Turgut Uyar: Belki de asıl ustalık budur, her zaman acemi olmayı bilmek

‘Belki de asıl ustalık budur, her zaman acemi olmayı bilmek’ demesini becerebilen; böylesi arifane, dervişane ve mütevazi bir duruşu sergileyebilen bir Türkçe ustası, rafine bir şair ve gerçekten de  hakiki ve sahici bir 'sivil edip'ti Turgut Uyar. Bir taraftan umumi duruşu ve yaşamsal pratikleriyle, öte yandan da inşa ettiği 

metaforlardan mürekkep edebi köprüleri marifetiyle o; Edip'le Edeb'in müşterek alanlarının mütekabili olan bir anlam dairesine referans veren ve esas olarak bu dalga boyunda temayüz eden bir kültür ve sanat erbabıydı. Edebiyat, edip, edep ve müeddep kavramlarının hem asarda ve hem de hayatın hemen her veçhesinde bu denli organik bir artikülasyon içerisinde mezcedilebilmiş olması fevkalâde nadirattan bir durumdur.

1927’nin bir Ağustos sıcağında, mezkûr ayın dördünde dünyaya gelmişti. Enteresan bir ayrıntı ve tesadüf olsa gerek; Uyar'ın terk-i dünya eylemesi de yine bir başka Ağustos sıcağına, 1985’in 22 Ağustos'una denk düşer. 

Türkçe'nin en güzel şiirlerinden / dizelerinden bazılarını yaratmayı başarmış Turgut Uyar bir 'asal gaz' kadar asil, Higs Bozon'u kadar gizemli ve erişilmez, unicorn ya da dört yapraklı yonca gibi 'yok ama var (yoksa 'var ama yok' mu demeliydim?), zümrüd-ü anka kuşu denli nadirattan bir fenomen ve ender rastlanabilen bir kelime kuyumcusu ve şuur cengaveriydi.  



George Bernard Shaw: 'bazı insanlar bazen insanlar'


5 Mart 2016'da ilk defa paylaştığım aşağıdaki metni, güncelliğine binaen, aldım blogumun ön safına.


'Tarihten hiçbir şey öğrenilemeyeceğini gene tarihten öğreniriz.' demiş George Bernard Shaw. Valla der, zîrâ onun hakkında konuşmadığı, fikir beyan etmediği konu yoktur dense yeridir. İlerleyen satırlarda detaylandıracağım bir tespitimi söyleyerek ilerliyorum: bu argüman düpedüz bir paradokstur. Bu tespitimi gerekçelendirmeden önce, Shaw hakkında bazı önemli hususları, ana hatlarıyla da olsa, paylaşmakta fayda görmekteyim. 

Entelektüel kapasitesiyle, insanlıkla paylaştığı müktesebatıyla 19. ve 20. asırlara damga vuran, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin tamamlandığı şu aktüel uğrakta da türümüz homo sapiens - sapiens'e ışık tutmaya devam eden bu önemli kültür ve fikir adamı 
26 Temmuz 1856'da Dublin, İrlanda'da doğdu, 95 yaşını yaşadığı 2 Kasım 1950'de de İngiltere'de öldü. 

Ölüm biçimi oldukça kayda değerdir: sağlığına çok dikkat eden, katı bir vejetaryen olan ve hayatı boyunca sigara ve alkolden uzak duran yazar, (lütfen dikkat muhterem kârim: 95 yaşındaki birinden bahsetmekteyim) ölümünden sadece birkaç gün önce, bahçesindeki bir ağacı budarken merdivenden düşmesi sonucu oluşan yaralarının iyileşmemesi yüzünden ölmüştü. 

Büyük kısmı halâ sevilerek izlenen ve çok önemli gişe başarıları elde etmeye devam eden altmıştan fazla oyun yazdığı için, daha çok oyun yazarı olarak tanınır Shaw. 

Mazhar Osman: Türkiye'de 'deli' yaklaşımından ruh sağlığı ve sinir hastalıkları anlayışına geçişi sağlayan öncü hekim



Aşağıdaki metni bu haliyle ilkin 01 Eylül 2017'de paylaşmıştım.


 α - medhal / prologue (i):
Akıl (sinir, ruh ?)  hastalıkları ve bunların tedavi yolları, derinden etkilendiğim konulardandır. Bunlara dair olan okumalarım / izlenimlerim / tecrübelerim sayesinde, 
mezkûr alan hakkındaki bazı sorular(ım)a (kuşatıcı ve tatminkâr olmayan kısmi) cevaplar bulabildiğimi itiraf etmeliyim (ii). Bu esnada, bazı başka (enteresan / derin / deli?) soruları(mı)n alametifarikası olan istifham işaretlerinin zihnimde yeşermesine, yer etmesine ve giderek de yerleşmesine engel olamadığım ise diğer bir itirafım olmuş olsun.

İtiraflar (Confessiones) ile başladı bu kapsamlı tıp tarihi merkezli deneme. Ki, bu bir tesadüf, ya da, yazarının bilinçsiz bir tercihi olmasa gerektir. Öyle ya; 'aklın kendisine, kendisinin hastalıklarına ve bunların tedavilerine dair konuşması', özü itibarıyla bir (örtük / dolaylı / gizli) itiraf hamlesi değildir de nedir ki?

Böylesi bir ilgi alanı olanın, bahse konu 'problemle (akıl hastalıkları) onun çözüm (tedavi) mantığına / metoduna işaret eden problematiğin nispet ettiği anlam dairesi'nin Türkiye'deki izdüşümleriyle yakından ilgilenmesi beklenir. Türkiye'de, 20. asrın başından bu yana geçen 110 yıla mütecaviz bir süredir, mezkûr alanda gerçekleştirilen praksislere dair yaptığım aşağıdaki 'kuş bakışı' rasat, işte bu beklentiyi teyit eder mahiyettedir.  


2 - İyi ki Besim Ömer Paşa istememiş!


Gönülsüzce girdiği Askeri Tıbbiye sınavlarından alacağı sonucun, sadece kendisi için değil, ülkesi ve toplumu için de nasıl da değiştirici / dönüştürücü bir muharrik etken işlevi göreceğini, genç Mazhar, hiç kuşku yok ki, tahayyül dahi edemezdi. Nitekim, sınavı kazandı ve başarılı da bir tıp talebesi olarak temayüz etti. Branş tercihini kadın doğumdan yana yapmasına karşın, Besim Ömer Paşa onu doğumhanesine istemediği için nisaiyeci olamadı (xv). 1903’te Zoeros Paşa’nın yanında dahiliyeci oldu. Haydarpaşa Askeri Tıbbiye’yi Doktor Yüzbaşı olarak dereceyle bitirdi.


Hicaz’a tayin’i çıktı, ancak gidişi 1 sene ertelendi. Alman hocalarının teşvikiyle Gülhane Tatbikat Mektebi ve Seriyat (Klinik) Hastanesi’nin Akliye ve Asabiye şubesine stajyer olarak girdi. Akliye ve Asabiye şubesini tercihi, bahse konu sahada o gün için elle tutulur teşhis ve tedavi yolları olmadığından, arkadaşları arasında ‘zeka intiharı’ olarak nitelendirildi. 1905’de Hicaz’a gitmesi yeniden söz konusu olduysa da, kürsü kurucusu, hocası Raşit Tahsin devlet ricalinden birisiyle İsviçre’ye gittiğinden, Mazhar Osman muallim muavini olarak hem Askeri Tıbbiye’de ve hem de Gülhane Tatbikat Mektebi ve Seririyat Hastanesi’nde ruh ve sinir hastalıkları hocası oldu. Akabinde gönderildiği Manastır’da yoğun olarak akıl hastalıkları emareleri gösteren komitacıları inceledi. 1906’nın sonuna doğru döndüğü İstanbul’da girdiği muallim muavini sınavını birincilikle kazandı. Aynı sırada ilk eserini kaleme almaya başladı. Gülhane’deki Alman hocalarının yönlendirmesiyle gittiği Toptaşı Bimarhanesi'nde yaptığı mesleki tetkikler, Osmanlı İmparatorluğu'nda akıl hastalarına reva görülen muameleyi idrak etmesi bakımından çok önemlidir. Genç tabibin, bu geziden kendisine kalan ilk intibaa ve kanaatler, ölünceye kadar canlılığını koruyacak olan bir 'dehşet hissi'ydi. Bimarhane cehennemine kapatılanlar için bir şeyler yapmanın gerekliliğine ikna olan Mazhar Osman, üzerinde çalıştığı eserin bakiyesini işte bu kavrayış ile ikmal etti.

En iyi 101 Fantastik ve Bilim Kurgu Kitabı (serisi)


Dokuz yıldan fazla olmuş aşağıdaki listeyi paylaşalı. Onu, geçen zaman karşın güncelliğini çok da yitirmediği için, sadece tek bir ilâveyle, bir bilimkurgu üçlemesi ekleyerek taşıdım blogumun başına. Orijinali 100 başlık içeren liste böylelikle 101 başlıklı bir toplama erişmiş oldu. Listedeki seriler (kaç kitaptan oluşurlarsa oluşsunlar) tek bir kitapmışlar gibi eklenmiştir listeye.

Listeye katkım:
Sadece Cin'in değil gezegenin de yaşayan en önemli bilimkurgu yazarlarından Cixin Liu'nun anıtsal üçlemesi:

***Üç Cisim Problemi
***Karanlık Orman
***Ölümün Sonu
21. asrın ilk çeyreğine damgasını vuran bir sagadır.









Bilim kurgunun ve fantastik kurgunun iyi örneklerini zevkle (üstelik de bazılarını birden çok kere; baş ucu kitabım statüsüne terfi eden kimilerini ise defalarca ve döne döne) okumamın yanı sıra, bunların iyi edebiyatın ve söz konusu genre'ların tutkulusu olan başkaları tarafından da okunmasını teşvik etmeye çalışırım. Bu bağlamdaki düşünce ve duygularımı paylaşmak ve türün meraklılarına, karınca kararınca da olsa, yardımcı olabilmek adına, uzunca bir süredir 'okuduğum en iyi bilim bilim kurgu ve fantastik kurgu kitapları' başlıklı bir liste yapıp bloguma koymayı düşünüyordum. Buna dair, epeyce kapsamlı sayılabilecek, bir taslak listeyi de oluşturmuştum. Derken, Ersin Şen'in Facebook hesabında paylaştığı ve Kayıp Rıhtım isimli bilim kurgu ve fantastik kurgu blogunun çevirip 20 Ağustos 2011'de yayınladığı aşağıdaki listeyle burun buruna geliverdim. Yarısından fazlasını okuduğum ve geri kalanlarının da önemlice bir kısmını okuma listeme aldığım kitaplardan oluşan bu çalışma, yapmayı düşündüğüm söz konusu listeyle büyük ölçüde örtüşmekteydi. Bunun üzerine 'adamlar mükemmelen yapmış işte kardeşim; sen en iyisi mi onu koy bloguna' diyerek alıverdim onu aşağıya. Siz sevgili bilim kurgu ve fantastik kurgu meraklılarını, (metaforik değil, okuduğunuzda öğreneceğiniz üzere, gerçekten de) binlerce kişinin emeğinin, ortak aklının ve müşterek gayretinin eseri olan aşağıdaki mükemmel listeyle baş başa bırakırken; yanı sıra da, başta metni çeviren ve redakte eden Yosun Erdemli olmak üzere, bu listeye emeği geçen herkese candan teşekkür etmeyi bir borç bilirim efendim (i), (ii).


En iyi 100 Fantastik ve Bilim Kurgu Kitabı 

Bu liste NPR (National Public Radio) sitesinin kullanıcı oylamasına sunduğu ve 60,000 kişi tarafından oylanan fantastik, bilimkurgu kitaplarını kapsayan bir derlemedir.Liste için 5,000’den fazla kitap aday gösterildi ve 60,000’in üzerinde oy geldi. Listeye şöyle bir göz attığımızda genel olarak hakkaniyetli bir oylama yaşandığını söyleyebiliriz. Özellikle ilk 25 kitabın Türkçeye çevrilmiş olması mutluluk verici. (Her ne kadar bazılarının sadece ilk kitabı çevrilmiş olsa da…)İşte şimdi sizlere Kayıp Rıhtım olarak bu 100 kitabı sırasıyla ve Türkçe açıklamalarıyla birlikte sunuyoruz! Çevrilmiş olan tüm kitapların künye bilgilerine ulaşmak için yapmanız gereken tek şey eserin adına tıklamak. Ayrıca çevrilmemiş kitapların isimlerinin hemen yanında duran işaretinin üzerine mouse ile geldiğiniz zaman bizim çevirdiğimiz Türkçe isimlerini de görebilirsiniz.Şimdi buyurun hep beraber listeye göz atalım ve “Ne okusam?” sorusunu uzun süreli olarak kafamızdan uzaklaştıralım!
#

1

Yüzüklerin Efendisi
J.R.R. Tolkien

Tolkien’in çığır açan üç ciltlik bu destanı, Yüzük Savaşı sırasında hobbit Frodo ile yoldaşlarının kötücül Güç Yüzüğü’nü yok etmek ve Orta Dünya’ya tekrar huzur getirmek için yola çıkışlarını kaydediyor. Fantezi edebiyatının en bilindik ve kalıcı klişelerini oluşturmuş sevilen üçlemenin etkisi halen devam etmektedir.

2

Otostopçunun Galaksi Rehberi
Douglas Adams

Adams’ın Otostopçu serisinin eğlendirici ilk kitabında, isteksiz galaksi gezgini Arthur Dent içinde uzaylıların, ispermeçet balinalarının, depresyondaki bir robotun, göründüklerinden farklı olan farelerin ve gerçekten, gerçekten kötü şiirlerin dahil olduğu, Dünya’yı gerçek anlamıyla sarsan olayların rüzgarına kapılıyor.

3

Ender’in Oyunu
Orson Scott Card

Dahi olmak üzere yetiştirilen genç Andrew “Ender” Wiggan, uzaylı Böceklere karşı yüz yıl boyunca sürecek savaşı yönetmek üzere eğitim alması için Savaş Okulu’na yazdırılır.

Alfred North Whitehead, Bertrand Russell ve Principia Mathematica


2016 Aralık ayında ilk defa bu platformda paylaşmıştım aşağıdaki metni; önemine binaen öne çekerek yeniledim yayımlanma tarihini.

α - prologue - bidayet - takdim


15 Şubat, İngiliz matematikçi, filozof, Mantıksal Pozitivizmin ve Viyana Çevresi'nin önemli üyelerinden, Süreç Felsefesi ile Organizma Felsefesinin 20. asırdaki en önemli temsilcilerinden, Cambridge Platonistlerinin pîri, (Şimdilerde Oxford Platonistlerinin önde gelen sîmâsı ve 2020 Nobel Fizik Ödülü sahibi olan) Roger Penrose başta olmak üzere, son 100 yılın çok sayıda düşünce insanını derinden etkileyen bir fikir mimarı, 1+1= 2'nin kanıtlamasının, 300 sayfadan fazla süren bir akıl yürütmeler zinciri sonucunda gerçekleştirildiği ve de tamamı büyük ölçüde matematik simgelerden oluşmuş üç ciltlik abidevi Principia Mathematica'nın Bertrand Russell'la birlikte eş-yazarı olan Alfred North Whitehead'in (1861 – 1947) doğum günüydü, kutlu olsun(0),
(1), (2).

Üç cildinin ilk baskıları 1910, 1912 ve 1913 yıllarında yapılan Principia Mathematica'nın(3), üzerinden 110 yıl geçmesine karşın, henüz Türkçe'ye çevrilememiş olduğunu da hatırlatmış olayım(4). Neden olduğu sonuçları bakımından matematik, mantık, bilimin hemen her disiplini, teoloji ve metafizik için değerli olan; bu niteliğiyle de insan aklının büyük bir utkusuna işaret eden bu eserin
 en kısa zamanda dilimize kazandırılması gerekiyor. 'Bu gerçekten 'demir leblebi' işi kim lâyığıyla yapar, kim Principia Mathematica'yı, eserin değeriyle örtüşen bir kalitede, basar?' diye sorguladığımda, aklıma ilk etapta sektörün lideri olan Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları geliyor haliyle. İş Bankası'nın yayımcılık sektöründeki liderliğine dair sektör bileşenlerinden epeyce bilgi geliyordu; ancak, mezkûr kurumun 2020 sonunda sosyal medya mecralarında yaptığı aşağıdaki paylaşımı, bu konudaki tartışmalara noktayı koyan hamle oldu(5).

1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarına yakışır

Doğrusu ben, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan bu matematik - mantık - felsefe - bilim şaheserinin çevirisini yapmasını bekleyenlerdenim.

Türkiye yayımcılık piyasasının lideri olarak bu önemli misyon onlara aittir bence. Çevirmeninin, Yapı Kredi Yayınları'nın Ulysses'inin çeviri sürecinde gerçekleştirdiği üzere, bir yarışma ile belirlemesinin mezkûr eserin ruhuna fevkalâde yakışacağını düşünüyorum. Öte yandan, eserin İngilizcede ya da başka ciltlerde basılmış
nüshalarını da fiziken elime alıp tetkik edemedim. Aslında bunu yakın zaman kadar gerçekleştirmem mümkündü, zirâ, haftada iki gün müzayede yaptığımız Gezegen Sahaf'ta bu eserin bir takımı bulunmaktaydı. O süreçte, yâni, pandemi öncesinde, maalesef, herhalde basiretim bağlandığından olacak, onu elime alıp dünya
gözüyle tetkik edememiştim. Şu sıralarda da mezkûr sahafın olduğu Galatasaray'a az biraz uzakta olduğumdan, bu zevkli işi an itibarıyla yerine getiremiyorum. İstanbul'da olan, ya da yolu bir şekilde İstanbul'a düşen kitapseverler, satılmadan Principia Mathematica'yı mutlaka incelesinler derim. Şu sıralarda teselliyi, değerli dostum Murat Haser'in paylaştığı esere ait pdf linklerini incelemede buluyorum, ne diyeyim, bu kadarına da şükür. Ya bu linkler de olmasaydı?!? 2 - Kurt Gödel'in yanlışlaması!

Kitapla ilgili bir bilgi notu daha:

Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir (mi?)

Ata sözlerine gereğinden fazla kredi açar, hakikatle olduğunu varsaydığımız mutabakatlarını pek sorgulamayız. Onların; insanlığın, binlerce yıllık birikiminden süzülmüş maximler / aforizmalar olduğuna ve atalarımızın kuşaklar boyunca eylediği pratiklerinden imbik imbik damıtılmış hikmetlere referans verdiklerine dair olan inancımızdır buna yol açan.

Oysa durum hiç de öyle değildir. Bize ve dünyanın diğer birçok milletlerine ait olan atasözlerinin bazıları; hem  


1 - dolaylı / mecazi / analojik anlamları (bağlamları), hem de; 

2 - 'kelimesi kelimesine (mot a mot, literary) / doğrudan' dillendirdikleri ve/veya referans verdikleri anlam daireleri bakımından muğlaktır, totolojiktir (mugalâta), anlamsızdır, içeriksizdir; bu yüzden de faydasızdır, gereksizdir, hatta kimi durumlarda tehlikelidir de.

Dilber Ay: 'kendimi sömürtmek zorunda mıyım?' derse, Şahan Gökbakar ne cevap verir?




6 yıl önce hayatını kaybeden Türk Halk Müziği ve arabesk sanatçısı Dilber Ay Karakaş (1 Ocak 1956 - 29 Nisan 2019) hakkında tam 13 yıl önce yazdığım bir yazıyı, virgülüne dokunmaksızın, taşıdım blogumun başına.
40 yıllık Dilber Ay, 2012 Türkiye’sinin yeni popüler kültür ikonu oldu

Son zamanlarda; sanal alem, sosyal medya, tv kanalları ve yazılı basın gibi bütün mecralarıyla Türkiye’de ciddi bir Dilber Ay fırtınası esiyor. Bu durumda da, (bu satırların yazarı gibi) bir ‘araştırmacı ve soruşturmacı net-citizen’ için ‘Neden Dilber Ay ve niçin şimdi? sorusunun peşine takılmak son derece de normal ve rutin bir faaliyete dönüşüyor. Esasen, aynı sorgulamayı şu şekilde de formatlamak pekalâ mümkündür:Ne oldu da, 40 yıldan beri, kendi mecrasında icra-ı sanat eyleyen Dilber Ay, ana akım medyası tarafından birdenbire keşfediliverdi ve neredeyse her gece, önemli bir ulusal kanalda canlı yayına çıkarılmaya başlandı? Aslına bakılırsa, bu furyanın start almasının, bir diğer deyişle, sanatçının, sadece, kabaca 40 yıldır izleyeni olan o klasik ve belirli alt kültür gruplarınca bilinir ve kucaklanır olmaktan çıkıp, geniş yığınların ‘radarına takılma’ya başlayarak gerçek bir ‘popüler kültür ikonu’ oluşunun kaynağını;  izlediği ‘sui generis (nev-i şahsına münhasır) genel yayın politikası ve bunun alt bileşenleri olan enteresan program formatları sayesinde, özel bir seyirci kesimini kendisine bağımlı kılmayı (hatta fanatiği yapmayı) başaran Flash TV’deki o ‘emsalsiz’ programda, ‘Kadere Mahkûmlar’da[i] teşhis etmek mümkündür.  

yâ Kebikeç, ihfazu'l varak!






Kasım 2018'de, yânî, 6.5 yıl önce paylaştığım yazımı yeniden atıyorum sahne ışıklarının altına...

19 Kasım 2018, Pazartesi günü Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Üsküdar (Atik Valide) Yerleşkesi'nde Tarih Araştırmaları Kulübü'nün düzenlediği 'Kitap Dünyası İle Tanışmak 'Kebikeç Nasıl Olunur?' başlıklı kitabiyat sohbetinde kitapseverlerle birlikte olacak ve 'Merak etmek, kitap, okumak, yazmak, paylaşmak, öğrenmek, öğretmek, hayat, ölüm,.....' mevzularını yatıracağız masaya; kitap dostlarına duyurulur.....

Bu vesileyle 'Yâ Kebikeç, İhfazu'l - Varak' sözünün kökenlerine dair bir metni paylaşıyorum efendim.


Ömer Seyfettin'in başı kesildi (mi?)




Birinci otopsi fotoğrafı. Fotoğrafın Tahir Alangu'nun monografisinde yer alan orijinalinin altında eski yazıyla Türkçe yazılmış 'Muhterem Ömer Seyfettin Bey' iadesi bulunmaktadır



0 - prologue: bir hatayı tashihin zamanı gelmedi mi?


'...Bu fotoğrafta (yukarıdaki fotoğraf kastedilmektedir, zş) ünlü yazarın cesedini görüyorsunuz. Etrafında tıp öğrencileri bulunuyor ve fotoğraf çekildikten biraz sonra da bir hastane hademesi onun cesedinin başını kesiyor.
Fotoğraf gazetelerde yayımlandıktan sonra, Seyfettin’i tanıyanlar hastaneye koşup başı olmayan cesedi kurtarmaya çalıştılar ama artık her şey için çok geçti…' (i).

Yukarıdaki satırlarla benzer içerikte olan ve temelde 'Ömer Seyfettin'in sahipsiz / kimsesiz bir şekilde öldüğü, otopsisi sırasında başının kesildiği ve cesedinin de kadavra olarak kullanıldığı' merkezindeki iddialara yer veren metin ve videolara son birkaç yıldır dijital ortamda sıklıkla rastlamaktayız. İlerleyen satırlarda bu iddialar, hakikatle olan mutabakatı sorgulanarak, çürütülmeye çalışılacaktır(ii), (iii). 

Toplumsal bilinçaltımızdaki kimi kodlarla bazı düşünsel stereotiplerin oluşmasına katkı vermiş bu önemli kültür insanımızın hayatının kayda değer dönemeçlerini, kuş bakışı da olsa, hatırla(t)manın, yukarıdaki iddiaların otantisitesini tespit etmeye yardımcı olacağını düşünüyorum. Yeri gelmişken söyleyeyim: son 60 yılda Ömer Seyfettin'e dair oluşturulan literatür maalesef çok cılızdır. Böylesine önemli bir konuda sergilediğimiz bu düşük performans, genelde çeşitli dünya hallerine karşı beslediğimiz merak duygusuyla, temelde bunun tarafından tetiklenen entelektüel üretimimizin zayıflığının sayısız emaresinden sadece biridir.

1 - Ömer Seyfettin nasıl bir hayat yaşadı?

Ömer Seyfettin'i tanımayanımız yoktur. Büyük çoğunluğumuz ilk ya da ortaokul çağlarımızda, ya da ilerleyen dönemlerimizde okuduğumuz hikâyelerinin bazılarını hatırlarız halâ. 

tarih-i hakîkî-i iştirâkiyyûn








homage to Sergey Yesenin & Vladimir Mayakovski


utopia idi te(k)lif, mesrur ve ümidvâr olsun deyu beşer. geçti praxis ırzına, pert oldu cümle nazari eser. 

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü



Varoluş bir mucizeyse şayet, ki, öyle olduğuna dair en ufak bir şüphemiz dâhi yoktur, kadın bu mucizenin kalbi, ruhu, beyni benliğidir. Kadın ve Kâinat ruh ikizidir, doğurgandırlar onlar, yaşam verir ve yaşatırlar. İşte bu yüzden kadın yaşamın ve Kâinatın hem kendisi ve hem de özü ve özetidir. 

Her kadın yılmaz ve yıldırılamaz bir yaşam savaşçısı ve emekçisidir.
Kadın ve erkek arasında illâ bir önem sıralaması yapmak gerekse, şayet adil yapılırsa bu sıralama, erkeğin ilk sırada yer alma şansı da yoktur, hakkı da! 
Hal ve hakikat böyleyken kadın, insanlığın tarımı, devleti, sınıfları, yerleşik toplumu ve kentleri icat ettiği 12,000 yıldır ikinci cins muamelesi görmekte, erkekten aşağı bir statüye mahkûm edilmektedir. Bahse konu bu 12,000 yıllık insanlık ve medeniyet tarihi, kadının hak ettiği mevkie gelme mücadelesi olarak okunsa yeridir ve pek tabidir ki bu sürecin bu pencereden okunuşu varoluşun hakikatiyle de mutlak bir mutabakat halindedir. 

İnsanlığın yarısını oluşturan kadınların binlerce yıl süren eşitlik mücadelesinde önemli bir merhaleydi 8 Mart 1857 tarihi. New York'taki bir tekstil atölyesinin kadın emekçilerinin verdikleri insani koşullarda çalışma mücadelesi o tarihte polis şiddetiyle bastırılmış, emekçi kadınlardan ölenler ve yaralananlar olmuştu. Bu barbarlığa bir saygı duruşu gerçekleştirmek adına ilk defa 28 Şubat 1909'da New York'ta kutlanan Kadınlar Günü'nün ülkemizdeki ilk kutlanışı 8 Mart 1921'e rastlar. Bu tarihten sonra çok uzun süre Türkiye'de Kadınlar Günü kutlamalarına izin verilmemiştir. Kutlamaların sosyalist, komünist ve feminist çevreler dışında diğer toplum kesimlerini de kucaklaması, etkinliğin Birleşmiş Milletler tarafından 1975'de kutlanmaya başlanması ve üye ülkeleri de bu kutlamalara katılmaya teşvik etmesinden sonra oldu. 

Çizgi Roman Bildiğiniz Gibi Değil / düzeltmeler

 

Yazarlarından olduğum NODUL 2023 Türkiye Kültür, Sanat, Edebiyat Almanağı'nda yer alan Çizgi Roman Bildiğiniz Gibi Değil başlığını taşıyan kapsamlı metnim bazı düzeltmeleri gerektirmekte. Bahse konu düzeltmeleri paylaşıyorum:


*** sayfa (s.) 314, sol sütunun yukarıdan 13. satırında başlayan 19. dipnot’u ile, kısmı, mezkûr dipnot metne alınmadığından, çıkarılacak.

*** s. 314, sağ sütunun yukarıdan 11. satırında başlayan 46. dipnotta ayrıntılandıracağım kısmı, mezkûr dipnot metne alınmadığından, çıkarılacak.

*** s. 314, sol sütunun alttan 4. satırındaki Chat GPT ve Dall-E gibi kısmı çıkarılacak, yerine şu ifade gelecek:

İnsan geribeslemeli pekiştirmeli öğrenme (Reinforcement Learning from Human Feedback / RLHF) temelli eğitilip geliştirilen Geniş Dil Modeli (Large Language Model / LLM) esaslı yapay zekâ yazılımları

*** s. 314, 2 numaralı dipnot, ona yazmamdan sonra geçen yaklaşık 2 yıllık sürede yapay zekâ konusunda elde edilen olağanüstü gelişmeler ve bu temelde yaptığım okumalar sonucu eriştiğim aktüel kavrayışıma göre, epeyce tartışmalı, hatta ‘güvenilemez’ hale gelmiştir. Bu yüzden de, mezkûr dipnot aşağıdaki şekilde değiştirilecektir.

İbn-i Sîna'nın medikal kanonu: Canonis Medicinae / el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb /القانون في الطب




el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb'ın (Tıpta Kanun) 1593'de Roma'da tâb edilen ve nadirattan olan Arapça ilk baskısının  kapağı; İbn-i Sîna'nın temsili bir resmi. 

Yaklaşık 7 yıl önce okuduğum bir tivitin peşine düşüp yazdığım ve kabaca 4 yıl kadar önce bu mecrada paylaştığım aşağıdaki etüdüm, bugün, anlayamadığım bir sebepten dolayı, 4 yılda aldığından daha fazla tıklamayı ve etkileşimi bir kaç saat zarfınm alınca, onun gözden geçirilmiş versiyonunu blogumun başına almanın anlamlı bir tercih olacağını düşündüm. Mezkûr metne alâka gösteren onca kişinin bir bildiği olmalıydı, öyle değil mi? Esasen 2017'den 10 yıl önce üzerinde epeyce çalıştığım ve neticesinde bir de metin ürettiğim İbn-i Sîna'dır mercek altına aldığım antite. İlerleyen satırları buraya, onu ilk yayımlayışımdan 7.5 yıl sonraki bir tarihe taşımamın müşevviki budur ve bundan ibarettir muhterem kârîm.

0 - prologue - medhal - bidayet

Bir tivit okudum ve olaylar gelişti. 
Giriş cümlesini, Orhan Pamuk'un kült kurmacası Yeni Hayat'ın ilk cümlesine nazire olarak yazdığımı gören edebi oyunlar meraklısı okur, onu niçin 'Bir gün bir tivit okudum ve bütün hayatım değişti' şeklinde kurmamış olduğumu da sorgulamıştır diye düşünüyorum. 

Öyle yapmadım, zirâ, o denli abartılabilecek, duygu durumlarıyla düşünme pratiklerinin uçlarında deneyimlenen dramatik bir antite değildi o tivite muhatap olmamın akabinde yaşadığım / eylediğim süreç. 
Lâkin, mezkûr tivitin beni kapsamlı bir okuma - araştırma - düşünme - yazma faaliyetine teşvik ettiği (mecbur ettiğini desem daha uygun olurdu sanırım) ve nihayetinde de bu metnin oluşmasının pimini çektiği de inkâr edemeyeceğim bir vakıadır.

Columbia Üniversitesi'nde Klasik İslâmik Arap Tıbbı, Grek - Arap Filolojisi ve Klasik İslâmik Çalışmalar alanlarında öğretim üyesi olan Profesör Elaine van Dalen'ın, İbn Sînâ (İbn-i Sînâ)'nın 13. asır - 17. asır dönemine damga vuran medikal kanonu 'Canonis Medicinae (el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb / القانون في الطب)'nin Arapça ilk baskısı hakkındaki (dipnotlar bahsinde linkini verdiğim) Twitter paylaşımından bahsediyorum(i). Bahse konu tivite muhatap olduktan sonra, şu soruların cevabını aramaya başladım: 

***Profesör Doktor Esin Kâhya tarafından eksiksiz olarak dilimize kazandırılan Türkçe edisyonu 6 cilt ve 3,422 sayfaya baliğ olan eserin söz konusu Arapça baskısı tam metin midir, yoksa el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb'ın sadece bir kısmını mı içermektedir? 
***Kitabın kapağında yer alan ''Kütübü kanuni tıp. Bazı telifleriyle birlikte ilmi mantık, ilmi tabii (ilmi tabiye) ve ilmi kelam" ifadesi, mezkûr baskının, sadece el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıbb'ı değil, ('kütüb / kitaplar' kavramından hareketle) İbn Sînâ'nın tababet alanındaki birden çok metnini hâvî olduğuna mı işaret etmektedir? 
***Kezâ, ifadenin devamından hareketle, söz konusu çevirinin, Üstad'ın kelâm, mantık, felsefe, metafizik ve fizik gibi tıb ve eczacılık haricindeki disiplinlere dair görüşlerini de içerdiğine hükmedebilir miyiz? 
***Eğer böyle ise, mercek altına aldığım çeviri için 'İbn Sînâ'nın oldukça geniş bir entervale yayılmış olan müktesebatının çeşitli branşlarına ait katkı ve görüşlerinin özet bir koleksiyonudur' denilebilir mi?

Bir tividin zihnime perçinlediği sezgilerin muharrik etkeni / ateşleyicisi olduğu zikrettiğim bu soruların peşinde gerçekleştirdiğim cehdin nihayetinde, bir taraftan içerisinde ilerlenilen bu satırlar neşv ü nemâ bulurken, öte yandan da yukarıdaki sorular bazı başka soruları da bilinç alanıma taşıdılar ve beni konuyla az ya da çok alâkalı çok sayıda tâlî patikada ilerlemek ve keşifler yapmak durumunda bıraktılar. Bu metin daha çok o yan yollarda yaşadıklarımla irtibatlı ve iltisaklı oldu(ii). 

Ve fakat, bahse konu soruları cevaplamadan önce, İbn Sînâ'nın hayatına, müktesebatına, tesirlerine dair bazı detayların da altını çizmekte fayda var diye düşünüyorum. Öte yandan, ilerleyen bölümlerde dillendireceğim bahse konu antitelerin, başta TDV İslâm Ansiklopedisi olmak üzere, referans verdiğim kaynaklardaki bilgilerin, klasik nakil tekniğiyle yapılmış birebir tekrarı - klonu - replikası olmayacağını söylemeliyim. Bu metnin iddialarının muhkem kılınması adına onun gövdesine gömülmüş, temel ya da tâlî savlarını desteklemek için mimarisine eklemlenmiş olan bazı malûmatın ise, bir kısım okur tarafından unconventional - spekülatif - provokatif - irritative olarak değerlendirilmesi mümkündür. Mahiyetinin bu unsurları bakımından bu deneme, bibliyografyasında yer alan (Burchard Brenties - Sonja Brenties'in müellifleri oldukları eser hariç) kaynaklara hâkim olan resmi tarih tezlerinden ve ana akım kültürel kodlardan ayrışmaktadır. Bu da bana göre onu öne çıkaran orijinalitesidir, topoğrafyasının tezahür ettiği 'uzay-zaman sürekliliği'dir.

1 - Hipokrat, Galen, Avicenna

İbn-i Sina (Abū ʿAlī al-Ḥusayn ibn ʿAbd Allāh ibn Al-Hasan ibn Ali ibn Sīnā; 370/980 (981) Buhara -  428/1037, Hamedan) sadece İslâm aleminin değil, bütün insanlık camiasının en yaratıcı ve üretken beyinlerinden birisidir. İştigal - meşguliyet sahaları saymakla bitmez. Bunların en bârîz olan ve öne çıkanları: tababet, eczacılık, fizik, metafizik, felsefe, ahlâk felsefesi, psikoloji, mantık, astronomi, müzik, hendese ve ilm-i hesap gibi branşlarının toplamı olarak riyaziye, kelâm ve teolojidir. Bu metnin oluşturulmasında çok faydalandığım (yukarıda da referans verdiğim) TDV İslâm Ansiklopedisi'nin İbn Sînâ maddesinin başına, onu çok iyi karakterize eden ve düşünme tarihindeki yerini, ağırlığını ve önemini çok iyi özetleyen şu tespit kırmızı hurufatla manşet olarak yerleştirilmiştir: 

'İslâm Meşşâî okulunun en büyük sistemci filozofu, Ortaçağ tıbbının önde gelen temsilcisi

Yeri gelmişken, altını çizmekte fayda görüyorum: 1999 - 2010 periyodunda yazı kurulunda olduğum Hedef Sağlık Dergisi'ndeki 'Sektöre Kanat Gerenler' başlıklı yazı dizim çerçevesinde, 2008 başlarında okuruyla buluşan, bir İbn-i Sîna etüdü yapmış idim. Mezkûr metnimi, bu blogun 'bibliyografya ve dipnotlar' faslında paylaştığım kaynakları kullanarak - okuyarak inşâ etmiş idim. Toplamda 3,000 sayfaya erişen okumalar nihayetinde yaptığım bu biyografik çalışmanın, bahse konu kaynaklara erişme ve/veya onları okuma noktasında (zamanının olmaması, uzun metinlere muhatap olduğunda odaklanma problemi yaşaması vb. gibi) bazı problemlere dûçâr olan konunun potansiyel meraklıları için, güvenilir bir komprime kaynak ve alternatif bir özet bilgilenme fırsatı olduğunu düşünüyorum(iii). Pek tabii ki mezkûr metin, zikrettiğim kaynaklarla mukayese edilemeyecek denli mütevazi bir gayrettir. Paylaştığım kaynaklar, meselâ, TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki o mükemmel biyografi, söz konusu olduğunda, o metnimin esamesi dahi okunmaz. Bir diğer deyişle o, bibliyografyadaki diğer kaynakların ancak (tavşanın suyunun suyunun suyu... misali), özetinin özetinin özetidir. Dedim gibi, bahsettiğim kaynaklara erişim sorunu yaşanıyorsa, şahsın okumakla arası iyi değilse, yânî, uzun ve savlı metinlere muhatap olduğunda konsantrasyon problemi yaşıyor ya da sıkılıyorsa; lâkin, bütün bunlara karşın, İbn Sînâ hakkında da özet - komprime - hap - konsantre nitelikte de olsa, bilgi sahibi olmak istiyorsa, işte, esas olarak bu gibi hallerde bahse konu özet metin fonksiyonel ve faydalı olacaktır.

İbn-i Sîna'nın insanlık aleminin fikir hayatında, özellikle de tababet ve eczacılık sahalarında ne derece önemli bir sîmâ, ne kadar merkezi bir figür olduğunu kanıtlayan Orta Çağa ait aşağıdaki gravür, konuya dair yüzlerce sayfa dolusu metne bedeldir doğrusu. Bahse konu gravürde İbn-i Sîna, 'Batı Tıbbın ve eczacılığı'nın  kurucu babaları sayılan Hipokrat (460, Ελλάδα / Yunanistan, Kos / İstanköy - 370, Ελλάδα / Yunanistan, Larissa) ve Galen'in (129, Bergama - 216, meçhûl) ortasına yerleştirilmiş, başına da bir taç konulmuştur. Bu suretle de onun tababet ve eczacılık sahalarındaki merkezi ehemmiyet ve ağırlığına, yüksek düzeyde sembolizma içeren bir yaklaşımla, işaret edilmiştir(iv). Bu resim esasen, İbn-i Sîna'ya 'Tıbbın hükümdarı', 'Hekimlerin Kralı', 'Büyük Üstat' diyen Batılı bakış açısının pitoresk bir ifadesi, grafik bir özeti gibidir(v).

Çizgi Roman Bildiğiniz Gibi Değil - türler, yazarlar, çizerler, yayıncılar, ülkeler

 



          

        

α

'Homo sum , humani nihil a me alienum puto - 

İnsanım, insana dair her şeye aşinayım.'

Publius Terentius Afer

 

‘Sed omnia praeclara tam difficilia

Quam rara sunt – Ama, mükemmel olan her şey nadir

Olduğu kadar zordur da.’Spinoza,

Ethica’nın son cümlesi.

 

'Ben buradayım sevgili okuyucum, 

sen neredesin acaba?' Oğuz Atay, 

Demiryolu Hikâyecileri, Korkuyu 

Beklerken 

 

'İlgi alanları sınırsızdır ZŞ’ın; 

çok okur, az yazar, çok az paylaşır!' Ahmet Kot

 

‘Ancora imparo’ Miguel Ángel Buonarrotti

 

‘Perdam ignorantiam ignari!’ ZŞ([1])

 


                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

 

                                                                                                              
















içindekiler

 

künye---------------------------------------------------------------------------------------001

asal epigraf--------------------------------------------------------------------------------002

içindekiler([2])----------------------------------------------------------------------------003

teşekkür------------------------------------------------------------------------------------004

bütün bunlar böyle belirdi burada; zarûrî ve faideli bir izahat---------------------007

medhal / prologue / bidayet / girizgâh; ya da, mecburi bir iade-i itibar 

teşebbüsü----------------------------------------------------------------------------------010

çalışmanın dönemselliği-----------------------------------------------------------------013

nedir çizgi roman?------------------------------------------------------------------------013

etimolojik bir nazar-----------------------------------------------------------------------017

nedir bu 'panel' Allah aşkına?!?---------------------------------------------------------020

çizgi roman ve grafik roman farklı şeyler midir?-------------------------------------021

çizgi roman kaçıncı sanattır?------------------------------------------------------------023

çizgi romanın muhtasar tarihçesi-------------------------------------------------------025

küresel çizgi roman havzaları ve çizgi roman türleri--------------------------------027

mangamania: nedir bunun niçini?------------------------------------------------------029

Türkiye'de çizgi roman------------------------------------------------------------------037

Çizgi roman tarihimizin en efektif ve en özgün 25 sanatçısı----------------------047

2023 Türkiye'sinde çizgi romanlar ve yayıncıları-----------------------------------071

Çizgi roman sadece çizgi roman değildir!--------------------------------------------085

sonuç - hüküm - prologue - nihayet---------------------------------------------------088

bibliyografya / kaynakça---------------------------------------------------------------092

 

 

 

 

 

***) teşekkür

 

Orijinal olmayı, özgünlük tahtında değerlendirilmeyi, tamamıyla olmasa bile hiç olmazsa bazı bölümleriyle (müspet manada) provokatif ve ufuk açıcı olarak tasvir ve tavsif edilmeyi hedefleyen okunulan te(k)lifin, hiç kuşkusuz 'klişe'lere, konservatif anlatı matrislerine, kabul görmüş verili ifade pattern'lerine en ziyade yaslanan (teslim olan) bölümü olmaya namzet bu bahis, münevver ahlâkının icbar ettiği bir husus ve kapsamlı bir makale formatındaki kurgu dışı bir metnin formel bakımdan sine qua non'u olması hasebiyle dillendirilmiştir. 

 

Servet İnandı ve Türker İnandı'ya, ülkemizin en önemli butik çizgi roman yayıncısı olan Flaneur Book markasıyla dilimize kazandırdıkları, sadece içeriklerinin niteliğiyle değil, (bilhassa bazıları), bir sanat yapıtı olarak tasarlanmalarıyla da farklılık arz eden olağanüstü kaliteli eserler yüzünden; Doğan Şima'ya, âdeta tek kişilik bir ordu, bir 'one-man band' gibi davranarak sahibi - editörü - finansörü - çevirmeni - yöneticisi olduğu Baobab Yayınları markası altında dilimize kazandırdığı nitelikli çizgi romanlar için; İlker Özer'e, Çizgi Düşler Yayınevi ile yaptığı yayıncılığın yanı sıra, geniş bir arşiv temelinde gerçekleştirdiği sahaflık ve araştırmacılığıyla genelde çizgi roman tutkunlarına ve koleksiyonerlerine, özelde de okunulan satırların hakir müellifine onlarca yıldır sürdürdüğü çok yönlü hizmetleri için; günümüzde fumettonun son kalesi diyebileceğimiz Lâl Kitap'ın kurucusu, sahibi ve yöneticileri olan Ayşe Karsel Zaimoğlu ve Bahadır Zaimoğlu'na, 2002'den bu yana sarsılmayan bir inançla ve kalite çıtasını daima vasatın üzerine çıkararak yaptıkları çizgi roman yayıncılığı için; M. Kutlukhan Perker'e, kurucusu ve yönetici olduğu Kara Karga Yayınları ile gezegenimizin neredeyse bütün çizgi roman havzalarında yayınlanan kurmaca ve kurgu dışı eserlerin kalitelilerini seçerek dilimize ve insanımıza kazandırdığı için; Ayşegül Utku Günaydın'a, Desen Yayınları markasıyla, tercüme ve telif olmak üzere, hem çocuklara ve hem de yetişkinlere seslenen ve ortalamanın oldukça üzerinde olan kaliteleriyle temayüz eden çizgi romanların meraklısıyla buluşması noktasındaki katkıları için; Mustafa Küpüşoğlu ve Çetin Şan'a, Alfa Kitap çatısı altında vücûd bulmasına katkı verdikleri çeşitli genre'lardaki nitelikli çizgi romanlar için; İlhan Yılmaz'a, müessisi, sahibi ve yöneticisi olduğu Presstij Çizgi Roman'la İzmit'te gerçekleştirdiği işler sayesinde 'genelde yayıncılık, özelde de çizgi roman yayıncılığı İstanbul'da yapılır kardeşim!' ezberini bozduğu için; Ömer Bahadır'a, kurucusu, sahibi, yöneticisi, finansörü ve genel yayın yönetmeni olduğu Felix Koleksiyon üzerinden yayınını sağladığı az sayıdaki ama olağanüstü kalitedeki sınırlı baskılı, numaralı koleksiyonluk yapıtlar için; Erdem Aydoğan'a, 20 yıla yakın bir süre içinde, kurucusu - sahibi - yöneticisi olduğu Marmara Çizgi Yayınları çatısı altında bastığı yaklaşık 650 çizgi roman ile, mezkûr alanların meraklılarına, popüler kültürün bu anlatı mecrasının neredeyse bütün havzalarından ve türlerinden seçilmiş kaliteli yapıtları sunduğu için; Hakan Şaşmaz'a, kurucularından olduğu Rodeo Yayıncılık markasıyla basılmasına katkı verdiği çok kaliteli Ken Parker serileri, mezkûr yayınlarda yer alan gerçekten sıra dışı editoryal metinleri ve çizgi roman kozmosuna dair olan bilgi, birikim ve eksperliğiyle, arşivindeki olağanüstü zengin ve kaliteli çizgi romanları, orijinal çizimleri ve kapakları, özelde ülkemiz insanının, genelde de 8.1 milyar kadın ve erkek dünyalının hizmetine ve istifadesine sunduğu için; Meraklı Çizgi Roman Sahaf'ın kurucusu merhum Tayfun Alemdağ'a, sohbetlerimiz sırasında paylaştığı kıymetli informasyonlar ve orijinal değerlendirmeleri ve arşivime kazandırdığı olağanüstü nadirattan çizgi romanlar için; merhum Hasan Kabakçı'ya, 1990'ların ilk yıllarında KadıköyNeşet Ömer Sokak'ta Cumartesi ve Pazar günleri açılan seyyar kitap sergileri arasında kendilerine yer bulan çizgi roman esnafının, aynı sokaktaki Kadıköy İş Merkezi'nde çizgi roman sahafı açmalarına, açtığı dükkânla, önderlik ettiği, sohbetlerimizde beni dokuzuncu sanatın muhtelif bahislerinde tenvir edip münevver kıldığı ve gün ışığına çok az çıkmış oldukça nadir bazı çizgi romanların koleksiyonumun parçası olmasını sağladığı için; Murat Sevgikuranlar'a sohbetleri, dijital yayınları ve 2000'lerin ilk yıllarında mezkûr iş merkezinin en alt katında moderatörlüğünü ve münadiliğini deruhte ettiği müzayedelerle, açık artırmacılık hususunda önce hocalarımdan ve rol modellerimden biri, akabinde de meslektaşım olduğu için; Murat Alpgüven'e, yayınları, dijital baskıları ve geniş çizgi roman bilgisinden süzülen paylaşımlarıyla zenginleştirdiği sohbetlerimiz ve arşivime kazandırdığı bazı nadirattan eserler yüzünden; acil şifalar dilediğim İlyas Erkul'a, tadı halen de damağımda olan sohbetlerimiz ve kütüphaneme kattığı değerli ve nadir çizgi romanlar için; merhum Yener Çakmak'a, benzeri olmayan kişisel tecrübelerle zenginleştirilmiş bilgi yüklü metinlerinden çok istifade ettiğim için; okunulan metnin ana gövdesinde, dipnotlarında ve bibliyografyasında atıf yaptığım âsârın yazarlarına, çizerlerine, renklendiricilerine, kaligraflarına, grafikerlerine, editörlerine, mütercimlerine, yayıncılarına ve diğer emekçilerine; bilhassa da, ele aldığım hususatın kuramsal kaynaklarına, teorik çerçevesine ve informatif mahiyetteki muhtelif detaylarına dair çok şey öğrendiğimi ve bu bakımdan da kendimi kendilerine borçlu hissettiğimi her mecliste ve her vesileyle itiraftan zevk duyduğum külliyatın / âsârın, başta Will Eisner, Scott McCloud, Levent Cantek, Hakan Alpin, Ümit Kireççi gibi müellifine; normalden bir miktar uzun olduğunu düşündüğüm cümleler kurmak konusunda üstadım, rol modelim, pirim efendim bildiğim James Joyce'a; fikri panteonumun mimarlarından olan Gottfried Wilhelm LeibnizEdmund Husserl, Ahmet Mithat Efendi, Ömer Seyfettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, İsmet Özel'e ve başta Georges Perec ve Italo Calvino olmak üzere OuLiPo (Ouvroir de littérature potentielle - Potansiyel Edebiyat Çalışmaları) akımının bütün neferlerine ([3]); psikolojik ve mental bakımdan oldukça sıkıntılı bir dönemim olan Haziran 2015'de hayatıma giren, o günden beri dostluğu ve görüşleriyle ile beni zenginleştiren, sık sık tekrarladığı 'Çok okuyor, çok konuşuyor, ama az yazıyorsun!' ikazıyla okunulan satırların en önemli manevi ve fikri müşevviklerinden olan iki Cihanda aziz bildiğim Ahmet Kot'a ([4])20 Mayıs 2023 gecesi 22.00 dolaylarında yaptığımız (ve takip eden bölümde ayrıntılarını paylaşacağım) telefon görüşmesindeki talebiyle bu entelektüel gayretin husule gelmesinin vesilesi, muharrik etkeni ve ebesi olan sevgili ve değerli Şaban Özdemir Hocama ve nihayet, 1963 yılının sonbaharında, okula başlamamdan 1.5 yıl önce, aldığı çizgi romanlar üzerinden okuma yazma öğrenmemi, kitap sevgisini ve kütüphane, arşiv, koleksiyon oluşturma meraklarını kuşanmamı sağlayan rahmetli anneciğime ve isimlerini zikretmemiş olmam, üzerimdeki emeklerine saygısızlığımdankadir - kıymet bilmezliğimden ya da kibrimden değil, sadece hafıza zâfiyetimden kaynaklanan diğer fikir mimarlarıma ve entelektüel rehberlerime müteşekkirim efendim. 

 

Öte yandan, normatif olarak anormal - sıra dışı - acayip - obsesif - akıntıya karşı - delice - dahice - anlaşılmaz - dekadans - muhteşem her ne var ise bu metinde, işte onlar bütünüyle müellifin marifeti, mesuliyeti ve telifi dairesindedir.

 

Mayıs 2023 – Nisan 2024, Kepez.