01 Ocak - 31 Aralık 2024 döneminde, Pazartesi'nden Cuma'ya hafta içi her gün 14.55 - 15.00 saatleri arasında TRT Radyo 1'de yayınlanan, bütün yıl boyunca da toplamı 262'ye erişecek olan Sayfaların Dilinden programının metinlerini yazıyorum. Mezkûr metinler, muhtasar bir ifadeyle, insanın kendisiyle, diğer insan kardeşleriyle, bitki - hayvan - böcek - toprak - su gibi bileşenlerinin oluşturduğu o alâimisemâ mahiyetli muhteşem mimari ve muhtevanın referans verdiği eko-sistemle, tarihsel mirasla, eşyayla, mekânla, zamanla, uzayla teması sırasında deneyimlediği olgu - mesele - süreç - olay gibi Varoluş Dairesi'nin fenomenlerinden / tezahürlerinden birisinin, ana hatlarıyla da olsa, kuşatılma teşebbüsüdür. 2025 yılında kitaplaştırılacak olan bahis konusu entelektüel hasılanın yılın 38. haftasına denk düşen 16 Eylül - 20 Eylül döneminde yayınlanacak olanları aşağıdadır. Onlara dair görüş, öneri, katkı ve eleştirilerinizi metinlerimin altındaki yorumlar kısmında ya da sosyal medya hesaplarım üzerinden paylaşabilir, programları, TRT Dinle'yi cep telefonunuza indirerek Dünya'nın bütün coğrafyalarından dinleyebilirsiniz.
186) Samuel Huntington ve Medeniyetler Çatışması
Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba;
Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını
üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının
bugünkü konusu Samuel Huntington
ve Medeniyetler Çatışması.
18
Nisan 1927 doğumlu, Foreign Policy Dergisi’nin Warren Demian Manshel’le birlikte eş-kurucusu,
dış politikada uzmanlaşmış bir siyaset bilimci, yazar, akademisyen, danışman, Jimmy Carter döneminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik
Konseyi Güvenlik Planlama Koordinatörü Samuel
Phillips Huntington, siyaset biliminin George Kennan, Zbigniew Brzezinski,
Henry Kissinger ve Francis Fukuyama’yla birlikte, en önemli Amerikalı düşünürlerindendir. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının
fitilini ateşleyeceği süreç, 25 Aralık
1991’de, Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un istifa etmesine müteakip, Sovyetler Birliği’nin ve Sosyalist Sistemin
dağılmasıyla noktalanacaktı. Bu durum, Soğuk Savaş’ın da sonuydu. Küresel sistemi altüst eden bu
radikal dönüşüm, global liderlik boyutunda rakipsiz kaldığı için eli rahatlayan
ABD’deki fikir odaklarını, aktüel zeitgeist’a uyan argümanlar serdetmek
hususunda motive etmiş; ülkelerini, yönünü arayan insanlığın tartışmasız belirleyicisi kılacak bir bağlamın inşaası için ürettikleri çok sayıdaki hipotezden
ikisi öne çıkmıştı. Bunlar; Huntington'ın, 1992’de
verdiği bir konferansı, aynı yıl yayımlanan öğrencisi Fukuyama’nın Tarihin Sonu ve Son İnsan’daki
tezlerine ciddi itirazlar içerecek şekilde güncelleyerek, Medeniyetler Çatışması mı? başlığıyla Foreign Affairs’in Yaz 1993 sayısında yayımlanan makalesindeki
argümanlar ve Fukuyama’nın bahse
konu eserindeki tezleridir. Makalesinin olağanüstü etkili olması, Huntington’ın onu geliştirerek Medeniyetler Çatışması ve
Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması adıyla 1996’da kitaplaştırmasını sağladı. Kariyerine 1950’lerin başında askerin devlet içindeki yeri ve
sivillerle ilişkisini inceleyerek başlayan, akabinde, karşılaştırmalı siyaset,
uluslararası ilişkiler ve modernleşme sahalarına odaklanan Huntington, 1950 –
1959 dönemiyle, 1963’ten öleceği 24 Aralık 2008’e değin, 54 yıldan fazla bir
süre mensubu olduğu Harward Üniversitesi’nin en popüler ve etkili
aktörlerindendi. Medeniyetler Çatışması’nın
temel tezleri, kabaca, şunlardır: Soğuk
Savaş sonrasında çatışmalar, ülkeler ve ideolojiler arasında değil, etnik
kökenin fikri ifadesi olan milliyetçilikle, dini inançların şekillendirdiği kültürlerin
en üst ifadesi olan medeniyetler arasında gerçekleşecek. Öncesindeki dönemin aksine, Soğuk Savaş sonrasında Batı dışı
medeniyetler pasif ve sömürülen alıcılar değil, aktif, bağımsız ve etkili aktörler
olarak tarihteki yerlerini alacak. Katolik – Protestan inancın oluşturduğu
Batı Medeniyeti, Ortodoks Medeniyeti, İslâm Medeniyeti, Konfüçyüsçü Çin
Medeniyeti, Hindu Medeniyeti, Budist Medeniyeti, Sahra Altı Afrika Medeniyeti
ve Japon Medeniyeti Dünyanın önemli medeniyetleridir. Batı’nın değer ve sistemlerini
‘evrensel normlar’ addedip diğer
medeniyetlere dayatması çatışma üreteceğinden, yanlıştır. Ekonomik, politik
ve askeri güç odakları, Batı’dan, potansiyel müttefik olan Çin ve İslâm
Medeniyetlerine kayacak; Batıyla bunlar arasında çatışmalar yaşanacak.
Köklü değerler setini terk edip, Batınınkileri ithal etmeye çalışan Türkiye,
Meksika, Rusya ve Avustralya bölünmüş ve kararsız ülkelerdir. Huntington’ın değindiğimiz West versus
Rest - Batı Geri Kalana karşı! olarak özetlenebilecek anlayışını Edward Said, Cehalet Çatışması makalesinde
‘pür
ırkçı, Arap ve Müslümanları ötekileştiren Hitlervari bir tür bilim parodisi’,
diyerek; Noam Chomsky’yse, 'Amerika’nın Soğuk Savaş sonrasında yapacağı zulümleri aklamak için kullanacağı, komünizmi ikame edecek, yeni bir düşman yaratmak gayreti' ifadesiyle eleştirdi.
Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte, liberal demokrasiyle desteklenen serbest
piyasa kapitalizminin diğer ideoloji ve sistemler karşısında kesin bir zafer
elde ettiğini; Dünya düzeni hakkında bildiğimiz ne varsa, tamamının ontik ve
epistemik manasını kaybettiği yeni bir dönemin, tarihten sonra gelen bir çağın yaşanacağını
argümante eden sağ Hegelyan düşünür Fukuyama’nın,
görüşleriyle çelişmesine karşın ‘kapsamı ve çağdaş küresel
siyasetin inceliklerini kavraması bakımından göz kamaştırıcı’ diye övdüğü, Kissinger’ınsa göklere çıkardığı, siyaset
bilimi alanında aldığı atıflar bakımından Marx
ve Engels’in Komünist Manifesto’sundan sonra gelen, küresel çoksatar Medeniyetler Çatışması, eleştirel bir
nazarla okunması icap eden bir klasik, referanslarımızdan biri ve meraklısına
da şayanı tavsiyedir. Bir sonraki programımızda
birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli
dinleyenler.
187) Simetri
Radyo 1'in değerli dinleyicileri, merhaba;
Ziyaver Şencan'ın metnini yazdığı, Berivan Erin'in yapımcılığını
üstlendiği, Rıza Okur'un sunduğu Sayfaların Dilinden programının
bugünkü konusu Simetri.
Müzikte, şiirde, dansta, hayvan ve böceklerin hareketlerinde;
ayçiçeklerinden çam kozalaklarına, kar tanelerinden kuşların tüylerine, çiçeklerin
taç yapraklarından denizi gökyüzünden ayıran ufuk çizgisine, bazı coğrafi
şekillerden astronomik fenomenlere ve insanların yüz ve bedenlerine değin,
doğanın sayısız görüngüsünde beliren simetri; matematik, fizik,
astronomi, kozmoloji, kimya, biyoloji, fizyoloji bilimlerine sızan kozmik bir antitedir. Simetri, matematikte,
birbirinin aynısı, ya da mutlak dengi olan iki şey için kullandığımız eşit, ya
da, eşdeğerli kavramlarıyla akrabadır. Bu bağlamda simetri; tamamı fizik
yasalarına tâbi olan Higss Bozonu, atom, insan, kıta, yıldız, galaksi ya da
Evren’in bütününden herhangi birine referans veren bir fiziksel sistemde
gerçekleşen bir değişiklikten sonra, sistemin önceki ve sonraki hallerinin eşit
olması durumudur. Sistemdeki değişikliğe simetri işlemi, ya da, simetri
transformasyonu denir. Bir diğer deyişle simetri, bir fiziksel
sistemin bir transformasyon karşısındaki değişmezliğidir. ‘Wir müssen
wissen, wir werden wissen! - Bilmeliyiz, bileceğiz!’ mottosunun müellifi, tüm
zamanların en büyük matematikçilerden David Hilbert’in talebesi, gelmiş
geçmiş en önemli kadın matematikçi Emmy Noether’nın ispatladığı Noether
Teoremi, kuantum kuramının mikro dünyasıyla, genel göreliliğin makro
dünyasındaki süreçlerin simetri tarafından nasıl yönetildiğini göstermesi
bakımından, fizikle simetriyi birbirine doğrudan eklemleyen bir teorik imkândır.
Büyük patlama öncesindeki ve sırasındaki o sonsuz büyük sıcaklık ve basınç
şartlarında, Evren’deki dört temel kuvvet olan Zayıf Nükleer, Yeğin Nükleer, Elektromanyetik ve Kütleçekim Kuvvetilerini
bir araya getirerek birleştiren şey, ayar
değişmezi denen bir simetri ilkesiydi. Bütün madde, enerji, mesaj,
bilgi, uzay ve zamanı, Evren’in genişlemeye başlamasından önceki fazında, bir
potada eriterek birleştiren mezkûr ayar değişmezliğinin mutlak
simetri prensibi, fizik yasalarının çöktüğü ve varoluşa dair bildiğimiz ne
varsa tamamının paranteze alınarak denklem dışına atıldığı Kara Delik
içerisinde de geçerlidir. Parçacık fiziğinin en olgun anlatısı olan Standart
Modeli, her temel parçacığın, aynı kütleli, zıt yüklü bir karşı parçacığı
olduğu iddiası yüzünden, çok simetrik bulduysanız, acele hükme varmayınız deriz, zîra, ondan çok daha simetrik olan bir kuram vardır. Bahsettiğimiz şey, başta kuramsal
fizikçiler, matematikçiler ve kozmologlar olmak üzere, birçok disiplinden
sayısız düşünürün epeydir peşinden koştuğu Her Şeyin Kuramı, ya da, Büyük
Birleşik Kuram olmaya en yakın hipotez olan, 11 boyutlu bir uzay-zaman
sürekliliği resmi veren o karmaşık denklemler setiyle, Süper Sicim Teorisi, yâni,
M-Teorisidir. Bu teori, beynimizin tasarlayabileceği en simetrik iddiadır. Gündelik konuşmalarımızda sıklıkla dem vurduğumuz güzel
kadın, yakışıklı erkek gibi nitelemelerin altında yatan, kendilerinden
beğeniyle bahsettiğimiz o kadın ve o erkeğin fizyonomilerinin orantılı ve
muntazam oluşu, bir diğer deyişle, simetrinin derin ilkelerine uymalarıdır.
Enteresan olan husus, 13.8 milyar yıllık geçmişini gözlemleyebildiğimiz kadarıyla
Evren’de gerçekleşen bütün kozmik süreçlerin kök nedenlerinden olan ayar
değişmezliği dediğimiz simetri ilkesinin; insanları, hayvanları, böcekleri,
cansız doğayı, araçları, binaları ve aletleri güzel bulmamıza yol açan o derin
içsel simetri ilkesiyle bir ve aynı olmasıdır. Ezcümle, Evren’deki her şey,
varoluşun köklerini besleyen simetrinin dışa vuran tezahürleridir.
1988 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan 3 kişiden biri ve Tanrı Parçacığı kitabıyla Higss Bozonu’nu tanıtan Amerikalı deneysel fizikçi ve bilim yazarı Leon Max Lederman’ın, Amerikalı kuramsal fizikçi Christopher T. Hill’le birlikte yazdıkları Simetri ve Evren’in Görkemli Güzelliğini Anlamak, varoluşun birçok olgusunun nasıl da simetriyle şekillendirildiğini, bilimin en derin gerçekliklerinden olan bu kavramın, aynı zamanda gündelik güzellik anlayışımızın da temelini oluşturmasının nedenlerini ortalama okurun anlayabileceği şekilde dillendirilen zekice yazılmış yetkin bir eser, kaynakçamızın dominant metni ve meraklısına okuma önerimizdir. Bir sonraki programımızda birlikte olmak dileğimizle; hoşça kalın, kitapla ve muhabbetle kalın değerli dinleyenler.



















