erkekler uzun ve sağlıklı mı yaşar? *

Aman başlık sizi yanıltmasın!

Yukarıdaki başlığına bakıp da, Serdar Turgut'tan okumaya alışık olduğunuz o bildik penis, sperm ve erkek cinselliği takıntılı absürd yazılara öykünen bir metne maruz kalacağınızı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. İlerleyen satırlar, sizi; Türkiye'nin ve dünyanın çok önemli bazı sorunlarının, İslâm sosyo-politiği penceresinden algılanışıyla; İslâm teolojisinin, kelâmının, fıkhının ve örfünün toplumsal ve insani ilişkilerin en önemli bileşenlerinden olan kadın - erkek ilişkilerini, bunun cinsellik boyutunu, giderek de bunların erkek sağlığı problematiğini nasıl kuşatılabileceğinin meczedilmesinin orijinal ve bir o kadar da provokatif bir sentezine davet etmektedir. 

beyoğlu belediyesinin sokakları 'temizleme' operasyonunu doğru okumak lâzım


beyoğlu belediyesinin sokaklarda yaptığı operasyon son günlern yoğun gündemi arasında kendisine yer açtı. öyle ki, söz konusu operasyon yurttaşlar arasındaki muhabbetlere mevzu olan konuların neredeyse en başlarına oturuverdi. bu operasyonu tekil bir eylem olarak değerlendirirsek meselenin gerçek saiklerini, hakiki nedenlerini tespit etmekte ve doğru anlamlandırmakta zorluk çekeriz.
analizlerimizi yaparken, yol haritamızı çizerken herşeyden önce şu derin gerçeği, şu temel hakikatı görmek zorundayız:
türkiye son 4 yılda çok büyük bir transformasyon ve mutasyon geçirmektedir.
2011'in türkiyesi ile 2007'nin ilk 6 ayındaki türkiye arasında dağlar kadar fark var. daha 'lâcivert' bir deyişle, söz konusu 2 türkiye arasındaki fark dereceye değil mahiyete dairdir. böyle felsefi jargonla ifade edince daha mı kuşatıcı oldu ifadem, ona da okuyucu karar verecek artık:-))
evet, bugünün türkiyesi, 2011 temmuz'unun türkiye'si devam eden büyük siyasi davalarıyla, şike soruşturması ile, nerdeyse bütünüyle şantiyeye dönen ülke sathının tamamındaki iktisadi patlamayla, yükselen yeni burjuvazisiyle, pıtarak gibi bitiveren yeni dolar milyarder ve milyonerleriyle, sayıları artan yoksullarıyla, yükselen yeni aydın ve kanaat önderleriyle, bölgesinde ve dünyada artık tamamen (ve umumiyetle de olumlu istikamette) değişen algılanışıyla, ülkeyi yöneten derin devlet aklının yeni vizyon ve projeksiyonuyla, turist ve ihracat (ve tabii ki ithalat) patlamasıyla, thy gibi bazı markalarının imza attıkları küresel başarılarla, farklı fikirlere karşı gösterilen hoş görünün sınırlarında belirgin bir artış gözlenmemesiyle, devam eden davalarda formel huluk kurallarına riayet edilirken kamu vicdanının bir türlü tam manasıyla tatmin edilememesiyle ve tabii ki beyoğlu belediyesinin son operasyonuyla artık 2007'nin türkiye'sinden tamamen farklı bir ülkedir.
2011'in türkiye'si ile 2007'nin ilk yarısındaki türkiye arasındaki fark tabiri caizse, g.afrika cumhuriyeti ile uganda arasındaki farktan hiç de az değildir bana kalırsa.
bu genel girizgâhtan sonra bu yazımın ana mevzuuna, beyoğlu'ndaki 'sokak temizleme' operasyonua dair 1-2 lâkırdı etmek zamanı geldi artık.
1-öncelikle şuna kuvvetli vurgun yapmak durumundayım: beyoğlu'ndaki söz konusu operasyona muhatap esnaf işin tadını son zamanlarda giderek daha çok kaçırmış, kâr uğruna sokakları acımasızca, insafsızca işgâl etmişti. hiç bir kuralın, kanunun tanınmadığı ve söz konusu sokaklardan rahatça geçişin tamamen engellendiği bu metazori işgâli; sabahlara kadar süren ve alkolün su gibi aktığı partiler takip etmeye başlamıştı. son aylarda bu partiler artık istisna değil, nerdeyse beyoğlunun simgesi haline gelen bir yaşam tarzına dönüşmüştü. öyle ki, son dönemlerde söz konusu sokaklar dünyanın en çılgın, en özgür ve en kuralsız sokak partilerinin verildiği yerler olarak küresel eğlence sektöründe dillendirilmeye, kulaktan kulağa fısıldanmaya bile başlamıştı. bu konuda oray eğin'in yazdıklarını ve hürriyet'in kelebek ekindeki magazin haberlerini şöyle bir taramak yeterince done verecektir araştırmak isteyene. son zamanlarda yurt dışından da yoğun katılımlarla yaşanan bu 'dolçe vita', bu anormal gürültülü, şaşaalı, 'renkli', yılbaşı partisi, rio karnavalı ve bir çeşit faşing kıvamındaki kozmopolit hayat tarzı sadece semt sakinlerinin değil, bu hayat tarzına mesafeli olup da yolu bir şekilde beyoğluna düşen çok geniş bir kesimin de tepkisini giderek daha çok çekmeye başlamıştı.
2-bütün bu manzara beyoğlu'nda oturanları, yaşayanları çok rahatsız ediyordu. söz konusu sokakların sakinleri, bir parçası olmadıkları, ancak ceremesine, mihnetine sürekli olarak katlanmak zorunda oldukları bu hengâmeyi sürekli olarak beyoğlu belediyesine şikâyet ediyor, ancak bir türlü sonuç alamıyordu.
3-bunun üzerine şikâyetlerini akp üst yönetimine taşıdılar. kendisi de beyoğlunu sokak sokak ve hatta bina bina tanıyan, tabir-i âmiyane ile âdeta avucunun içi gibi bilen erdoğan zirve yapan bu şikâyetler üzerine nihayet olaya bizzat el koydu. bölgeyi iyi bilen ve çok güvendiği bazı kişileri olayı mahallinde tetkikle görevlendirdi.
4-son üç aylara girilmesinin ardından, arka arkaya gelen kandillerde bile sokaklara taşan sınırsız eğlencenin ve parti hayatının aynen sürdüğünün vazifelendirilen kişilerce gözlenmesi mezkûr operasyon için karar verilmesine neden oldu.

5-düğmeye basıldı, sokaklardaki masa, sandalye vd malzeme kaldırıldı.
6-ramazan boyunca şu andaki durumdakayda değer bir değişiklik olacağını sanmıyorum. ramazan'dan sonra ise belediye ve esnafın oturup akılcı, makul, meşru ve sadece söz konusu dolçe vita'yı yaşayanları değil, ama olayın bütün taraflarını tatmin eden bir çözüm bulacaklarını düşünüyorum.
7-yazımın başında da değindiğim gibi, türkiye değişiyor, ciddi bir transformasyon ve mutasyon geçiriyor. yazmın burasında kısa bir kavramsal açıklamayı faydalı görmekteyim. transformasyon derken fiziğe, dış görünüşe, şekle dair olan değişiklikleri kastediyorum. mutasyon kavramı ise daha köklü değişimleri ima etmektedir. varolan bir olgunu, bir sistemin kimyasını, biyolojisini, genetiğini değiştirmektir mutasyon. kalıcı olan da budur zaten. türkiye değişiyor, hem fiziğiyle-görünüşüyle, hem de kimyasıyla-genetiğiyle oluyor bu değişim. anlayacağınız aynı anda hem transforme oluyoruz, hem de mutasyona uğruyoruz.
8-bu değişimi, dönüşümü anlamak şart. anlayamayan, ya da anlamamakta ısrar edenler bundan büyük zarar görüyorlar. hiç kuşku yok ki, anlamama hali akut değil kronik bir mahiyet arz ederse, bu kesimlerin gördüğü zararlar katlanarak artacaktır.
9-şike tartışmaları da bu konuyla aynı kökenden, türkiye'nin geçirdiği o devasa değişim-dönüşüm sürecinden kaynaklanmakta. çok yakında süper ligden ve 1. ligden ummadığımız takımlar küme düşürüldüklerinde bu değişim-dönüşüm bir kez daha kanıtlanmış, tescillenmiş olacak.
10-aslında devam eden ergenekon, balyoz vd davalar söz konusu değişimin somut nişaneleridir.
11-2007'de türkiye çok ciddi bir kırılma yaşadı. ergenekon davasının açıldığı an itibarıyla, işte o başlayarak aslında 'yeni türkiye' eskisi karşısında, 'eski türkiye' önünde istiklâlini ilân etmişti adeta. son 4 yılda yaşanan ve bazılarımızın ne yazık ki halen tam manasıyla anlamlandırmakta zorlandıkları bütün bu bahse konu gelişmeler; ümraniye'de bulunan o mühimmatın ardından açılan davayla adeta bir çığ gibi günden güne büyüyerek gelişen birbirine bağlı bir olaylar sinsilesiydi. yeni türkiye'nin eski türkiye karşısında mevzi kazanmasının tezahürleriydi bütün bu olup bitenler.
12-türkiye değişiyor-dönüşüyor; türkiye'yi idare eden 'yeni derin akıl', 'yeni devlet aklı', 'yeni encümen-i dânîş'; idare ettiği insanının büyük kısmıyla birlikte daha muhafazakâr, daha mütedeyyin; batı medeniyetine, abd'ye, ab'ye, batı tarzı yaşama karşı daha mesafeli; bir cihan devleti ülküsünü-mefkûresini (osmanlıyı) canlandııp hayat geçirmeye çok istekli, 16. yüzyılın muhteşem 'Ottoman Empire'ını ihya etmeye oriente edildiği anlaşılan bir rotada kendinden çok emin adımlarla ilerliyor.
13-ana muhalefetin ve akp'ye karşı muhalif duruş sergileyen çeşitli tandanslardan kesimlerin bütün bunları çok iyi okuması şart. başta chp kurmaylığı olmak üzere, muhalif duruş sergileyen çeşitli kesimlerin, aşırı kâr hırsıyla yaptıları işgâle son verilen beyoğlu'nun eğlence endüstrisinin menfaatleri haleldar olmuş aktörlerinin başına geçip 'beyoğluna masa kurup oturmak ve içki içip eğlenmek hakkımız kısıtlanamaz!' düzeyindeki muhalefetinin sosyolojik olarak toplumda çok güçlü bir karşılık bulabileceğini sanmıyorum.
14-akp'ye karşı olan her renkten, her anlayıştan kesimin, çevrenin, odağın ve kişinin yeni baştan kapsamlı bir dünya, bölge ve ülke okuması yapmaları şart gibi geliyor bana. üstelik bu 'yeni okumalar' öyle yalapşap, iş olsun, lâf olsun torba dolsun, dostlar alışverişte görsün kıvamında olmama da şart.
15-dünyayı, bölgeyi ve türkiye'yi yeniden, yepyeni bir anlayışla okuması gerek muhalefetin. üstelik muhalefet bu okumayı akp'den çok daha iyi, çok daha kuşatıcı, çok daha derûnî, çok daha kapsamlı yapmaya da mecburdur.
16-muhalif kesimlerin, beyoğlu esnafının başına geçip, onlarla birlikte ellerine bira şişesi alarak istiklâl cadesini turalamalarının toplumu istedikleri rotaya doğru yönlendirmelerine yetmeyecek çok naif, çok yetersiz, verili pratiği kuşatmaktan ve akabinde de dönüştürmek potansiyelinden çok uzak bir eylem profili olduğu kanaatindeyim.
17-beyoğlu'nda toplanan masa ve iskemleler, bu masa ve iskemle toplama operasyonu çok ama çok aşan kocaman bir vizyonun, devasa bir projeksiyonun ve evrensel bir plânın parçasıdır.
18-bu evrensel plân anlaşılmadan beyoğlu sokaklarında 'masamızı, sandalyemizi sokaklara istediğimiz gibi koymak istiyoruz!' şeklinde bağırıp yürüyerek türkiye ve dünyanın değiştirilemeyeceğini görmek gerek.
19-bunu görmeyenlerin kaybettikleri, kaybetmeye devam ettikleri, kaybetmeye belki de mahkûm oldukları bir süreçten geçmekteyiz.
20-büyük düşünmek, olan bitenin küresel bağlantıları görmek şart. görmeyen üzülecek, üzülmeye de devam edecek ne yazık ki.

21-erdoğan'ı padişahlığa özenmekle, hadi gelin daha somut konuşayım, onu fatih sultan mehmed, kanuni sultan süleyman, ya da 4. murat gibi davranmakla suçlayanlar, bu suçlamalarının ne anlama geldiğini oturup ciddi manâda analiz etmek durumundadırlar. şayet erdoğan, sadece taraftarları ve sevenlerince değil; ama, ana muhalefet partisinin önde gelen kurmaylarının da arasında olduğu çok farklı tandanslardaki muhalif aktörler - figürler tarafından da osmanlı imparatorluğunun bu en azametli padişahları ile aynı ayarda görülüyorsa, bu kollektif algılamanın arkasında maddi bir gerçeklik olmaklığı lâzım gelmez mi? erdoğan'ı böylesine kudretli, kuvvetli, azametli bir prizmadan algılayan çeşitli renklerdeki muhalif koalisyonun aktörlerinin, zihinlerinin aleni ya da gizli kıvrımlarında konumlanmış olan mezkûr argümantasyonlarının, sosyolojik olarak hayatın gerçekliğine tekabül eden çok sağlam karşılıkları olduğuna da iman ettiklerini öngörmek çok yanlış ve şaşırtıcı olmayacaktır. şayet durum buysa, erdoğan'ın çapı yukarıda zikredilen sultanlar ayarındaysa; bu takdirde muhalefet cephesinin, kazan kaldıran meyhaneci esnafının söz konusu eylemine önderlik ederek fatih sultan mehmet, kanuni sultan süleyman ya da 4. murat olmakla suçladıkları erdoğan'ın hakimiyetini ve iktidarını ne derecede sallayabileceklerine dair çok ciddi kafa yormaları icap etmektedir.
22-yazımın finalinde, bu metnin önceki bahislerindeki bazı argümanlarımı, bunların önemlerine binaen tekrar edeceğim. başta da değindiğim üzere, muhalefetin akp ile başa çıkabilmesi; ilk adımda çok kapsamlı, çok ayrıntılı ve çok derin dünya, bölge ve türkiye okumaları yapmasına; ardından da bu temelde çeşitli toplumsal kesimlerin katkılarıyla hazırlanmış olan çok kapsamlı faliyet programları geliştirerek bunları toplumun ve dünyanın önüne koymasına bağlıdır. muhalefetin başarısı için bu entellektüel, ideolojik, sosyolojik ve politik pratikler non sine qua non (sürecin olmazsa olmazı)'dur, elzemdir zaruridir, farzdır.
23-unutulmamalıdır ki 'padişahlara', hele de bunların fatih, kanûnî ve 4. murat ayarında olanlarına karşı muhalefet hiç de kolay değildir. hatta bunun çok zahmetli, çok meşakkatli ve pek tabii ki çok da muhataralı olduğu da aşikârdır.
24-çok sevdiğim beyoğlu sokaklarında yaşanan son gelişmeler benim zaviyemden böyle görünmektedir vesselâm :-))

lan olum, bu da kıyamet alameti değilse, nedir peki?


yok yok, ben artık iyice kani oldum değerli tp* camiası, bu gidişler hayırlı gidişler değil, hiç ama hiç değil!

baksanıza son zamanlarda başımıza gelenlere: ekonomik kriz, domuz gribi derken şimdi de bu menhus, bu demonic facia vuku buldu!
freko** istediği kadar bana çöreklendiği posttan kostaklanıp 'tırsmayınız, tırstırmayınız arkadaşım!' desin, bütün bunlardan sonra, özellikle de bu aşağıda aktaracağım hadisenin ardından imkanı yok yatışamam, rahatlayamam, sakinleşemem!
kusura bakma freko tırsıtım abicim, hem de fena, tırstım; lütfen sen de tırs acık, olmaz mı?
ya, Allahaşkına söyler misiniz bana, bütün bu olan bitenlerden sonra, hele de dün ajanslara düşen rusya menşeyli o dehşet verici haberi de öğrendikten sonra nasıl tırsmamamı, nasıl sakin olmamı beklersiniz ki benden?!? 
kuşkusuz komünitinin kısm-ı azamasi, yani bolşetsvo'su haberdardır, lakin bilmeyen bi avuç menşestvo için özetliyim beni alarme eden o son olayı.

birkaç gün önce rusya'da doğan bir bebek 'dakka 1, gol 1' hesabı doktor daha kıçını şaplaklama operasyonunu tamamlayamadan, 'lan lavuk, çek elini oramdan, sen beni şörölöf mü yapacaksın?' deyivermiş. anında hücceten gidiveren doktorun düşürdüğü bu demionic yaratık, usta bir amatör kaleci olan babasının son anda yaptığı bir plonjonla yere çarpmasına ramak kalmışken kurtarılmış.
baba, yaşadıklarının şokunu henüz atlatamamışken, doğumhaneyi hemşirenin çığlığı kaplayıvermesin mi?
ne mi olmuş, ne mi olmuş?
daha soruyor musunuz, şeytan bedenlendi işte, artık her bi bok beklenir bu günlerde.
herif, daha birkaç saatlik olan yeni doğanı kast ediyorum, babasının kucağındayken ani bir hareketle kendisine şaşkınlıklar içinde bakan hemşirenin göğüslerine saldırmış ve çapkın bir edayla gözlerini süzerek 'bebek, söle bakim, mesain kaçta bitiyor senin?' deyivermiş. tabii hemşire de o an şakkadanak bayılarak, biraz önce korkudan beyin kanaması, kalp krizi ve akciğer yetmezliği geçirerek zemine yayılan zavallı doktorun üstüne yığılıvermiş. ve hemen ardından bu veledin kendisine korku, endişe ve panikle bakan babasına yumurtladığı herzelere bakar mısınız: 'ya hocam, senin hatların da beni hiç andırmıyor be! şişt annecik, beni kimden peydahladın ha, benim cici yosmacığım!'.
lafın burasında ayrıntıları daha fazla uzatmanın manalı olmadığını düşünüyorum. ajanslara düşen haberlerden yaptığım bu kadarcık alıntı bile vaziyetimizin ne denli vahim, durumumuzun ne kadar korkunç ve de istikbalimizin ne ölçüde alarme edici olduğu hakkında yeterli kanaat oluşturmaktadır umarım sizlerde.
evet, ben tam manasıyla aydınladım ve de manzarayı (dilini eşşek arısı sokasıca amerikanofillerin deyişiyle, 'büyük resmi') gördüm arkadaşlar, o da şudur: biliniz ki kıyamete çok az kalmıştır, bütün bu olanları başka türlü tevilinin ve tefsirin imkanı da yoktur!
şimdi bana 'peki zahir, anlaşıldı tırsak arkadaş, emeline nail oldun, bizim ruhlarımızı da kendi düşmüş ruhun gibi vesveselerin koyu kara gayya kuyularına terkediverdin. öyleyse oldu olacak bu saatten sonra ne yapmamız gerektiğini de söyleyiver bakalım bize.' diyen o güzel seslerinizi aha da buralardan, bakırköydeki o umarsız vak'aların kapatıldığı tecrit hücremden duyuyorum.
duyuyor ve sizlere, siz caaanım cemaat azalarıma bu ahir zamanda son bir kıyak yapıyorum.
işte kıyamet arefesindeki gaafiller için tecrite kapatıldığım şu son günlerde yazdığım 'kıyamet yolculuğu 101'in canalıcı hususları:
1***iş gücü bırakın! artık bu saatten sonra para kazanmak yok, zira dünyada yeterinden çok para var. gidin ve ihtiyacınız olanı alın.
2***doktor reçeteleri, rejimler, ilkeler, kurallar, kısıtlar, hudutlar, limitler, kayıtlar şu an itibarıyla battaldır. herbikes artıkın canının çektiği herbişeyi yapmak, herbiboku yemek, her sıvıyı içmek, her bi yerde çimmek ve de herbikesi çükmek hususlarında tamamıyla müstakildir, hürdür, serbesttir.
3***bu dediklerimi burasına kadar okuyanlarınız varsa şayet, işte o zaman da diyorum ki:
lan hastane müdürüne sesleniyorum burdan, lan müdüüüüür, müdüüüüüür, lan lavuk asabiyeci, beni tıktın da buralara, niye bu zırvalıkları okuyanları elleri kolları serbest dışarda bırakıyosun, ha, neden?

canlarım, sevgili apocalipsseyahatin talihsiz seyyahları, koridordan bi tıkırtılar geliyor. blekböri'mi eşşek yükü rüşvet karşılığı hücreme sokan ve de kolları arkadan bağlı gömleğimi çözen o zebellah gibi hastabakıcının verdiği süre doldu sanırım. inşallah en kısa zamanda, tabi yine rüşvet vererek alabilirsem donanımı, haberleşicez canlarım, hadi bana bay!

*bu yazı ilk olarak http://www.tahinpekmez.org/ sitesinde yayınlanmıştı.
** freko, yukarıdaki sitenin administrator'ıdır.

bu haber doğruysa b.k'u yediğimizin resmidir desek yeridir *

dün vatan'da ilginç bir haber vardı.
haberin ilginçliği muhtevası kadar, bana göre yer aldığı mecra ile olan uyumsuzluğundan da kaynaklamaktaydı.
efenim, dünyanın muteber tıp merkezlerinden birisinde insanların beyin mr'ları çekilmiş. bu mr'lar sigara içen; sigara ve içki içen; sigara, içki ve kahve içen; bunların hiçbirisini içmeyen ve nihayet alzheimer'lı insanlara aitmiş.

aslında haber gazetenin foto-galeri kısmındaydı ve haliyle de büyük ölçüde bahis konusu mr'ların görüntülerinden oluşmaktaydı.
bilmekteyim ki benim canım komünitimin keyifperver azaları mezkur keyif verici maddelerle pek bi içli dışlıdırlar. yine bilmekteyim ki mezkur azalar fevkalade hassas halet-i ruhiyelere maliktirler. işte bu bilmekliklerimin bende husule getirdiği derin farkındalıklar yüzündendir ki, vakt-i kerahate ve akşam yemeğine doğru ilerlediğimiz şu sularda, hassasiyet eşikleri tp cematine göre çok daha düşük olan  yurdumun avarage insanlarının bile midelerini kaldırabilecek evsaftaki bu görüntüleri sizlerle paylaşamıyorum efenim.

sadece çok kısacık, bir bukletçik şifahi izahatla yetinicem:
efenim, bu keyif bahşeden maddelerin hiçbirisini kullanmayanların, bir zaviyeden bakıldığında 'otçul takılanlar'ın beyni zımba gibi imiş. sigara içenlerde ise dejeneratif bölgeler peydahlanmış, yani ölen ve yerini ne yazık ki yenilerinin alamadığı 'arızalı seksiyonlar' oluşmuş. kolaylıkla tahmin edilebileceği üzere, sigara ve kahve içenlerde bu tahribat daha fazla imiş. şimdi sıkı durun: sigara, kahve ve alkole olan muhabbeti bunları her gün tüketmek düzeyinde olan eşhasın beyni ne yazık ki alzheimer hastalarınki ile aynı kıvamda imiş. yani, bu keyif vericilerin müptelalarının beyinleri beyin kanseri olarak da anılan alzheimer hastalarınki ile aynı vahim resmi vermekte imiş. anlayacağınız, keyifperver arkadaşların beyinleri ya tam anlamıyla turşu olmuş, ya da turşu olmak yolunda emin adımlarla ilerlemekte imiş.
ben tıbbi araştırmayı yapanların ve de bunu aktaranların yalancısıyım efenim.
haberi okuyunca, daha doğrusu görselleri izleyince birden 'acaba ben vakit gazetesinin sitesindeyim? diye düşünmedim değil. zira bu kabil haberleri ya vakit, ya zaman, ya da türkiye yapar.
vakit ya da ona muadil bir başka mecranın (gerçi yurdum medyasında vakit nam mevkuteye muadil bir başka ceride, ya da site, ya da kanal var mıdır, olabilir mi, bundan da emin değilim ya, neyse) bu kabil haberlerini 'ideolojik yaklaşıyorlar, tıbbi araştırmayı çarpıtıyorlar, bunlar zaten yeminli alkol düşmanı' felan diyerek savuşturmak ve de mevzubahis keyif vericilerle olan münasebetimizi istikbale taşımak pek kolaydır kuşkusuz.
lakin, yaptığım kontrolle gördüm ki, heyhat, vakit'te değil hakikaten, vatanımda, vatan'dayım!
işte şimdi yazımın girişindeki 'haberin ilginçliği muhtevası kadar, bana göre yer aldığı mecra ile olan uyumsuzluğundan da kaynaklamaktaydı' tespitimi gerekçelendirmeye geldi.
söyler misiniz bana Allah aşkına, bu gazetenin, vatan'ın sahibinden genel yayın yönetmenine, yazarından muhabirine kadar olan bütün bir entellektüel kadrosu içinde bu maddelerin tamamıyla arası kötü olan birisini bulmak mümkün müdür acaba?

Allah Allah, bu işte bir iş var, ama ne?
haber esas olarak fotoğraflardan oluştuğu için detay yoktu, bu da yorum yapmayı güçleştiren bir durum hiç kuşkusuz.
hipokrat'ın geçerliliğini hala koruyan o tadına doyulmaz tıbbi aforizmalarından birisini, tam yerine denk geldiğinden, mealen alıyorum buraya: herşey zehirler, önemli olan miktardır.
haberi yapanlar bu keyif vericilerin ne miktarda kullanımının tehdit ve tehlike oluşturduğunu ne yazık ki belirtmemişler.
sigarada bu miktar hiç kuşku yok ki akla gelecek en alt sınırdır, yani günden tek dal bile zararlıdır, eyvallah.
lakin, içki ve hele de kahve de durum bundan farklı olmalıdır, öyle değil mi?
yani, günde 1 kadeh kaliteli kırmızı şarap, ya da bir parmak fransız konyak, ya da bir parmak skoç viski de mi beynimizi hoşaf etmektedir, bunu mu ima ve iddia etmektedir bu haber?
ve hele de çoğumuzun içmeden güne, çalışmaya, hatta düşünmeye bile başlayamadığımız o misler kıvamındaki aromalı filtreli kahveler, o canım türk kahvesi, o otantik expressolar ve de capuçinolar (kararında bırakıldıkları ve mesela günde iki fincanı aşmadıklarında)da mı beynimizi hoşaf etmektedirler, bunu mu ima ve iddia etmektedir bu haber?
ben doğrusu epeydir haberleri okurken ve izlerken, özellikle de bunlar yandaşlık ve tarafgirlik hususlarında kabarık bir kötü sicile sahip mecralarda iseler 'bu bir manüplasyon olabilir mi? bu haber neyi örtüyor, neyi gizliyor? birilerini köşeye mi sıkıştırmak istiyorlar? acaba reklam alamadılar da ondan mı bu haber oluştu? nereye, kime, hangi mahfile selam sarkıtıyor ya da hangi çevreleri tehdit ediyorlar?' gibi rezervlerin eşliğinde yapmaktayım bunu. diyelim ki bu seferde böyle oldu ve vatan bu haberi mesela kahve, mesela alkollü içecekler, mesela sigara sektörlerini hizaya getirmek için yaptı, eğer öyle ise korkacak bir şey yok, en azından bu keyif vericilere yukarıda değindiğim çerçevede yaklaşırız, yani sigaraya bye by, deriz, alkol ve kahveyi ise kararında bırakırız, olur biter.
yok, şayet sadece sigaranın değil, alkolün ve hele de kahvenin bile makul miktarlarda mesela gurmelik ve tadımlık nispetlerde tüketilmeleri durumunda dahi mezkur haberin ima ve iddia ettiği üzere 'beynimizin hoşaf olması, gri hücrelerimizin bir nev'i 'serebral vaginalis'e uğramaları ve de akıbetimizin beyin kanseri denen alzheimer tablosuna doğru adım adım ilerlemesi hakikatse, napçaz o zaman ?!?
bu haber doğruysa bok'u yediğimizin resmidir desek yeridir.


* öyle ümid ediyorum ki, başlık ve yazıdaki b.k'a takan çıkmayacaktır, freko bile bu hususta soğukkanlılığını muhafaza etmeyi becerecektir. şayet buna laf eden olursa, memleketin en mutena, en müstesna, en tutucu ve en steril kültür ve sanat dergisinde çıkan ve b.k. temelli olan şiiri ona anımsatırım efenim. anlayacağınız dünya çok değişti, şimdi ana akım mecralarda bile artık insanlar kemal-i afiyetle ve de ciddiyetle ve dahi sebatla feçes temelli san'at yapabiliyorlar efenim. ancak ben yine de, sizlerin muhtemel hassasiyetlernizi gözeterek, bu kavramı olabildiğince, 'peçeli', mümkün mertebe müeddep ve de elimden geldiğince şifreli yazdım, umarım tatminkar bulunur bu gayretlerim.

meraklanılası hayatlar - 1: SB'ın fevkaladenin fevkinde enteresan ve bir o kadar da esrarengiz öyküsü *

1*Gizemli birisi. Hakkında bilgi toplamak istediğinizde, hayatına dair ayrıntılara girmek istediğinizde zorlanıyorsunuz. Zorlanıyorsunuz, çünkü kamuoyuna açık kaynaklarda ona dair az bilgi var. Eğer o size güvenmişse kendinden, hayatından bahseder. Bir de sevmişse sizi, bu takdirde ruhunun gizli labirentlerinde bile dolaştırabilir sizi. Ancak, sakın gereksiz yere hayale kapılmayın ve onun kendisine, hayatına, hayatının özellikle bazı alanlarına, bazı özel meraklarına; örneğin ‘büyük sırrın’, ‘mutlak hakikat’in, ya da ‘evrensel plan’ın ardından bir ömür boyu yaptığı zahmetli, yorucu ve insan ruhunu incelten seyahatine dair bir şeyleri ağzından kaçıracağını ummayın. Dedim ya, o sizi sevmişse kendinden bahseder, hem de uzun uzun. Yakınlık hissettiği, ilişki kurduğu insanlara, başlangıçta anlattıkları aslında standart şeylerdir. Öyle ki, görüşmeleriniz devam ettiğinde, SB’ın aynı şeyleri döne döne anlatması yüzünden onun hafıza problemi olduğuna, ya da takıntıları yüzünden bazı konuları defalarca anlatmaktan kendisini alıkoyamadığına hükmedebilirsiniz pekala. Aslında ikisi de doğru değildir. Bu bir çeşit erginleşme (tekris=initiation=olgunlaşma) sınavıdır. SB sizin sabrınızı, dayanıklılığınızı test etmektedir. Bu mini sınavları yüzünüzün akıyla geçtikçe SB size giderek daha derin, daha şahsi bilgiler vermeye başlayacaktır. SB ile ilişkiniz bir noktadan sonra bir nevi erginleşme-aydınlanma sürecine dönüşür anlayacağınız. Zira o iniyise edilmiş, aydınlatılmış birisidir. İskoç Ritinin en üst basamağından, 33. dereceden masondur. Yani büyük üstattır(üstadı-ı azam=maşrıkı azam). Nerdeyse ömrü boyunca bilginin; gerçeğin bilgisinin arkasında yaptığı o inanılmaz yolculuğun çeşitli merhalelerinde yaşadıklarını, layık olduğuna ve kaldırabileceğine inandıklarına, şartların izin verdiği ölçülerde aktarmakta; 'gerçek'in, ‘gerçek gerçek’in, ‘mutlak gerçek’in, ‘derin gerçek’in, 'Sırların Sırrı (Sırrü'l Ekber)'nın, 'Kutsalların Kutsalı (Sanctum Sanctorum)'nın o çok lezzetli pınarlarından damlalar sunmaktadır onlara. Tam bir aydınlatılmış / aydınlanmış (illuminated, enlightenment) tutumu, gerçek bir büyük üstat tarzıdır bu.

2*Kısa Haltercümesi? SB’ın olabildiğince tam ve doyurucu bir biyografisi için yeterli bilgiye erişmek benim için bela bir uğraştı doğrusu. Dedim ya, gizemli bir vak’a ile karşı karşıyayız! Türkiye’nin en önemli kişilerinden olan SB bu kondisyonuyla hiç de uyumlu olmayan mütevazı bir hayatı sürdürür. Bırakın Türkiye’yi, SB’ın uluslar arası iş ve politika çevrelerinde dahi ağırlığı epey fazladır. Buna karşın o, göze batmaktan hoşlanmadığından, ‘lay lay lom (yüksek sosyete, cemiyet) hayatı yaşamaz, ramp ışıklarına pek çıkmaz ve şov yaparak ilgi derlemez. Bütün bunlar bir taraftan onun karakteristik özelliklerinden gelirken, bir yandan da hayatının neredeyse 50 yılını alan masonik yolcuğunun ona kazandırdığı alçakgönüllü ve iddiadan uzak tavrın sonucudur. SB hakkında bilgi toplarken karşılaşılan zorluklar aşılması müşkül cinstendir. Ne demek mi istiyorum? Şunu: Bir kurum, bir kişi, bir olay ya da bir kavram hakkında bilgi sahibi olmak istediğinizde eskiden kütüphaneye giderdiniz, şimdi ise malum internete sörf yapıyorsunuz. Arama motorlarından birisine girer ve aradığınız şeyi yazarsınız. Ardından da, istemediğiniz kadara çok, bazen milyonlarca site, dökülür ekranınıza. Çoğunlukla bu bilgi yığının altında kalır, onun çok çok küçük bir kısmını ancak kullanabilmiş olmanın yarattığı depresif etki ile ayrılırsınız sörften. SB için internet’te arama yaptığımda tamamen aksi istikamette bir duygu ile, aradığımı bulamamış olmamın yarattığı derin bir hayal kırıklığı ile kalkmıştım lab-top’ımın başından. Küresel ölçekte sahip olduğu ağırlığa karşın, bazısına yukarıda değindiğim nedenlerden dolayı, SB hakkında, biyografisi anlamında, neredeyse hiç bilgiye erişemiyorsunuz. Ona göre çok daha önemsiz kişilere dair bilgiler ibadullah iken, SB hakkında ise neredeyse dişe dokunur mahiyette hiçbir şey bulamıyorsunuz.
SB’nin hayatının gizemli yanları yüzünden internetteki bazı bilgiler – güçlü mason biraderlerce - silinmiş midir acaba, ne dersiniz? Neyse, spekülasyonun dibine bu kadar dalmadan devam edelim SB’ nin izini sürmeye.

3*Erişebildiğim kırıntılar. SB'ın pederi MB esaslı adammış doğrusu. SB soyadından da anlaşılacağı gibi esasen Ağrı’nın bir ilçesinden almakta köklerini. Kürt asıllı vatandaşlarımızdan. Babası MB yörenin kanaat önderlerindenmiş. B.lar geniş bir aile, ancak aşiret boyutunda değiller. Kürtlerin genel tutumunun aksine yörelerindeki kürt aile ve aşiretleriyle değil, başka coğrafyadaki Kürt ve Türk ailelerle ilişki geliştirmeyi tercih etmişler. Özellikle de Orta Anadolu menşeyli olanlarla. MB ailesini İstanbul’a taşıdıktan sonra Çamlıbeller ve Kartlar gibi Orta Anadolu kökenli Kürt aileleriyle kız alıp verme ve ortak iş kurma gibi yakın ilişkilere girmiş. MB’nin yukarıda değindiğim önder, lider vasfı onun bir cazibe merkezi olmasına yol açmış. Etrafında toplanan, çoğu Kürt, çok sayıda gençle Arnavutlara karşı savaş açmış MB. O sırada Arnavutların elinde olan ve Hasköy – Sütlüce merkezli hayvan kesim işinde kısa zamanda önemli bir kuvvet haline gelmeyi başaran SB’ın babası bu sefer de gözünü mezbahayı ele geçirmeye dikmiş.  Ancak bu iş hiç de kolay olmamış. Arnavutlar bu işi çok uzun süredir tekellerine almışlar zira. Bu işi tek başına yapamayacağını anlayan MB güçlü müttefik arayışına girer. Aslen Konya’nın Cihanbeyli ilçesinden olan ve bir müddetten beri İstanbul’da yaptığı cüretkar ataklarla dikkatleri çeken Ömer Kart MB’nin aradığı müttefiktir. Kartlar Orta Anadolu’nun önemli, sözü geçen Kürt ailelerindendi. B’lar ve Kartlar güçlerini birleştirdiklerinde Sütlüce mezbahasının Arnavutlardan koparılıp alınması mümkün olmuştu. MB artık doğudan gelen hayvanları keserek İstanbulluyu doyuran güçlü Kürt’tür. Bu durum gelirlerinin süratle artmasına yol açar. Öyle ki, kısa süre sonra kazandığı paraları koyacak yer bulamamaya başlar. Bu durumdaki birisinin İstanbul’da 2 dünya savaşı arasında yatırım adına yapması en doğru olan şeyi yapar ve gücünün yettiği, elinin eriştiği bütün gayr-ı menkulleri toplamaya başlar.

4*Oğul babanın yolundan giderse ne olur? Bazı zaman oğul, kuşkusuz izlenen yolun mahiyetine bağlı olarak, abad olur! Oğlu SB da babasının mülke olan yaklaşımını bugüne kadar sürdürmüştür. SB’yi iyi tanıyanların dillerinden düşürmedikleri ‘SB’ın tapularını futbol sahası büyüklüğünde bir yere bile sığdıramazsınız! O Türkiye’nin gizli emlak kralıdır, gizli dolar milyarderlerindendir.’ şeklindeki şayiayı(hatta efsaneyi’) gelin de kulak ardı edin bu durumda! SB en iyi okullarda okur, eğitimini İngiltere’de 1. sınıf kurumlarda tamamlar. Mükemmel bir Londra şivesiyle konuştuğu İngilizcesi ona başarıya giden yolda büyük avantajlar sunar. Öte yandan başka meziyetleri daha vardır. SB çok sıcak, mütevazı bir kimliğe sahiptir. Bu sayede de deliyle deli, veliyle veli olmayı becerebilmektedir. Bu hususiyetleri sayesinde kendi alanlarında küresel manada ağırlığı olan simalarla yakın dostluklar geliştirmeyi başarırı. Henry Kissinger Türkiye’ye ilk geldiğinde ‘Buradaki ilk samimi dostum SB’tır!’ demişti. Hedef 2023 Forum’unun 2 yıl önceki oturumlarının flaş konuğu Richar Perle de ilk gün öğle yemeğindeki konuşmasını şu cümleyle açmıştı: ‘İşlerimin yoğunluğu yüzünden buraya gelirken çok zorlandım. Ancak davet eden SB idi ve onu kıramazdım!’ Evinin, daha doğrusu evlerinin ve ofisinin duvarlarını süsleyen pek çok resimde onu dünyanın en önemli simalarıyla kol kola, el ele görebilirsiniz. Evet, SB işte bu denli etkin biri uluslar arası arenada. Kürt kökenli iş adamlarımız arasında yapılan en zengin 100 sıralamasında onun 3.lüğe yerleştirildiğini gören bazı çevreler, ‘SB gerçekten 3. olabilir, ancak Avrupa çapında!’ diye espri yapmışlardı.

5*Ramp ışıklarından kaçmak SB’nin tarzıdır. 1969-1973 ve 1975-1979 dönemlerinde çok büyük bir spor klübünün başkanlığı yapan SB özelikle ilk başkanlık dönemi sırasında, yani CÖ’nın Teknik Direktörlüğü ve BB’ün antrenörlüğünde camiaya yaşattığı başarılarla mezkur klübümüzün özellikle de futbol bakımından unutulmaz simaları arasına girmiştir. Bu dönemde bahse konu klüb bir ilke imzasını atmış, Türkiye Liginde ilk defa 3 yıl üst üste şampiyonluk kupasına uzanmayı bilmiştir. Aslında onun mezkur camia gibi Türkiye’nin en büyük klüplerinden birisine başkanlık yapması yukarıda bahsettiğim karakter özellikleriyle uyumlu değildir. Gerçekten de SB bu görev kendisine önerildiğinde ilkin bunu üstlenmemek mevziinde çok direnmiş, kamuoyunun gözlerinin önünde olmaktan hoşlanmadığına vurgu yaparak bu görevden affını istemiştir. Camia ise, kulübün içine düştüğü sıkıntıdan ancak SB gibi çelebi ve kalender görünümünün altında hedeflere kilitlenebilen inatçı bir ‘sakin kuvvet’le saklayabilen bir vazife adamıyla çıkabileceğine inanmıştı. Sonunda camia SB’ı ikna etti. SB artık başkandı. Neticede de onu başkanlık için destekleyenler pişman olmamışlardır. Öte yandan, TÜSİAD, İTO, İSO gibi meslek örgütlerinin 30 yıldan fazla bir zamandır önerdiği en üst seviyeden temsil görevlerine bir türlü sıcak bakamamıştır.

6*Kelimenin gerçek anlamıyla ‘tutumlu bir mesen!’ SB eli sıkılığıyla bilinir. Öyle ki, onu yakından tanıyan neredeyse herkesin aşina olduğu ve SB’ı İskoçlarla, Kayserililerle, ya da Yahudilerle özdeşleştiren bir anı, anekdot ya da öykü vardır. Kamuoyunda şekillenen bu aşırı tutumlu profiline karşın SB, sosyal vecibelerine ciddi kaynaklar aktaran birisidir. Özellikle de sanata, eğitime verdiği göz kamaştırıcı destekler onu çağdaş bir mesen durumuna getirmiştir. SB, klasikten moderne bütün anlayışlardaki sanatçıların başları sıkıştığında müracaat edecekleri ilk adreslerdendir. SB’ın sanat, kültür, eğitim konularında bu denli verici olması onun mason, üstelik de 33. dereceden büyük üstad oluşuyla irtibatlıdır kuşkusuz. Aydınlamaya bir ömür vermiş gerçek bir aydının, bir büyük üstadın başkalarının da aydınlatılmasına katkı vermesi doğaldır. ‘Büyük gerçek’e, ‘evrensel hakikat’e, ‘Evrenin Ulu Mimarı’nın o muhteşem ve ama erişilmesi pek zor olan ‘Görkemli Plan’ına birazcık olsun vakıf olabilmek adına samimi bir şekilde debelen herkese yardımcı olmak masonluğun temel amillerinden ve prensiplerinden değil midir?

7*Sürekli öğrenme peşinde bir yaşam. SB olağanüstü kültürlü birisidir. Çok okur, hem de umum-vasat tarafından okunması ve anlaşılması müşkül şeyleri okur.Ve bunları o kıvrak ve spekülatif zekasıyla pek güzel birleştirir. Buna karşın kendinden, entelektüel durumundan hiçbir zaman memnun değildir. Bildiklerinin, hayatı boyunca öğrendiklerinin kendisini cehaletin sahillerinden ancak 1-2 mikron uzaklaştırabildikleri hissinden bir türlü kurtulamaz. Bu yüzden de daimi olarak güzel bir huzursuzluk ve bir okuma-öğrenme açlığı içindedir. Sahip olduğu antika eşya koleksiyonu dillere destandır. Ancak onun favorisi kitap koleksiyonudur. Kitapları için bilenler ‘onlar SB’nin şahsi bilançosunun en kıymetli aktiflerindendir.’ diye düşünürler. Kütüphanesindeki pek çok kitap ‘kitap kurdu’ diye tabir edilen kesimde derin iç çekişlerine, büyük kıskançlıklara neden olacak vasıflardadır. Doğrusu ben, SB’ın kitaplığının bazı azaları için rahatlıkla hayatlarından 5, hatta 10 yıl verecek kitap delileri olduğundan adım gibi eminim. Üstadın kitap koleksiyonu hakkında kitapseverler arasında dolaşan bazı şayialar gerçekten çok ilginçtir. SB’nin masonik geleneğin icabı gereği hem pozitif bilimlerden hem de gizli ilimlerden beslenen külliyatında Ebu Arif- el Mazandarani’nin efsanevi ve de lanetli ‘O’nun gizli adının örtüsünün kaldırılması, Yüzüncü Ad’nın da bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu şayia bize üstadın ne denli sıra dışı ve rafine bir figür olduğuna dair yeterince ip ucu vermektedir sanırım.

8*Diğer bazı meraklı malumat. SB’ı ana hatlarıyla resmetmeye çalıştığım denememin son kısmında ona dair çeşitli alanlardan bilgilerle bir kolaj yapacağım.
Diplomat ve meslektaşı Muharrem Nuri Birgi’den miras kalan ‘Belkis Hanım Yalısı’nı, Sabancı’nın Atlı Köşk’ü gibi, müzeye dönüştürmek projelerinden birisidir. Türk-İslam Geleneğini en iyi kucaklayan mimarlarımızdan Turgut Cansever’in elinin değdiği bu proje tamamlandığında kentimiz ve ulusumuz ciddi bir kültür yuvasına kavuşmuş olacaktır.
Kimisine göre insanlığın hayrına çalışan en zenginlerin üst örgütü; çoğunluk içinse fesat ve kötülük yuvası, ‘Küresel devletin Kraliyet Konseyi’ olan ‘Bilderberg Konferansı’nın Türkiye mümessili SB’dir. Bilderbeg’e coğrafyamızdan 30 yıldır kim gitmişse onun referansı ile gitmiştir. Bu bağlantı, SB ‘nin küresel ölçekli etkinliğinin bir başka kanıtıdır.
Büyük masonlardan olan ‘para sihirbazı’ lakaplı George Soros da SB’nin dostlarındandır. SB, Soros’un ‘Açık Toplum Enstitüsü’ne destek vermekte, öte yandan Soros’un fonlarının Türkiye ve Türklerle ilgili bazı projelere kanalize edilmesinde de ciddi roller üstlenmektedir.
Pek çok akil adamın ülkemizin, insansımızın 2023’teki durumunu tartıştığı o çok önemli toplantılar dizisi ‘Hedef 2023 Forum’unun ‘Onursal danışma Kurulu Başkanı’dır SB. Bu forumdan bahsetmişken, SB ile ilgili bir ayrıntıya daha girmeden duramıyor insan. Açın formun kitapçığını, sponsorlara bakın lütfen. 2 sayfa dolusu, her biri birbirinden önemli, sponsor arasında bir tek şahıs ismi göreceksiniz: SB! Bütün sponsorlar kurum, bir tek SB şahıs olarak işin içinde. Hem de öyle böyle değil, ta merkezinde; Anlo-Amerikalıların ifadesiyle ‘meselenin kalbi’nde. Onu yakından tanıyan bir dostumun veciz ifadesiyle bu resim SB’nin bir yandan ‘solo yapmaktan ne denli hoşlanan birisi olduğuna’, öte yandan da küresel ölçekte ne denli ‘sıklet merkezi’ olduğuna işaret etmekte.

9*SB ile ilişki kurmak önemlidir. Doğru yaklaşır, düzgün tutum alırsanız SB size kazandırır. Hem de çok! Bilderberg’e bile gidebilirsiniz onun sayesinde. Bilderberg hakkındaki bilginizin en az benimki kadar olduğu kabulünden hareketle bu mevzuyu derinleştirmeyeceğim. Ancak şunu söylemek farzdır tam bu noktada: Eğer Bilderberg’e katılabilirseniz, sizi artık kimse tutamaz, bunu da böyle bilin! SB sizi Bilderberg’e önermeden önce Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Mason Locası’na dahil olmanız için teklif de bulunabilir. Buna da hazırlıklı olun. SB gibi birisinin yanında dini fanatizm, milliyetçilik, devletçilik, sınıfsal mücadeleler gibi 'insanlık camiasını bölen olgular'ı destekleyecek konuşma ve tutumlardan kaçınmak gerekir. O böylesi bir tutum alsa bile, ki sizi sınamak için mutlaka yapacaktır bunu, siz bundan zekice kaçınmak durumundasınız. Bilderberg hakkında son bir not daha: Dünyanın pek çok önemli kişisinin, henüz mütevazı bir mevkideyken, katıldıkları Bilderberg toplantıları akabinde inanılmaz yerlere geldiklerini biliyorsunuzdur. Dedim ya, SB ile doğru düzgün bir ilişki kurduğunuzda, Bilderberg de dahil olmak üzere, pek çok kapının açıldığını göreceksiniz. O size çok sıradan şeyler soracak, sizi övecek, hatta bazen sizi göklere çıkaracak, sık sık da görüşlerinize muhtaç olduğundan bahsederek sizden yardım isteyecektir. Onun taleplerini çok iyi tartmalı, gereksiz yere konuşmamalı, abartılardan kaçınmalısınız. SB’yi olabildiğince çok konuşturursanız, onun ‘derin sırları’na giden yolda birlikte yolculuğa çıkışınızın şartlarını da yaratmış olusunuz. Onu konuşturmaya çalışırken onun bir öğrencisi olduğunuz havasını hakim kılmalısınız yaklaşımınıza. Onun öğretmen-üstat, sizinse inisiye olmak isteyen bir talebe olduğunuz havasının hakim olduğu atmosfer sizin kazanç sağlayacağınız devam yoludur. Ha, unutmadan, Umberto Eco’nun ‘Foucault Sarkacı’ romanını, okuduysanız bile, altını çizmek suretiyle bir kere daha okumanızı öneriyorum. Bu romanın içerdiği kültürel arka plan sayesinde SB ile ilişkinizin size önemli avantajlar sunmasına yol açacak mahiyette gelişmeler belirebilir afakınızda. Muhtemel, potansiyel münasebetlerin kuvveden fiile çıkmasını ve hiç kuşku yok ki bu münasebetlerin müspet sonuçlarını heyecanla bekliyorum. Sizi Bilderberg’e bile taşıyabilecek SB kontağını iyi kullanacağınız ümidiyle paylaştım bu satırları sizlerle ey muhterem kari.
(*) 3 yıl önce bir ihtiyaca binaen yazdığım bu satırları şimdi okuduğumda; masonlara ve masonizme açtığım avansın devasa boyutlarını bütün çıplaklığıyla ve objektif bir nazarla görerek dehşete düştüğümü bütün samimiyetimle itiraf ediyorum. Şimdi yazsam yazının sadece üslup ve malumat kısmı değil, ancak daha da önemlisi mahiyeti ve zihniyeti de çok farklı olurdu. Lakin, şahsi yazıclığıma tarihsel bir not düşmek bakımından, orijinal haliyle paylaşmayı uygun gördüm.
hamiş: Yukarıdaki yazı Aralık 2007'de tamamlanmıştır.